21. Asır (strateji uzmanlarının tespitlerine göre), suyun petrolden daha değerli hale geleceği, bir asır olacaktır. Zira, dünyamız devamlı olarak "Çevre kirliliği" ile sabote edilmekte; kaynaklar kirletilmekte; iklimler değişmekte (başta yağmur ormanları olmak üzere akciğerlerimiz olan yeşil alanlar tahrip edilmektedir); ozon tabakası zedelenmekte; atmosfer ısınmaktadır.
Demek oluyor ki, mevcut kaynakların tümünden yararlanmak, ayrıca yağan yağmurların sağladığını kontrol altına almak, zarurettir.
Cumhuriyetten bu yana, tüm yönetimler; baraj, bend, sulama kanalı vb. yatırımlara, şartlarının elverdiği ölçüde ağırlık vermişlerdir. (Bu yatırımlar ucuz değildir. Ciddi kaynak gerektirmektedir. özellikle, ilk dönemlerde teknik bilgi açısından dışa muhtaç kalınmıştır. Tüm dönemlerde de, mali açıdan dış kaynağa ihtiyaç duyulmuştur.)
Bu çalışmalar, gelişmemizi istemeyen mihraklar ve özellikle bazı komşularımız (İran, Irak, Suriye, Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, vb.) tarafından engellenmiştir. Dış kredi temini çalışmalarımız, hatta ekipman alışlarımız sabote edilmiştir. (Meselâ, İran-Irak harbi, Türkiye için bir şans sağlamış, birçok problem, bu dönemde çözülmüştür.)
Komşularımızın teröre verdiği desteğin temelinde yatan, en önemli faktör de budur. Devamlı olarak, su konusu bir baskı ve şantaj unsuru olarak kullanılmıştır. Bütün dış plâtformlarda, (başta Birleşmiş Milletler olmak üzere) durmaksızın kulisler yapılmıştır. (Ve bir harp çıkacak olursa, bunun temel sebebi de su konusu olacaktır)
Bu arada, İsrail-Suriye barışının sağlanması için bile, bizim akarsularımız, (bizi devreye sokma nezaketi bile gösterilmeden) müzakere masasına sürülebilmektedir.
Aslında, biz komşularımıza gerektiğinden fazla su vermekteyiz. Nedense, tavır koymakta, avantajlarımızı kullanmakta, (gerektiğinde ceza vermekte) fazla aktif davranmamaktayız. Meselâ, Suriye Asi nehri ile ilgili olarak, tam anlamı ile bir küstah tavır sergilemektedir. Amik Ovamızı perişan etmekte ve karşılık görmedikçe de terbiyesizliğini sürdürmektedir.
Aynı davranışı, Meriç Nehri konusunda, Bulgaristan da sergilemektedir.
Bu tablo, Türkiye''nin su konusunda daha titiz davranmasının, zaruretini ortaya koymakta; rahmetli Özal ile Sayın Demirel''in haklılıklarını bir kere daha vurgulamaktadır.
Elde ettiğim bilgilere göre, ülkemizdeki 180 milyar metreküp suyun, sadece 50 milyar metrekübünü kontrol altına almış durumdayız. Demek ki, kaynakların % 72''si olan, 130 milyar metrekübü, halen israf olmaktadır.
Şu halde, su ile ilgili yatırımlarımızın artan tempoda devamında zaruret bulunmaktadır. Bunun için, özellikle "yap-işlet" formülünü, halka açılma uygulamalarını, daha seri ve yoğun biçimde kullanmamız gerekmektedir. Ülkesini seven herkesin buna destek vermesi, özellikle yargı merci''lerinin de bugüne kadar sürdürdükleri menfi tavrı terketmesi şarttır.
Antalya bölgesi ile ilgili, "Barış suyu projesi" de bir şanstır. Ciddi bir gelir kaynağıdır. (Kaldı ki, edindiğim bilgilere göre, bu proje başarılsa bile denize akan suyun, sadece % 10''una yakın bölümü denetim altına girecektir. Demek ki, çok daha yeni ve büyük projelere de ihtiyaç vardır.)
Bu şans iyi değerlendirilmelidir. Ne yapıp yapıp kaynak bulunmalı, projeler bir an önce devreye sokulmalıdır.
Bu arada, başta mahalli yöneticiler olmak üzere, sorumluluk sahibi herkese, mevcut su kaynaklarımızın korunması konusunda, büyük görevler düşmektedir. Evsel atıklar, fabrika atıkları, sorumsuz davranışlar, bu çok değerli hazineleri, telâfisi mümkün olmayacak şekilde kirletmektedir.
En ağır cezalar getirilmeli, titiz biçimde de uygulanmalıdır. Zira, hergeçen yük faturayı çok daha ağır hale getirmektedir.

