Türkiye’nin gelecekte en büyük sorunu ve sıkıntısı, evliliklerin ve hâliyle nüfusun azalması!..
Bir de doğrudan ve dolaylı ikinci sorun toplumda hızla artan ahlaki çöküntü. Medyadaki haberlere bakamaz olduk. Haberlerin büyük çoğunluğu vurma kırma kavga aile cinayetleri, madde bağımlılığı, aldatma hırsızlık rüşvet, kumar, bahis haberleriyle vb. dolu. Toplumun gelir düzeyi düşük olanlarda ayrı problem, gelir düzeyi yüksek kesimlerde daha da kocaman ayrı problemler var. Annenin ev hanımı, babanın çalışan çocukların eğitim öğretim içinde olduğu o çekirdek aile tipini arar olduk. Herkes çalışma herkes kariyer ortamında. Bu sebeple evlenme yaşı otuzlu yaşların sınırını da çoktan aştı.
Gündüz vardiyası yetmiyor bir de gece vardiyasında çalıştırılıyor insanlar. Böyle bir ortamda bir anne nasıl çocuklarına annelik yapabilecek, bir baba nasıl çocuklarına babalık yapabilecek. Bu çocuklar evde çekirdek aile dediğimiz aile terbiyesini nasıl alacak, nasıl görecek?
Bir anne olan kadının fabrikalarda gece vardiyasında çalışması kaldırılmalı. Bir anne için gece vardiyasının önce aileye sonra topluma getireceği o kadar sıkıntılar var ki anlatılsa kitaplara sığmaz. “Evi dişi kuş yapar” bizim atasözümüzdür ama dişi kuş evinde kalamıyor ki! İnsanın en rahat edeceği zaman dilimi gece evinde istirahat etmesi dinlenmesidir.
Anneler zorunlu olmayan işlerde kesinlikle gece çalışmaya zorlanmamalıdır. Anne, eviyle ve çocuklarıyla ve ailesiyle ne kadar çok ilgilenir onlarla ne kadar beraber kalırsa toplumun ruh ve beden sağlığı o kadar mükemmel olur.
Dişi kuş evi yapar yapmasına amma sistem dişi kuşu evde tutmasına fırsat vermiyor! Fabrikalarda çalışan kadınlara gece vardiyasında çalışması hem devlet hem de özel sektörde âdeta normal hâle gelmiş durumda.
Ülkemizde nerdeyse evlenenler kadar boşanmalar oluyor. Toplumun huzurunu kaçıran şiddet ve ahlaki çöküntü hadiselerinin yüzde sekseni, dağılmış ailelerinin bireylerinden kaynaklanıyor. Boşanma demek mutu bir ailenin dağılması demek, ortada kalan çocuklar ya anne ya da baba sevgi ve şefkatinde mahrum kalıyor veyahut üvey anne babanın elinde hırpalanıyor ezik ve öz güvensiz yetişiyor. Üvey kardeşi oluyor onunla da ne kadar uyum sağlar o da ayrı bir dert oluyor... Bütün bunların temelinde ve geri planında sıcak aile ortamının sürdürülebilir olmaması değil mi?
Bendeniz bir anne bir babadan olma dokuz kardeşli, nineli dedeli bir ailede büyüdüm. O büyük çok kardeşli ailenin insana verdiği öz güven sosyal destek, paylaşma, sevgiyi ve saygı duygusunu başka yerlerde bulmak çok zor.
Bu duyguyla diyorum ki kadının ayrı ve müstesna bir kıymeti vardır ailede. Bu kadar kıymetli ve değerli olmasaydı cenab-ı Allah cenneti anaların ayağını altına hiç kor muydu? Maalesef zamanımızda bu çok kıymetli değer olan kadına bu çağ bu değeri vermiyor.
Anadolu insanı kadına, gençken verdiği hürmeti yaşlanınca daha çok gösterir; elleri öpülür odanın başköşesinde oturtulur, yaşlı koca çınar gibi heybetli ve vakarlı mutlu hayat yaşar... Kadın evin içini mamur eder, eğer bir insanda iç âlem mamur değilse huzursuzsa, kolun bacağın gözün kulağın he kadar rahat ve huzurlu olabilir? Anne de iç ve dış huzuru sağlayan ailenin en kıymetli değeridir. Toplumun huzurlu sağlıklı hâle gelebilmesi de çekirdek ailelerin çoğalmasıyla oluşur.
Orhan Yavuz Ejder/Akhisar-Manisa
Hayırseverlerin yardımını bekliyorum
Feridun Ağabey, merhaba; emekli maaşım yapılacak zam ile birlikte 20 bin TL olacak. Kirada oturan bir kişi olarak yeni kira artışı oranı ile birlikte bu ay kirama maalesef %35 zam yapılacak. Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesinde Yüksek Lisans yapan ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine 2025 yılında başlayan 2 çocuğum öğrenim görüyor. Sizin aracılığınızla hayırseverlerin yardımlarını bekliyorum... İletişim bilgilerimi size gönderiyorum. Allah'a emanet olunuz... Selam ve saygılarımla.
Mustafa Keskin
Kaç defa yüreğim ağzıma geldi
Süresi dolan 65 yaş üstü toplu taşıma kartımı yenilemek için İETT'nin Yenibosna Merkez otobüs durağındaki bürosuna gittik. Büronun önünde bayağı bir kuyruk vardı. Hava da soğuktu. Birlikte gittiğim arkadaş "Abi sen arabada otur, ben içeri girince seni ararım, gelirsin" dedi. Arabada beklerken gördüğüm manzarayı, sizin aracılığınızla ilgili-yetkili makamlara yazayım istedim. Büyük bir meydanda, belediye otobüsleri için gayet güzel nizam ve intizam içinde yerler yapılmış. İETT Bürosu dediğim yer prefabrik küçük bir bina. İçeride 4 memur bölümü var. Mekân küçük olduğu için yaşlı-başlı kadınlar, erkekler dışarıda kışın soğukta, yazın güneşte kuyrukta sıra bekliyorlar. İşin bu tarafı ayrı bir konu, tabii yetkililer ne düşünür bilemem. Bu olumsuzluklara da bir çare bulmaları gerekir...
Bir de M-9 metro hattının Yenibosna istasyonunda E-5 yolu çıkışında yürüyen merdiven hayli aktif. İleride de ortada bir camlı kafeterya var. Bunun sağından solundan geçen insanlar metroya veya belediye otobüslerine doğru yürüyorlar. Bu bölgede ne bir trafik işareti ne bir yaya geçidi var. İnsanlar telaş içinde araçlar telaş içinde... Bulunduğum yerden bakıyorum, aniden bir araba çıkıyor. Nereden geldiğini de bilmiyorum. Beklediğim bu süreçte karşıdan karşıya geçmeye çalışan kaç tane yaya, arabalarla burun buruna geldi, saymadım. Allah esirgesin her an bir kaza tehlikesi var. Sizin aracılığınızla yetkililere arz ediyorum ki bu yerde bir trafik düzenlemesi yapılması gerek. Saygılarımla.
Sait Yolaçan

