Basra'da yaşayan ve çok fakir olan İsmâil Efendi'nin üç kızı vardı. O gün, bir kızı daha dünyaya gelmişti. Adını Râbia yani "Dördüncü" koydular...
İsmâil adındaki salih bir zatın üç kızı vardı. O günlerde bir çocuk daha bekliyorlardı. Nihayet beklenen gün geldi ve hanımı nur topu gibi bir kız çocuğu daha dünyaya getirdi. Adını Râbia yani "Dördüncü" koydular...
İsmâil Efendi çok fakir olduğundan Râbia doğduğu gece evde ihtiyaç olan şeylerden hiçbiri yoktu. Bu duruma hanımı çok ağlayıp mahzûn oldu. Efendisine;
-Karşıdaki komşuya gidip, bir miktar kandil yağı isteyebilir misin? dedi.
İsmâil Efendi, Allahü teâlâdan başka kimseden bir şey istememeye söz vermişti. Bununla beraber hanımını üzmemek için komşuya gitti. Kapıya elini sürdü ve geri gelip, hanımına "Kapı açılmadı" dedi. Kadıncağız daha da mahzunlaştı. Gözlerinden sicim gibi yaşlar süzüldü.
İsmâil Efendi de çok üzüldü... Bir ara başını dizine dayadı ve öylece uyuyakaldı... Rüyâsında Peygamber Efendimizi gördü. Resulullah Efendimiz, kendisine buyurdu ki:
-Hiç üzülme! Bu kızın, öyle bir hanım olacak ki, ümmetimden yetmiş bin kişiye şefâat edecek. Yârın bir kâğıda; "Sen her gece Peygamber efendimize yüz salevât-ı şerîfe, cuma geceleri de dört yüz salevât gönderirdin. Bu cuma gecesi unuttun. Bunun kefareti olarak, bu yazıyı sana getiren zâta dört yüz altını helâl parandan ver" diye yaz ve sonra o yazıyı Basra Vâlisi Îsâ Zâdân'a ver!
İsmâil Efendi uyandığında, Peygamber Efendimizi görmenin sevinciyle ağlıyordu...
Hemen kalktı, buyurulduğu gibi yaptı. Doğruca Basra Vâlisi'nin yanına gitti...
Vâli mektubu okuyunca çok duygulandı. Resûlullah Efendimizin kendisini hatırlamasının şükrü için, binlerce altını fakirlere sadaka verdi.
Râbia'nın babası İsmâil Efendiye de mektupta yazılanı ve ona ilâve olarak pek çok altını da sadaka olarak verip, bir ihtiyâcı olursa tekrar gelmesini tembih etti...
Aile böylece bolluğa kavuştu ve kızlarına rahatça bakıp onu güzel edep ve terbiye ile yetiştirdiler...
İşte bu çocuk büyüdü ve dünyanın tanıdığı hanım evliyanın büyüklerinden "Râbia-i Adviyye" oldu...
***
Râbia-i Adviyye hazretlerine "Bu yüksek derecelere ne ile kavuştun?" diye sorduklarında buyurdu ki:
"Beni ilgilendirmeyen her şeyi terk ve ebedî olanın yani Allahü teâlânın dostluğunu istemekle..."
Bir gün kendisine "Kul, Allahü tealadan nasıl razı olur?" diye sordular. Onlara şöyle cevap verdi:
"Allah’tan gelen nimet ve belayı aynı gördüğü vakit." Yani bela gelince de, nimetteki gibi hâli değişmemişse, Rabbinden razı sayılır, demek istedi.
Allahü teala şefaatine nail eylesin. Âmin...

