Kaydet
a- | +A

Bin dokuzyüz yetmişli yıllarda kimi Yeşilçam oyuncularının sahnelere şarkıcı olarak çıkmalarına, müzik dünyası tepki göstermiş ve bu yüzden epey tartışmalar yaşanmıştı. Ama dinleyiciler ya da o günlerin deyimi ile gazino müşterileri, ses ve sanattan çok, görüntü ve ambiyansa değer verdiği için, tepkilere rağmen bu akım devam etmiş ve epeyce bir sinema sanatçısı, hızlandırılmış müzik kurslarından geçip soluğu sahnede almıştı. Müzik dünyasını kırdığını farkeden sinema yapımcıları ise, hem gönül almak hem de doğru tabiri ile bir taşla iki kuş vurmak için, ne kadar ünlü ses sanatçısı varsa, senaryosuna uydurup artistliğe soyundurmuştu. Gerçi, batılıların müzikal filim dedikleri ve ünlü sanatçılara yaptırdıkları biliniyor idiyse de, bizde sanatçıların sinemaya soyunması bir nevi "Anadolu turnesi" gibi algılanmıştı. Peki şimdi medya sayfasında bu konu nereden çıktı derseniz, buna cevap vermeden yine aynı yıllarda yaşanan bir başka gelişmeyi de anlatalım. Yine yetmişli yıllarda tv ve radyo istasyonlarında tiyatro sanatçılarının işe alınmalarına ülke genelinde büyük tepki gösterilmişti. Aynı şekilde gazetecilik mesleğinden gelmeyenlerin mesleğe girmesini kabullenemeyen medya çalışanları da ülke çapında eylemler gerçekleştirdiler. Gazetecilik örgütleri, meslek dışından gelenlere kapıların kapatılmasını ve gazeteciliğin etik tecrübe çerçevesinde değerlendirilmesini istediler. Tiyatro sanatçılarını işe alan medya kuruluşları bu artan tepkiler üzerine, onları kapı dışarı ettiler ama para cezasından da kurtaramadılar.Gazeteciler Federasyonu yayınladığı bir deklarasyonda, meslekten olmayan kişilerin medya dünyasına sokulmasının kamuoyuna saygısızlık olduğunu ileri sürdü.

Amerika örneği Medya kuruluşlarının bu hassasiyetine rağmen, yine de bazı medya organlarının tabi Amerika''da, biraz da patronlarının ya da piar kuruluşlarının önerisi ile zaman zaman sanatçı ya da politikacı bazı ünlülere sütuunlarını ve ekranlarını açtıkları olmuş ama meslek kuruluşları da anında harekete geçerek buna karşılık vermişlerdir. Peki öz yurdumuzdaki durum diye yazıyı devam ettirmeye kalkınca, zannederim Amerika ile ilgili anlattıklarımızın bize biraz tuhaf geleceği kesin. Bin dokuzyüzyetmişli yılların artist sanatçılarının yerini, ülkemizde bin dokuzyüz doksanlı yıllarda artist gazeteciler ve televizyoncular almaya başlamıştı. Önce, jübilelerini yapan futbol adamlarını futbol yazarı olarak saflarına katan gazetelerimiz daha sonra ve tabii özellikle görselliğin önem kazandığı televizyonculuk için de güzellik yarışmaları finalistleri ile sevilen film ve sahne yıldızlarını da mesleğimize kazandırma yarışı sbaşlattılar. Bu arada mesleki kuruluşlarımızın kıllarının bile kıpırdamadığını bilmem anlatmaya gerek var mı. Birer vesile ile medya dünyasına alınan bu meslek dışı insanlardan bir bölümü aldıkları astronomik ücretlerle küplerini doldurarak, ya da yerlerini kendilerinden daha güzel ve alımlı diğer meslektaşlarına kaptırarak medyadan tasviye oldular. Bir bölümü ise, medyacılığı da bayağı becerebileceğini kanıtladı.

Uzmanlaşmanın önemi Farklılıkları içimize sindirerek, en azından Avrupa''ya tam üyelik eşiğinde, gösterdiğimiz hoşgörü ile dünyaya örnek olmaya çabaladığımız bir dönemde, basında bir zamanlar yaşanan " alaylı-mektepli" ayrımcılığı gibi şimdi de " Artist-gazeteci" cinsi bir bölücülüğe çanak tuttuğumuzu zannetmeyin. Ama girmeye çalıştığımız Avrupa toplumunda, hatta talip olduğumuz global işbirliğinde uzmanlaşma diye bir kurum var. Ve bu insanlar uzmanlaşmaya büyük önem veriyorlar. Şimdilik, daha soru bile sormasını bilmeyen, ama ünü neredeyse muhatabını bastıracak kimi medya mensupları ile biz bize bayağı iyi idare ediyoruz da, yarın Avrupalı olduğumuzda, medyamızın teknolojisinin dışında da rekabete zorlanacağı bir ortamda ne yaparız onu merak ediyorum. Medya dünyamızın başbakanlar, bakanlar çıkardığı, hatta nice ünlü sanatçının medya kökenli ya da medyadan kopmadan ünlü olduğunu inkar edecek değiliz. Hele kimi sanatçılarımızı başımızda cumhurbaşkanı bile görmeyi arzu ettiğimizi de biliyoruz. Hatta her seçimde aday yaptığımız sanatçıları da unutmuş değiliz. Hele hele sanatçılarımızın başarıları ile gögsümüz de kabarmakta. Ama, iş mesleğe ve etiğe gelince, gazeteciliğin de gazetecilere bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. Ya da en azından meslek kuruluşlarımızdan biraz ses çıksın istiyoruz. Belli ki çok şey istiyoruz. Tamam "her şey olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız" ama sanatçı oldunuz diye de gazeteci olacağınızı kim söyledi? İstermisiniz bu yazıdan sonra köşemiz ünlü bir sanatçıya haftalık sohbet köşesi olarak tahsis edilsin!..

Kısa kısa... Kısa kısa... Kısa kısa... Kısa kısa... Kısa kısa... Yeni medya üsleri: Samandıra ve Hadımköy Sabah Gazetesi Samandıra''da kurduğu yeni baskı tesislerine görkemli bir açılış yaptı. Yazıişleri''nin Nişantaşı''na nakli süratli bir biçimde sürüyor. Diğer gazetelerle dergiler farklı yerlere taşındılar. Sıra mevcut binanın satışına geldi. Sabah, bu operasyonla yeni bir yapıya kavuşmuş oluyor. Öte yandan Yay-Sat da Hadımköy''e taşındı. Özellikle müşteri gazetelerin işi zorlaştı ama alternatif olmadığından sunulan koşullara herkes evet demek zorunda kaldı.

Elli yıllık gazeteciler Ankara Üniversitesi, elli yıllık gazetecileri ödüllendirdi. Hatırşinas bir girişim. Sayıları hayli azalan bu gazetecileri nasıl buldular, doğrusu şaşırdık. Törene katılanlar arasında CHP Genel Başkanı Altan Öymen, Milliyet''ten Orhan Tokatlı, Cumhuriyet''ten Cüneyt Arcayürek, Ali İhsan Göğüş, Cezmi Başar, İlhan Çevik ve Müşerref Hekimoğlu da vardı.

ANKA, 29 yaşında Müşerref Hekimoğlu''nun gayretiyle ayakta duran ANKA Ajansı, 29. yaş yılını kutladı. Bir zamanların vazgeçilmez ajansı olma özelliğini kazanan ANKA, hâlâ verdiği haberlerle farklı bir yayıncılık yapıyor.

Esenköy toplantısı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti''nin seminerlerinden biri Yalova Esenköy''de yapıldı. Onaltıncı seminerde televizyon yayıncılığı konusunda bilgiler sunuldu ve tartışmalar açıldı. Herkes kendine göre bir bilgi edindi. Bu sefer toplantıya katılanlar arasında Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri de vardı. Onlar da görüş bildirdi. Dinleyici olarak yer aldı ve toplantı daha anlam kazandı. Herkesin birbirinden öğreneceği bir şeyleri olması güzel.

Medya müfettişleri Basın Konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi medyamızı mercek altında tutan iki mesleki kuruluşumuzdan başka, bazen insaf sınırlarını da aşan eleştirileri ile bazı yayın organlarımız da "medya müfettişi" gibi görev yaparlar. Mesela bunlardan birisi haftalık olarak yayınlanan ve sanal ortamda da ( internette) meraklılarına ulaşan Kuvai Medya Dergisi. Ankaralı meslektaşlarımızca yayınlanan ve bizim dünyamıza seslenen dergi çok zaman değişik nedenlerle medyada yayınlanma şansı olmayan konulara da yer veren bir yayın organı.Sol bir dünya görüşüne sahip olmasına rağmen, zaman zaman sol basına eleştirilerinde de acımasız bir üslup kullanan dergi, haber seçiminde ise oldukça tarafsız kalmaya çalışır.

İddialı bir uyarı Ama kurulu düzenle ve patronlar dünyası ile kanları uyuşmadığı için de sık sık engellenmeye ya da susturulmaya çalışır. Dergi, kendi üslubunun ve içeriğinin farkında olduğundan "Bu dergiden iktibas etmek cesaret işidir" diye iddialı bir de uyarı koyar her sayısına. Dediğimiz gibi, internette de yayın imkanı bulan dergi genelde sivri çıkışları ve acımasız eleştirileri ile kimilerini oldukça rahatsız etmeyi başarmaktadır. İnternet ortamında faaliyet gösteren bir diğer yayın da, gazeteci Ahmet Tezcan''ın, medyadan dışlandığı dönemde yayına açtığı Dördüncü Kuvvet Medya sitesidir.Zamanla Ahmet Tezcan''ın sitesi olmaktan çıkan ve pek çok tanıdık kalemin de yazdığı site de Kuvacılar gibi, daha ziyade medya ile meşguldür. Yapımcılar gazetecilikle ilgili pek çok kaynağa da buradan ulaşılabilecek bir işlev kazandırmışlar siteye. Tabi bazı fısıltılar, doğruluğu fazlaca araştırılmayan kimi iddialar ve haberler de köşenin demirbaşları. Buna rağmen Kuva''cılar kadar aktüaliteyi takip edememekteler. Özellikle Ahmet Tezcan medya ile yeniden barışıp, üstüne üstlük televizyon dizisi senaristliğine de soyununca sitenin eski canlılığı kalmadı gibi. Medyayı teftiş eden diğer bazı siteler de yok değil. Serdar Turgut''un çabaları, jurnal net yayınları bu alanda gayret gösteren diğerlerinden.

Medyakronik sitesi Son olarak bir grup meslektaşımız da internet ortamında medyakronik sitesini hizmete soktular. Kürşat Bumin, Alper Görmüş ve Ümit Kıvanç''ın editörlüğünü yaptığı sitede Umur Talu, Nilgün Toker, Alev Alatlı, Nuray Mert gibi bazı tanınmış kalemler de günlük basını değerlendirmeye başladılar. Bilgi Üniversitesi''nden altı kişilik bir ekibin, iletişim fakültesi öğrencileri nin de desteği ile hazırladıkları ve her gün güncellenen sitede medya eleştirilerinin yanısıra tartışma platformları da yer alıyor. Günlük gazetelerin de yeni bir yayıncılık anlayışı içerisinde, medya ile ilgili köşeler açtıkları, medya içindeki haberlere özel önem verdikleri hatta köşeler arasındaki polemikleri bile haber yapmaya başladıkları malumunuz. Özellikle medya duayeni Dünya Gazetesi Sahibi Nezih Demirkent''in medyayı konu alan ünlü salı yazıları da oldukça dikkat çeken ve takip edilen köşeler. Aynı şekilde, Fehmi Koru''nun Taha Kıvanç imzalı kulis köşesi ilgisini büyük oranda medyaya ve medya dünyasına yöneltmiş vaziyette. Keza, aynı gazetenin bir başka yazarı Mehmed Barlas da, köşesini sık sık medya dünyasına açmakta. Aynı şekilde Milliyet''te Umur Talu''nun ve Zaman''dan Salih Özcan''ın pek çok yazısı da yine bizim dünyamızı konu almakta.Yani medyamız, yine kendi içinden müfettişlerce sıkı bir göz hapsinde, Yine de bazı hataların ve yahlışlıkların yapıldığı da gerçek.

Güle Güle Kahraman Bapçum Yaklaşık 50 yıldan beri Milliyet Gazetesi''nde çalışan Kahraman Bapçum, Perşembe günü yayınladığı duygulu bir makale ile spor yazarlığına veda ettiğini okuyucularına duyurdu. Bapçum''un, bizim mesleği dejenere edenler için yaptığı tesbitler bazı gerçekleri olduğu gibi su yüzüne çıkarıyor. "...Ama artık kulüp sözcülüğüne, amigoluğa, televoleciliğe soyunmuş, ya da kendi kendilerini hapsettikleri değişmez kişilere esir olmuş arkadaşlarımdan ne alacak şeyim var, ne onlara verecek bir şeylerim. Yani artık benzemeğe ayak uydurmağa çalışılacak örnek de göremiyorum..."