Ülkemizin ne tarafına baksak, bir erozyon türü görmekte ve üzülmekteyiz. Hain, şuursuz ve kırılası eller, ormanlarımızı tahrip etmekte, geleceğimizi mahvetmektedirler. Yangın, ağaç kesimleri, anız yakmaları, toprak erozyonları, Türkiye''yi hızla bir çöl olmaya doğru sürüklemektedir.
Yeşili sevmiyoruz. Ağaç dikmiyoruz. Dikileni korumuyoruz. Herşeyi Devletten ve mahalli yönetimlerden bekliyoruz. Vatan zenginliklerine sahip çıkmıyoruz. Su kaynaklarımız başta olmak üzere, herşeyi kirletiyor, tahrip ediyoruz.
Beşeri kaynaklarımızda da erozyon sözkonusudur. Zira, en başta sallabaş, modası geçmiş, çağ dışı eğitim politikası ile (Cenab-ı Hakk''ın en büyük lütfu olan) genç nesli israf ediyoruz. İyi insan, fikir üreten, farklı düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilen, kişilikli, riske katlanabilen, tipleri hedef almıyoruz. Kapağı Devlete-BİT ve KİT''lere atmayı hedefleyen, rejimin kuklası, farklı fikir savunmayan, tek tip üretimi tercih ediyoruz.
Milli ve manevi değerlerimizi (özellikle bir kesim medyanın da aşırı gayreti ile) erozyona uğratıyoruz.
Politik hesaplar, çıkar ilişkileri, güç kavgaları, Cumhurbaşkanlığı seçimini devamlı gündemde tutuyor. Cumhurbaşkanlığı makamını zedeliyor. Bilenin ve bilmeyenin ahkâm kesmesine çanak tutuyor, görevini yapanları yıpratıyoruz. Meselâ, gereksiz yere dürüst bürokratları ve özellikle polisi gündem konusu yapıyoruz. (Adam hırsızlık yapmış. Çete kurmuş. Çok sayıda yer soymuş. Ekrandaki görüntüye bakarsak, gayet saldırgan ve saygısız. "Baklava çaldı, hapse girdi" diye konuyu saptırıp, mağduriyet senaryoları çiziyor; polise ve yargıya saldırma ortamı doğuruyoruz.) (Hele, işkence iddiaları bitip tükenmek bilmiyor. Suçluları koruyor, ülkeye zarar verenlere, meydanları işgal edenlere, tahrik ve tahripçilere arka çıkıyoruz.)
İkide bir, darbe teşvikçiliği yapılıyor, en masum ifadeler abartılıyor, ya da asparagas haberler uyduruluyor ve Silâhlı Kuvvetler yıpratılıyor.
Devamlı olarak politikacılar hedef alınıyor, demokrasi yıpratılıyor. Belirli seviyeye gelmiş, belirli birikimlere sahip olmuş değerlerin, politikaya atılmasına engel olunuyor.
Mahalli yöneticileri hedef seçiyor, yapılan çok iyi icraatları görmezlikten gelip, küçük hataları ön plâna çıkarıyor, gerçek demokrasiye geçişe engel oluyoruz.
Kendi çıkarlarımızı korumak, menopol düzeninin devamını sağlamak için özel sektörü hedef alıyor, yatırım yapma hevesini kırıyoruz.
Velhasıl, devamlı tenkid eden; hep kusur arayan; güzel şeyleri görmek zahmetine katlanmayan; teşekkür etmeyi unutan bir toplum olduk.
21. asrın "Bilgi-Bilim-Hoşgörü" asrı olacağına önem vermiyoruz. Saygıyı, sevgiyi, hoşgörüyü ön plâna çıkarmıyoruz. Okumuyor, araştırmıyor, sadece kendi bilgi ve düşüncelerimizle hareket ediyor, egoist davranıyoruz. Paylaşmayı (gönülden) arzu etmiyor, bir türlü tatmin olarak bilmiyoruz.
Halbuki, "İnsan İhsanın (hediyenin) kulcağızıdır" diye çok güzel bir söz vardır. Yine, hepimiz biliriz ki, "tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır", "itimad ve sevgi, bütün kalpleri açabilecek sihirli bir anahtardır", "marifet iltifata tabidir".
Devamlı olarak kendimizi analiz etmeli, özeleştiri yapmalıyız. Cenab-ı Hak, bize kâinatın en geniş mekânı olan "kalp"i lütfetmiştir. Bunu boş tutmak en büyük israftır.
Sevmek, takdir etmek, teşekkür etmek, destek vermek, hiçbirimizi küçültmez. Aksine, hem kendimizi, hem de toplumumuzu yüceltir.
Kendi hata ve eksikliklerimizi, dürüst biçimde tahlil etmeye alışırsak, zaten başkalarının hatalarını araştırmaya vaktimiz kalmayacaktır.

