Maliye Bakanlığından ayrılıp da, üniversite hocalığına başladığım 1976 yılından bu yana, (tam 23 yıldır), devamlı olarak yerli ve yabancı yatırımcıların Türkiye''ye, (özellikle Ege bölgesine) yatırım yapması için gayret gösterdim. Özellikle Belediye Başkanlığı yaptığım dönemlerde, tüm yatırımcılara her türlü desteği verdim. İzmirli iş adamlarımızla birlikte (Özellikle Ege Ekonomisi Vakfı-EGEV koordinasyonunda) Fransa, ABD, Rusya, Romanya, Kıbrıs, velhasıl çok sayıda dış ülkeye sefer tertip ettik. İzmir''e gelen herkese özel ilgi gösterdik.
Cenab-ı Hakk, bana (Rahmetli) Özal ile çalışmak (24 Ocak kararları ve 1983 reformlarında), bu vesile ile geniş ufkun ne olduğunu öğrenmek imkanını nasip etti. Bu arada çekilen sıkıntıları yaşamak, aşırı bürokrasinin bu ülkeye ne zararlar verdiğini görmek imkanı buldum.
Tüm Avrupa''nın bize (topu topu) 10 milyon doları -sadaka verir gibi- lütfettiğini, Lüksemburg''un 1 milyon dolarına bile razı olmak zorunda kaldığımızı; Irak''ta Taha Yasin Ramazan''ın 3 günlük opsiyon olarak 3 milyon dolara hayır dediğini ve Başbakanlık binasında bile kaloriferlerin yanmadığını; yurt dışında çalışanlara maaşlarının ödenemediğini; gün gelip de 283 bin dolarımız olmadığı için kuduz aşısı bile ithal edemediğimizi gördüm.
Rahmetli, hasta kalbi ile kapı kapı dolaştı. Kendisine yetki verilince de, cesur kararlarla, (Türkiye''nin ikinci Atatürk''ü olarak) Türkiye''ye çağ atlattı. Zira, ufku vardı ve Türk milletinin gücünü, potansiyelini iyi tahlil ediyordu.
Aşırı bürokratik kafalıların, kendisine engel olmak için nasıl gayret gösterdiğini, türlü engeller ve hatta tehditler icad ettiğini (özellikle Türk Parası mevzuatını değiştirirken ve sigara ithalatını devlet eliyle yapmaya karar verirken) yakından takip ettim.
Ama, yılmadı. Neticede de (Cenab-ı Hakk''ın lütfuyla) başarıya ulaştı. (Bu arada, açık sözlü ve harika çalışma ekibinin de hakkını teslim etmek gerekir. Ekrem Pakdemirli, H. Celal Güzel, Adnan Kahveci, M. Keçeciler, Hüsnü Doğan, Yıldırım Aktürk, Tevfik Altınok, Rahmetli Altan Tufan hemen aklıma gelen isimlerdir. Ne yazık ki, bu değerli ekibin politikaya sokulması, bu büyük danışma gücünün israfı olmuştur.)
Maalesef, 1987''den sonra, aşırı bürokrasinin tekrar egemen olduğunu, politik olarak da tavizlerin başladığını gördük. Bu tablo yükselme çizgisinin tersine dönmesine de sebep oldu. Ancak, her şeye rağmen, o günkü cesur kararlar, Türkiye''nin ufkunun genişlemesine, sanayi ürünü ihraç eden konuma geçmesine, eğitim ve sağlıkta özel sektörün güçlenmesine; turizm, tekstil, konfeksiyon, inşaat gibi sektörlerde dünyada sayılı ülkeler arasına girmesine imkan sağlamıştır. Bugün, mevcut sıkıntılara rağmen, dünyanın her tarafında, genç Türk iş adamları kapı kapı dolaşıp mal satmaktadırlar. Yurt dışında her ülkede ciddi yatırımlara imza atmaktadırlar.
Bunları niye hatırlatmak istedim? Zira, şu günlerde ülkeye bir karamsar hava hakim olmaktadır. Moraller bozulmaktadır. Halbuki, hükümetimiz, geçmişi biraz örnek alsa, Özal''ın yaptıklarını biraz incelese, kurtuluş yolunu bulacaktır. Bugün bile hâlâ etkisini sürdüren Özal reformlarına sarılarak sıkıntıyı aşma imkanına kavuşacaktır.
Biz yabancıların sık sık ifade ettiği gibi: "Kendisine rağmen gelişen bir ülkeyiz." Onun için, yurt dışından (hatta Ankara''dan değil Anadolu''dan) bakınca, yorumlar daha iç açıcı olmakta, karamsarlık dağılmaktadır.
Ecevit Hükümeti, bu gücü iyi tespit etmelidir. Halkın gücüne güvenmelidir. Yapılacak iş, aşırı, merkeziyetçiliği kaldırmak; özelleştirmeyi en geniş biçimde gerçekleştirerek, devleti; adalet, emniyet, savunma ve dışişleri dışında tamamen tasfiye etmek, en geniş biçimde teşvik uygulamasını getirmek, vergi mevzuatını adil, yaygın ve katlanılabilir duruma sokmak, devlete yük olan kadroları azaltmak, kısacası popülist politikalara geçit vermeyerek, kara delikleri yok etmektir.
Biraz cesaret, biraz ufuk, en önemlisi Türk halkına -özellikle genç kuşağa- güvenmek. Ülkeyi gençlere teslim etmenin yollarını açmak.
Göreceğiz ki, başarı, hemen parmaklarımızın ucunda durmaktadır.

