Belçika''da KDV ihtisası yaparken (1973-74 yıllarında) çok sayıda Fransızca kuruna da devam ettim. Derslerde değişik konuları ele alır ve konuşma kapasitemizi geliştirmek için müzakereler yapardık. En fazla gündeme gelen konulardan bir tanesi "İdam Cezası" idi. Avrupa ülkelerinden gelenler bu cezaya karşı çıkıyorlardı. ABD''den gelenler ve biz idamın gerekli olduğunu savunmaktaydık. Bu arada, Paris''te "Orly Havaalanı baskını" oldu. Çok sayıda masum can verdi. Ertesi ders, bir de gördük ki, karşı çıkanların çoğu idam taraftarı olmuştu... Demek ki, işin ucu kendisine dokununca, insanların düşünce ve yorumları da değişmektedir. Gerisi, uzaktan gazel okumanın dışında bir anlam ifade etmemektedir.
Hortum Süleyman olayını takip ederken, hep bu örneği düşündüm. Nedense, medyanın bir kesimi ve bazı bilinen tipler, devamlı olarak "hümanizm, insan hakları, işkence, vb." kavramları fazlaca istismar ederler. Polisi ve görevini yapan kamu görevlilerini yıpratmak için her yola başvururlar. (Gerekirse, yalanlar uydurur veya olayları abartırlar.) Ülkeyi bölmek isteyenlere, amme malını tahrip edenlere, eğitimi engelleyenlere ise hep destek olurlar. Bir gösteri mi var? Sayıları iki elin parmaklarını bile mi geçmiyor? Hiç önemli değildir. Hemen, önemli bir olaymış gibi haber yapılır, abartılı bir tarzda da aktarılır. (Her cumartesi, hep aynı tipleri ekrana çıkarırlar.) Polis görevini yaparken de, kameralar devamlı enselerdedir. İlle de bir şiddet uygulaması mizanseni peşinde koşulur. (Halbuki, polisimiz, o kadar sabırlı ve müsamahalı davranıyor ki, hayran olmamak mümkün değildir.) Hep baskı yapma, medyatik imkânları şantaj unsuru olarak kullanma amacı ön plânda tutulur. (Elbette ülkesine bağlı, hukuk düzeninden yana medyayı tenzih ediyorum.) Hortum Süleyman olayı da, böylesine, şişirilmiş ve saptırılmış bir olaydır. Zira, bu kardeşimiz, ne hırsızlık, ne uğursuzluk yapmıştır. Aksine, kendisinden herkes memnundur. Görevli olduğu bölgeye huzur ve disiplin getirmiştir. (Nitekim, Ahmet Vardar''ın yaptığı röportajlarda, durum açıkca ortaya konmuştur.) Kimdir, kendisinden şikayetçi olanlar? Travestiler. Yani, şehirleri kirleten, ahlâki dejenerasyonu hızlandıran, hukuken cezaya muhatap tutulamadıkları için de hamam böceği gibi çoğalan, akıllarına esince caddelerde terör estiren, "ne idüğü belirsiz" tipler. Cenab-ı Hakk''ın lanetlediği sapıklığı yayan, mazbut aileleri tedirgin eden ahlâksızlar... Karakollarda, mahkemelerde, devamlı rezalet çıkaran, söz dinlemeyen kişiler.. Peki, ne yapacaktı, bu lâf dinlemeyenlere karşı, Süleyman Kardeşimiz? Önlerinde el pençe divan duracak, diller mi dökecekti? Acaba, bugün polisi tenkid edenler, devamlı ihbar ve engelleme furyası peşinde koşanlar, kendi başları sıkışınca ne yapmaktadırlar? Bugün, medyada bir çok kişi, polis ve özel korumalar tarafından korunmuyorlar mı? Herkes gibi, başları sıkışınca, hemen polisi aramıyorlar mı? Nedir, bu sapıklık teşvikçiliği? Ülkesini sevenlere, hizmet edenlere, inancını yaşamak isteyenlere gösterilmeyen, destek ve müsamaha?
Şimdi, bir de "cinsel tercih" lâfı moda yapıldı. Her türlü sapıklık mubah görülür oldu. Hattâ, bir gemi dolu sapık turist için, kırmızı halıların serildiği, utanç verici tablolar doğuruldu. (Neymiş, Türk turizmi, sapıklara özel ilgi göstermez ise batarmış. Batarsa, batsın.)
Özel koruma gayretleri yoğunlaştırıldı. Ve "Hortum Süleyman" olayı, bu amaçla abartılıp, gündeme sokuldu.
Ülkesini seven, evlâtlarının geleceğini düşünen herkese görev düşmektedir. Özellikle, (bugüne kadar, hep sessiz kalan, Baro seçimlerinde bile esamisi okunmayan) gûya milli ve manevi değerlere sahip olan avukatlarımıza. Bu polis kardeşimizin davasını üstlenmeli, yüzlerce avukat duruşma salonunda yer almalıdır. Hiç olmazsa, ülkeyi bölmek isteyenlere devamlı sahip çıkan meslektaşları kadar yürekli ve gayretli olmalıdırlar.

