Kaydet
a- | +A

Çağdaş vergi sistemlerinde esas olan tarh yöntemi, beyana dayalı tarh yöntemidir. Bu yöntem, verginin tarhında mükellefin beyanının esas alınmasını öngörür. Vergi idaresi, verginin tarhında mükellefin beyan ettiği matrah unsuları ve matrahı esas alarak vergiyi tarh eder, bir başka deyişle tarh işlemini gerçekleştirir. Hukukumuzda gelir, kurumlar, katma değer, veraset ve intikal gibi önemli vergiler, beyan usulünü esas almışlardır. Bu vergiler, mükellefin veya bazen vergi sorumlusunun beyanı üzerine tarh olunur. Kural olarak mükellefler kendi beyanlarına itiraz edemezler. Ancak mükellefler, beyanlarının tabi olduğu hukuk kurallarının nitelendirilmesinde veya kapsamının belirlenmesinde tereddüde düştükleri durumlarda, beyanları üzerine tarh edilen vergiler aleyhine hukuk (yargı) yoluna başvurabilme haklarını saklı tutarak da beyanda bulunabilirler. Beyana dayalı olarak tarh edilen vergiler aleyhine yargı yoluna başvurulması, tarh olunan vergilerin idarece takibine engel oluşturmaz (Bu durumda yargı meciinden ayrıca yürütmeyi durdurma kararı talep edilebilir). Zira, beyana dayalı vergilerde, kuralın itiraz edememe olması dolayısıyla tarh ve tahakkuk aşaması birliktedir. Bir başka deyişle, Vergi İdaresi, beyannameyi kabul ederek doğrudan tahakkuk fişi düzenler. Tahakkuk ise, vergi borcunun kesinleştiği ve ödenmesi gereken safhaya gelmesini ifade eder. Dolayısıyla Dava tahakkuk eden (kesinleşen) bir vergi borcu aleyhine olduğundan yürütme durmaz.

Mükellef düzeltme talep edebilir Mükellefin beyanının hata ile malûl olması da mümkündür. Mükellefler beyanlarına itiraz edememekle birlikte, beyanlarının Vergi Usul Kanununun hataya ilişkin hükümleri kapsamında yer alan hata tiplerinden birini içermesi halinde, 5 yıllık tarih zamanaşımı içerisinde olmak kaydıyla düzeltme talep edebilirler. Ancak burada önemli olan, hatanın bir hukuki nitelendirmeden veya bir başka deyişle hukuki yorum ve irdelemeyi gerektiren bir konuya ilişkin olmamasıdır. Zira bu gibi hallerde, anılan Kanununun hata ve düzeltme hükümleri uygulama alanı bulmazlar. Beyan kural olarak, yazılı şekilde, beyanname ile yapılır. Vergi Hukukumuzda sözlü beyana dayalı tarh, bir istisna dışında kabul edilmemiştir. Bu istisna durum, Emlâk Vergisi Kanununun 25. maddesinde yazılı olup, köylerde bulunan bina veya araziye ait emlâk vergisinin tarhına ilişkindir. Kanuna göre, köylerde bulunan bina ve arazilere ilişkin beyanların, köy kıymet beyan defterine geçirilmek üzere muhtarlara sözlü olarak yapılması da mümkündür. Beyana dayalı tarhiyat müessesesinin, ayrılmaz parçası niteliğinde bir kavram ise, "denetim" kavramıdır. Zira verginin doğru, adil ve eşit toplanması, ancak vergi yasalarının tam olarak uygulanmasına bağlıdır. Vergi yasalarının uygulanabilmesi ise, denetim müsessesesine ve dolayısıyla denetim etkinliğine bağlıdır. Bu sebeple, beyana dayalı tarhiyat usulünün benimsendiği vergilerde, mükellefin beyanının yanılgın veya eksik olduğunun tespiti halinde, eksik beyan olunan vergi, ikmalen veya re''sen tarhiyat yoluyla alınır.

Verginin tahsil maliyeti Beyan yöntemi, çağdaş bir yöntem olmakla birlikte, günümüzde verginin tahsil maliyetlerini arttıran bir yönteme dönüşmüştür. Vergilerin tahsil masrafları, hem idare için, hem de mükellef için söz konusudur. İdare, vergiyi toplamak ve denetlemek için oluşturduğu idari yapı dolayısıyla, belli tahsil maliyetlerini üstlenmiştir. Buna karşılık mükellefler de, vergiye ilişkin ödevlerinin yerine getirilebilmesi için muhasebeci istihdam etmek, gerekiyorsa ayrıca müşavirle anlaşmak ve en önemlisi mali tabloların, beyanların hazırlanması, verginin ödenmesi için nakdin dışında zaman da harcamak durumundadırlar. Beyan usulü ile alınan vergilerde, beyannamelerin çokluğu, bu maliyetleri, vergi borcu ilişkisinin her iki tarafı için de arttırmaktadır. Farklı tarihlerde ve farklı beyannameler ile beyan olunan vergiler için mükelleflerin bir ay içerisinde defalarca beyanname doldurması gerekmekte ve bunlar için defalarca vergi dairesine gitmesi gerekmektedir. Ödeme için de aynı şey söz konusudur. Vergi borçlarını bankadan ödeyen mükelleflerin bu defa defalarca bankaya gitmesi gerekmektedir. Bütün bu işlemler, zaman ve kaynak israfından başka bürokrasiyi de arttırmakta ve vergi psikolojisi açısından mükellefler üzerinde olumsuz etkiye yol açmaktadır.

Zaman israfı Aynı israf, vergi dairesi için de söz konusudur. Örneğin 10.000 mükellefi bulunan bir vergi dairesi çalışanı, bütün zamanını beyannameleri dosyalarına kaldırmaya harcamakta, daha beyannameler dosyalarına kalkmadan bir diğer beyannamenin verilme süresi gelmektedir. Bir vergi dairesi çalışanının dediği gibi, beyanname kaldırmaktan, bu beyannamelerin kontrolü zamanında yapılamamakta, zorunlu olarak kontrol işlemi zaman aşımının son yılına kadar sarkmaktadır. Bu sorunu aşmak, personel sayısını arttırmaktadır. Harcanan beyannamenin sebep olduğu kaynak ısrafı da bir başka savurganlıktır. Oysa olması gereken, mümkün olduğunca beyanname sayısını azaltmaktır. Muhtasar beyanname, katma değer vergisi beyannamesi, damga vergisi beyannamesi, banka sigorta muamele vergisi beyannamesinin tek beyannamede toplanmaması için hiçbir sebep yoktur. Bu beyannamelerin arka sayfalarında yer alan açıklamaların tamamının beyanname tanzimine ilişkin bir genel tebliğe aktarılması halinde, toplam dört yaprak yerine, iki yapraklı bir beyanname ile bu sorunun çözülmesi mümkündür. Zira kimlik bilgilerine ilişkin mükerrer tablolar da bu yolla ortadan kalkacaktır. Bu şekilde hem idare hem de mükellef büyük ölçüde zaman tasarrufunda bulunabilecek, hem de kağıt konusundaki israf da ortadan kalkacaktır. Ancak bu konuda tek engel, vergi yasalarında yer alan beyanname verme sürelerinin standarda bağlanmasıdır. Bu ise, ancak bir yasa değişikliği ile gerçekleştirilebilir. Maliye Bakanlığı bu sorunu rahatlıkla aşabilir.