Kaydet
a- | +A

Geçen hafta, iki gün üst üste eğitim konusunda yazdım. Türkiye''nin geleceği konusunda çok önem verdiğim bu mevzu hakkında görüşlerimi aktarmaya çalıştım. Gönülden inanıyorum ki, üzerimize düşen görevleri yerine getirirsek Türkiye''nin geleceği çok parlaktır. Zira, Cenab-ı Hakk bize en büyük zenginliği, harika bir genç potansiyeli lütfetmiştir. Yeter ki, bunların eğitimi, sağlığı, meslek edinmeleri, sağlam bir karaktere sahip olmaları, müteşebbis bir ruh kazanmaları konusunda ihmalkâr davranmayalım. Kafam ve gönlüm bu konu ile dolu iken, bir şans eseri olarak, sayın Milli Eğitim Bakanı ile birlikte Ankara''ya gittim. Seyahat boyunca, sayın Bakan''dan düşünülen birçok projeyi dinleme imkanı buldum. Bu arada, okullarda "adab-ı muaşeret derslerinin de" konulacağını öğrendim. Evet. Edepli olmak. Eline, diline, beline sahip olmayı bilmek. Milli ve manevi değerlerle teçhiz edilmek. Haramı-helâli, saçı bitmemiş yetim hakkını idrak edebilmek. Ülke için ölümü göze alabilmek. Vatan, Bayrak, hürriyet kavramlarını ruhuna ve beynine sindirmek. Temizliğin, disiplinin, çok çalışmanın, hak etmediğini talep etmemenin, şuuruna ermek. Hakkını arama cesaretine ve başkalarının da haklarına saygı gösterme ferasetine sahip olmak. Türkiye''nin potansiyelini, özellik ve güzelliklerini, maddi ve manevi zenginliklerini analiz edebilmek. Geçmişi ile, geleceği ile, bugünü ile ve en önemlisi kendisi ile barışık olmak. Kendine, yüreğine, bilgisine güvenmek. Sıradan insan olmayı değil, lider olmayı arzulamak. Hiçbir zaman ikinci olmaya tahammül etmemek, ancak birinciliklerle şımarmamak. Türkiye''nin 21. asra damga vurmasını, lider olmasını tüm benliği ile arzulamak. Geniş ufuklu olmak, bugünü değil, geleceği kurtarmayı hesaplamak. Dar kültürlü, tüm kelime hazinesi 50 kelimeyi geçmeyen, devamlı olarak başka kişileri ve kültürleri taklit eden, kitap okumayı sevmeyen, öz kültürünü, sanatını, müziğini tanımayan birisi değil; geniş kültürlü, devamlı okumayı-araştırmayı hedef edinmiş, kendine güvenen, çok güzel konuşan, kitleleri etkileyen, hem öz kültürünü hem de Batı kültürünü öğrenip özümsemiş bir kişiliğe sahip olabilmek. Hayatta, veren el değil, alan el olmayı bilebilmek. Titreyen kalbe, yaşaran göze, paylaşılan servete, herkesin emrine tahsis edilen bilgiye sahip olmayı arzulamak. Herkesin derdi ile dertlenebilmeyi, haksızlıklara karşı çıkmayı öğrenebilmek. Kabına sığamamak. Yürek ve beyin çarpıntıları yaşayabilmek. Yükseklere, hep yükseklere, ideallere göz dikmek. Güçlüklerden yılmamayı öğrenmek.

Ucuz şöhrete, haram servete değil; hak edilmişe talip olmak. Herşeyin geçici olduğunu, hele hayatın (ömür ne kadar uzun olursa olsun) sonsuzluk içinde, bir şimşek çakışı kadar bir süre bile olmadığını; ebediyete götürülecek gerçek servetin, başkalarını mutlu etmek, onların dertlerini halletmek için harcanan kadar olduğunu bilebilmek. İlme, sanata, güzelliğe talip olmak. Ancak, inançsız ve imansız bir çerçeve içinde, bunların hiçbir işe yaramadığını idrak edebilmek. Çok mu şey istemekteyiz? Çok mu hayalciyiz? Hele hele bugünkü eğitim sistemi içinde, imkansızı mı aramaktayız? Elbette hayır. Aksi halde, gençlere (bugünkü yılgın, pasif tavırlarımızla) kötü örnek oluruz. İfade ettiklerimizle ters düşeriz.

Yılmak yok. Ümitsizlik yok. Gelecek, bunu hak etmek için çok çalışanların hakkıdır.