Belediye başkanlarımızla ilgili sık sık yazıyorum. Kimse, bunu bir "bilgiçlik taslamak" veya "akıl satmak" gibi yorumlamasın. Zira, Türkiye''nin geleceğini "özel sektör" ve "mahalli idarelerin" başarasında gören biri olarak bu konuya çok önem veriyorum. Bilgi ve tecrübelerimi aktarmaya, başkanlarımızın başarısı için (kapasitem ölçüsünde) yardımcı olmaya çalışıyorum. Onları, (görev süremiz içinde, bize de kurulan) tuzaklar ve tezgahlar konusunda uyarmak istiyorum.
Belediye başkanları, devamlı engellenen, hırpalanan, başarılı olması arzu edilmeyen kişilerdir. Zira:
1- Milletvekilleri, başkanları devamlı rakip olarak görürler. Onların halk tarafından daha fazla tanınıp, sevilmelerini hazmedemezler. Parti teşkilatı içindeki güçlerinden korkarlar (zira, başkanlık "icracı", milletvekilleri ise "ricacı" pozisyonlardadır.) Başkanların, milletvekili adayı olmasından ürkerler. Bu sebeplerden de, başkanlara yetki, kaynak, imkan ve başarı sağlayacak konularda hiç yardımcı olmazlar. Gerçek anlamda "mahalli idare reformu"na geçit vermezler. Onların protokolda layık oldukları yere gelmelerine izin vermezler. Kendileri için "ballı-kaymaklı" haklar getirirler de, başkanları hiç düşünmezler.
2- Parti teşkilatları da başkanları sevmez. Zira, onlar belediyeleri "iş takibi-torpil-işe adam yerleştirme-ihale alma" makamları olarak görürler. Yapılan hizmetlere önem vermezler. Şehre kazandırılan eserleri görmezler.
Bu açıdan, hiçbir seçimde çalışmaz, destek vermez, en önemlisi de sandıklara sahip çıkmazlar. Hatta, aleyhte çalışırlar. (Buna rağmen, meclis üyeliklerini "arpalık" olarak görür, kaliteyi hiç önemsemezler.)
Teşkilatı ele geçiren, her şeye talip olur. Milletvekili, başkanlık, Meclis üyelikleri, velhasıl, her şey sadece kendilerinin hakkıdır.
3- Genel Başkanlar da, belediye başkanlarını sevmezler. İktidarda olsalar da hiç yardımcı olmazlar. Aksine, her fırsatta yetkileri ve kaynakları kısarlar. (Ama, her fırsatta, "demokrasi", "adem-i merkeziyet", "mahalli idare reformu" edebiyatı yapar, "Türkiye''nin Ankara''dan yürütülemeyeceğini" söylerler.)
Sıkışınca, işleri düşünce, zor durumda kalınca, başkanlardan iyisi yoktur. Hele, aday olmaya ikna etmek için, vaad edilmeyen unsur kalmaz. Ancak, hem seçim sırasında, hem de sonrasında, arayan soran olmaz. Zira, hiçbir genel başkan çevresinde, "güçlü, kendine güvenen, halk tarafından sevilen kişi" görmek istemez. Mevcut oligarşik yapının zedelenmesinden korkar.
4- Halk genel olarak yapılanı takdir eder. Ama suskundur. Genel olarak da şahsi beklentiler içindedir. Makro hizmetleri pek önemsemez. Hafızası zayıftır ve yapılanları çabuk unutur. Devamlı ister. Hukuk, imkan, kaynak, vb. kavramları hesaba katmaz.
5- Meslek Odaları ve iş adamlarımız, genel olarak "koltuğun dostudur." Bu açıdan, güzel bir işbirliği ve dayanışma ortamı sağlanabilir. İyi işler yapılabilir. Ancak, görev bitince, hem çıkar hesapları, hem de Türkiye''nin anti-demokratik, aşırı merkeziyetçi, devletçi, yasaklayıcı yapısı sebebiyle, (normal olarak) yeni yönetime yanaşmak mecburiyetindedirler.
Sevgili Başkanlar, bir Cenab-ı Hak''ka, bir de kendinize güveneceksiniz. Kimseden teşekkür beklemeyeceksiniz. Sadece, hayır dua almak, vicdanen rahat olmak için çalışacaksınız. Görevin geçici olduğunu unutmayacaksınız. Hayat boyu ilgi ve destek beklemeyeceksiniz. İnsanın politik hayatta, çok fazla dostunun olmayacağını, (zaten gerçek dost sayısının da iki elin parmaklarını geçmeyeceğini) unutmayacaksınız. Şahıs ve aile olarak, hiçbir zaman havaya girmeyecek, hayat tarzınızı değiştirmeyeceksiniz. Daima "veren el" olacak, herkesin sizden bir şeyler beklediğini bilecek ve kimseden bir şey talep etmeyeceksiniz. Size dost görünenleri iyi analiz edecek, kimin ne kadar samimi olduğunu araştıracaksınız. (Elbette, çıkarcıları, yağcıları bilecek, ama yüzlerine vurmayacaksınız. Varsın, sizi saf zannetsinler. Rollerini yuttuğunuzu sansınlar.) Verici role soyunanların, daha sonra ne tür fatura çıkarabileceklerini düşüneceksiniz.
Şüphesiz, her şeye rağmen, belediye başkanlığı, en onurlu, zevkli ve hayır dua getirici bir görevdir. İnsanın, dünyadan bir ot gibi gelip gitmesini önler. Hayat boyu gurur duyacağı, çocuklarına ve ailesine en büyük miras olarak bırakacağı eserleri inşa etme imkanı bulur. (Ancak, tüm ömrü de, teftişler ve mahkemeler ile geçer. Zira, sistemin tek işleyen unsurudur. Bu haliyle de, hantal, çağdışı sisteme aykırı düşmektedir. Herkesin ne olduğunu, iyot gibi açığa çıkarmaktadır.)

