Kaydet
a- | +A

Geçen haftalarda, gazete dağıtımında yaşanan sıkıntıları dile getirmiş ve BBD operasyonu ile başlayan restleşme sonrasında, Star gazetesinin genel dağıtım ağı dışında kaldığını duyurmuştuk. Uzanlar''la, gazete ve mecmuaların yurt genelinde dağıtımını gerçekleştiren iki şirket BBD ve Yay-Sat arasında hâlâ bir anlaşma sağlanmış değil. Bunun yerine Uzanlar, kendi dağıtım şirketlerini, Medya Pazarlama A.Ş.''yi kurduklarını açıkladılar. Şirket şimdilik sadece Star gazetesinin dağıtım, pazarlama ve satışını yapıyor. Verilen bilgiye göre Medya Pazarlama A.Ş''nin Türkiye genelinde 578 başbayii ve 15 bin 200 adet son dağıtıcı noktası bulunuyor. Şirket, toplam 204 nakliye aracı ile gazetelerini dağıtıyor..

Eroğlu da gruptan koptu Bir süre önce gruba katılan Yaşar Eroğlu ise, yaşanılan ve istenmeyen bir noktaya gelen zıtlaşmalar nedeniyle Uzanlar''dan ayrıldı. Oysa, basın çevreleri Eroğlu''nun gelişi ile Uzanlar''ın basın dünyası ile daha gerçekçi bir diyalog imkanına kavuştuğunu düşünüyordu. Uzanlar''ın, Eroğlu''nun bu tasarrufuna saygı gösterdikleri ve gruptan ayrılmasına zorluk çıkarmadıkları belirtiliyor. Doğan ve Bilgin Grubu ile, Uzanlar arasında bir uzlaşmanın sağlandığını söylemek ise henüz mümkün değil. Özellikle, geçtiğimiz hafta, Milliyet ve Hürriyet binalarına karşı girişilen çirkin saldırılar ardından, özellikle Milliyet yönetiminin, işin arkasında Uzanlar''ın olabileceği şeklindeki imaları kavganın kolay bitmeyeceğini gösteriyor. Star gazetesinin, Genel Yayın Müdürü aracılığı ile televizyondan yaptığı çağrılara rağmen, hükümetin ve siyasilerin de bu konuya bulaşmaktan kaçındıkları dikkat çekti. Hasılı, geçen haftadan bu yana fazla bir gelişme yok. Bizler ise bir an önce uzlaşma temennimizi tekrarlamak isteriz.

Telsim Ligi tarih oldu Uzanlar''a karşı savaş sadece Star gazetesi ile sınırlanmış değil. Son olarak Star''ın, milli takımın baraj maçlarının naklen yayın hakkını da ihalesiz olarak alması, medyadaki savaşı hem şiddetlendirdi hem de genişletti. Doğan ve Bilgin grubu gazete ve tv kanalları bir yandan Futbol Federasyonu''nu suçlarken bir yandan da Uzanlar''a yükleniyor. Bu arada gerek Telsim Ligi adı yüzünden, gerekse Teleon''un diğer kanallara maç özeti satarken istediği fiyat nedeniyle grubun üzerine hayli ağır bir baskı uygulanıyor. Hükümetin, Telsim Ligi adını iptal eden ve ihalesiz maç yayın haklarını önleyen bir kararnameyi bakanların imzasına açtığı haberleri üzerine, dün gruptan yapılan yazılı bir açıklama ile Telsim Ligi adının kaldırıldığı ve sponsorluktan çekilindiği duyuruldu.

Maliyetler artıyor ama.. Star''ın bir anlamda piyasadan silinmesine rağmen indirimli fiyat uygulamasında bir gerileme yok. İki büyük holding ve Çukurova, bazı gazetelerini eski fiyattan satmayı sürdürüyorlar. Bu durum da en fazla, büyük gazetelerin fiyat artırmak konusundaki tasarruflarını etkiliyor. Oysa girdi maliyetlerindeki artışlar 150 bin liralık gazeteleri yeni fiyat ayarlamalarına zorluyor.

Abone sistemini sevdiler Geçtiğimiz haftalarda Ekonomik Forum Gazetesi vasıtası ile, Hürriyet gazetesinin de çok cüzi bir fiyatla abone yapıldığını duyurmuştuk. Aynı uygulama Milliyet Gazetesi için de devreye sokulmuş. Yani Doğan Grubu da, abone sistemini denemeye başlamış bulunuyor. .. Geçen hafta yayın hayatına giren CNN Türk ile ilgili ilk izlenimler ise şimdilik pek parlak değil. Kimi çevreler yeni kanalı "Dağ fare doğurdu" diye karşıladı. Kimi çevreler ise kanala süre verilmesi gerektiği görüşünde. Bu arada Doğan Grubu''nun Çukurova ile ortak yatırımı Digital Forum''da çalışmalar hızlandırılmış görünüyor. En geç yılbaşında ilk büyük çıkışların yapılacağı belirtiliyor.

Yeni bir günlük gazete daha! Aynı şekilde, Doğuş Grubu''nun CNBC ile işbirliği arayışlarını da geçtiğimiz hafta duyurmuştuk. Bu konuda epey yol katedildiği ve anlaşma noktasına ulaşıldığı belirtiliyor. Doğuş Grubu''nun bir de günlük gazete çıkarmak istediği ve bu konuda çok ciddi hazırlıklar yaptığı da ortaya çıktı. Grup, NTV adına bir haber dergisini daha önce piyasaya çıkarmıştı.

Kızılay''ın intikamı Özellikle 17 Ağustos depreminden sonra basının boy hedefi haline gelen ve akıl almaz iddialara muhatap olan Kızılay, yapılan zoraki kan değişiminden sonra savunmaya geçebildi. Kızılay Genel Başkan Vekili Fadıl Ünver, bazı medya kuruluşlarına karşı "Manevi kişiliğe hakaret"ten tazminat davası açmaya hazırlandıklarını açıkladı. Ünver, "Tenkit ayrı, hakaret ayrı. Bazı haklı uyarılara teşekkür ederiz, bu bizim yanlışlarımızı görmemizi sağlar. Ancak hiç kimsenin hakaret edici yayın yapmaya hakkı yok" diyor. Geçtiğimiz aylarda, Öcalan''ın avukatları da, bazı yayın organlarını benzer iddialarla dava edeceklerini açıklamışlardı.

Vat iz diz! Ya da reklamın iyisi kötüsü olur mu? Bir zamanlar, yani medyanın altın çağında, kimi haber ve dizi başlıkları ya da bir habere çıkarılan spot başlık bir süre sonra reklamcılar tarafından, herhangi bir ürünün reklam spotu olarak karşımıza çıkardı. Biz haberciler de pek keyiflenirdik. Ama gel zaman, git zaman sular tersine döndü ve artık haber başlıkları ya tutulan bir reklam sloganından ya da popüler şarkı sözlerinden oluşmaya başladı. Yani keyif alanlar değişti. Son günlerin en fazla konuşulan ve tabii haliyle, birçok farklı haberin de başlığı haline gelen bir reklam spotu Vat iz Diz''le başlıyor. Spot, medyamızda, altı polisiye habere, üç siyasi magazine, ona yakın sosyal içerikli habere başlık yapıldı. İlginç tarafı hepsine de pek uydu. Editörler sıkılıncaya ya da reklamcılar yeni bir slogan üretinceye kadar belli ki pek çok olayı "Vat iz diz"diye sunup, okumaya devam edeceğiz. Şimdi gelelim başlıktaki soruya: "Reklamın iyisi, kötüsü olur mu" sorusuna. Eğer, göreviniz bu konuda yasak koyup, kaldıracak bir resmiyet taşımıyorsa, yani ille de bir karar vermek zorunda değilseniz mesele yok. Genel inanış "Reklamın iyisi kötüsü olmaz" yönündedir. Hedef akılda kalmak, daha dogrusu, reklamın amaçladığı ürünün akılda kalmasına vesile olmaktır. Yani, amaç ille de para kazanmaksa, müspet ya da menfi gündemde olmak, başarılı bir reklamla mümkündür. Olaya bu açıdan yaklaşınca, son günlerin popüler reklam ve başlık spotu "Vat iz diz" oldukça başarılı sayılır. Hele üzerindeki tartışmaları da düşününce, iki kere başarılı sayılır. Başarısına rağmen, reklamla ilgili tepkileri ne kadar göz ardı etmeli. Galiba sorun burada. Önce, reklamdaki bir karakterden yola çıkılarak öğretmen camiasının hafife alındığı itirazları dile getirildi. Hatta bilmem kaç yıllık eğitimciler konuşturulup, eleştiriler getirildi.

Reklamcı ne diyor? Tabii eleştirilere karşı cevaplar da yok değildi. Yapı Kredi Bankası Genel Müdür Yardımcısı R. Ömer Kükner''e göre tartışmalar, yanlış anlamadan kaynaklanıyor. Kükner, "Hababam Sınıfı ile büyüyen bir toplum, espriye daha açık olmalıydı. Buna rağmen, reklamın olumlu etkileri şu ana kadar görülmemiş düzeyde" diyor. Reklamı gerçekleştiren Alice/BBDO Grup Yönetim Kurulu üyesi Haluk Sicimoğlu ise açık açık, "İnsanları harekete geçirmek için provokatif bir reklam yapmak gerekiyordu. Onu gerçekleştirdik" diyor. Yani ortada pek yanlış anlama, anlaşılma falan yok. Reklama karşı yapılan eleştirilere gelince. Sorun sadece, filmdeki öğretmen karakteri ile öğretmenlerin hafife alındığı noktasında kalmıyor. Reklamdaki provokatif espriye ve hafifliğe inat çok daha sosyal eleştiriler de getirildi. Özellikle köşe yazarı Serdar Turgut''un eleştirideki yaklaşımı oldukça enteresan ama bir o kadar da düşündürücüydü.. Ki asıl tartışmalar Turgut''un mahut eleştirisinden sonra hızlandı. Turgut: "Bu reklam Türkiye''de bütün değerlerin, özellikle 1980''li yıllardan itibaren nasıl da altüst olup, ayaklar altına alındığının bir göstergesidir" diyor ve şöyle devam ediyordu:

Varsa yoksa para mı? "Öğretmen, saygı simgesiydi Türkiye''de Bilgi veren insana duyulan saygı bir zamanlar bu memlekette paylaşılan nadir hislerden bir tanesiydi.

Ama yeni oluşturulan Türk insanının artık bilgiye ihtiyacı yok.

Varsa yoksa ''para'' var.

Para bilginin yerini almış durumda.

Bu nedenle reklamda hoca İngilizce öğretmek istediği öğrenciye telefonu gösterip ''Bu nedir'' diye sorduğu zaman öğrenci ''Banka'' diyebiliyor.

Mesele orda kalsa iyi, reklamdır, bu tür oyunlar yapılabilir der geçersiniz.

Ama illa da doğruyu öğretmeye çalışan hoca aşağılanacak.

Öğrenci benim son derece tiksindiğim, o kısa sürede para kazanıp da bütün cahilliğine rağmen kendisini önemli zanneden zavallılara ait olan edayla hocaya dayılanıyor.

Para işinden anlamıyorsan bana bir şey öğretemezsin diyor.

Çekip gidiyor sınıftan alaycı tavrıyla.

Çünkü onun ve onun simgelediği yeni değerlerin bilgiye, dünyayı daha iyi anlamak için yabancı bir dili öğrenmeye ihtiyacı yok.

Para, para, para.

Bankayı bilsin, repoyu bilsin, borsada hinlik yapmayı bilsin ona yetip de artıyor.

Paran kadar konuş! Çok acı, çok derinden yaralayıcı bu reklamda doğru olarak verilmek istenilen hayat tarzından çok daha farklı bir Türkiye özleyenler açısından son derece büyük hakaret oluşturan bir reklam bu.

Bilgiyi reddeden, bilgi aracılığıyla para kazanmayı vakit kaybı olarak gören, her türlü insani ilşkiyi para bazına indirgeyen, üretmeden para kazanma hedefiyle yanıp tutuşan insanlara hitap eden bir reklam bu.

Türkiye''ye hâkim olan ideolojiye pek de iyi giden, buna uyum sağlamış mesajlarla yüklüydü televizyonda izlediklerim.

Bilgi, üretme, üretici olma bir yana, para kazanma bir yana diyen bir Türkiye oluşturuldu son yıllarda.

Eskiden, çocukluğumuzda biz bir arkadaşımıza ''Paran kadar konuş'' diyecek olsak annemiz babamız bizi ayıplardı.

Şimdi reklamda bilgi aktarmaya çalışan hocaya öğrenci bir anlamda ''Paran kadar konuş'' diyor, bu harika bir reklam, modern Türkiye''nin bir göstergesi olarak alkışlanabiliyor.

Ne kadar ayıp!.."

Başarılı bir reklam Evet.. Zaman zaman, kimilerine uçuk gelen yazılarıyla tanınan Serdar Turgut''un, basit bir banka reklamı ile ilgili sosyo-kültürel tahlili böyle. Klasik ölçüler içinde gerçekten başarılı bir reklam. Son zamanlarda hiçbir reklam bu kadar tartışılmamıştı.

Bu arada biz gazetecileri de hoş görün artık. Bu kadar tartışılan bir reklam spotundan âlâ haber başlığı mı olur. Baksanıza, biz bile yazımıza "Vat iz diz" diye başlık attıktan sonra...

Haftanın İncisi Ah şu bürokrasi... "Teğmenliğe terfiyi bile ben imzalıyorum. Ben ne tanırım asteğmeni, ne bilirim teğmeni... İki günde bir yüzlerce imza atıyorum. İnceleme olanağım yok... Bir uzman doktorun izninin uzatılmasına dair karara da benim imzam gerekiyor. İki köy arasındaki sınırın yeniden belirlenmesine dair karara da.." Başbakan Bülent Ecevit Fikret Bila''nın "Ecevit''in İsyanı" başlıklı yazısından alınmıştır.