Amerikan ordusunun ABD Başkanı Trump’ın emriyle Venezuela’ya bir askerî harekât düzenleyerek Devlet Başkanı Maduro ve eşini, Venezuela içinden aldığı fiilî destekle, kaçırıp ABD’ye götürmesi çok vahim bir olay. Maduro ve eşinin ABD’de terörizme destek vermek ve uyuşturucu ticareti yapmak suçlarından yargılanacağı belirtiliyor. Trump yaptığı açıklamalarda operasyon ve kaçırma olayı üzerinden kendisine ve ülkesine, özellikle operasyonu gerçekleştiren askerî kuvvetlere övgüler yağdırmakta.
Bu olay her şeyden önce ABD’de hâkim olan bir zihniyeti yansıtıyor. Buna göre, ABD bir tarafa, dünya bir tarafa... En önemli olan şey ABD menfaatleridir. Bunun için ABD gerekirse askerî güç kullanmaktan çekinmeyecektir. Aslında bu zaten ABD’nin özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan beridir bilinen çizgisidir. Geçmişte yaşanan birçok olay da bunun eseridir. Mesela Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega 1989’da, Haiti Devlet Başkanı Jean-Bertrand Aristide 2004’te benzer bir akıbete uğratılmıştı.
ABD kendi menfaat arayışını gizlemek veya ikinci planda göstermek için Venezuela operasyonu hakkında meşru olduğuna inandığı bazı hedeflerden ve sahip çıktığı değerlerden söz etmekte. Bunlardan biri Venezuela’daki siyasi rejimin demokrasi olmadığı. Bu çerçevede ABD antidemokratik ülkelere cephe aldığını iddia etmekte. Ancak, ABD bu hususta açık bir çifte standartlı tavır içinde. Menfaat sağladığı diktatörlüklere karşı gayet uysal bir iş birliği içinde olmakta, buna karşılık ABD menfaatlerine zarar verdiği söylenen ülkelere cephe almakta. Mesela Suudi Arabistan ve Mısır ile iyi geçinmekte, bu ülkelerdeki rejimleri dert etmemekte ama iş Venezuela’ya gelince demokrasiyi öne çıkarmakta.
Bir diğer problem ülkelerin egemenlik hakları ile ABD arasında kurulan tartışmalı ilişki. ABD Maduro’yu yargılamaktan bahsediyor. Ama Maduro egemen bir ülke ve aynı zamanda BM üyesi olan bir devletin başkanı. Ülkesinin siyasi ve hukuki bir sistemi var. Uluslararası kuruluşlar, mesela BM veya Uluslararası Ceza Mahkemesi da Maduro’ya ilişkin bir karar almış ve bu kararın uygulanmasını herhangi bir ülkeden talep etmiş değil. Aynı ABD UCM’nin İsrail kararını ise tanımıyor ve mahkeme üyelerine ahlaksızca baskı yapıyor. ABD’nin bütün bunları görmezden gelerek, üstün askerî gücüne dayanmak ve muhtemelen satın aldığı yerli halktan insanlardan da yararlanmak suretiyle Maduro’yu kaçırması ve yargılayacağını açıklaması gerçekten tuhaf! ABD dünyanın yargı gücü müdür? Ne ve kim adına bu operasyonu yapmıştır? Bu operasyon uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmek ve bir ülkenin egemenliğini çiğnemek anlamına gelmez mi?
Maduro, evet, çok parlak bir demokratik geçmişe sahip değil. Ne yazık ki, Chavez’in takipçisi. Petrol zengini ülkede, bir taraftan devletleştirmeler diğer taraftan dünyanın uyguladığı ambargolar yüzünden, ekonomik durum da gitgide kötüleşiyor. Ancak, bu sevimsiz ve istenmeyen durumlar, bu tür bir operasyonu ve muameleyi meşrulaştırır mı, bundan şüphe etmek lazım.
ABD’nin operasyonunun ve Maduro’ya yaptığı muamelenin ardında ABD çıkarları yatıyor. Bu petrol zengini ülkenin petrol kaynaklarını ele geçirmek veya kontrol altına almak ABD’nin temel hedefi. Diğer taraftan, Venezuela’nın Rusya, Çin ve İran gibi ABD ile ciddi ihtilafları ve menfaat çekişmesi olan ülkelerle ittifak kurmaya çalışıyor olması da bu harekâtı teşvik eden bir faktör. ABD bu operasyonla önce Latin Amerika’ya sonra tüm dünyaya bölgenin asıl patronunun kendisi olduğu yolunda bir mesaj vermek istiyor da olabilir…
Dünyanın tek süper gücü olan ABD, ne yazık ki, Trump yönetiminde de, kaba güce dayanan, ahlakilikten uzak ve çifte standartlı çizgisinde ilerlemeye devam edeceğe benziyor.

