Kaydet
a- | +A

Ne günler yaşamaktayız. Kavramlar karıştı. Bir avuç azınlık devamlı olarak, ülke gündemini belirlemeyi adet haline getirdi. Medyamız, hiç olmazsa bir süre, tümüyle doğru olanı yapsa; halkın, çoğunluğun, haklının yanında yer alsa; Devleti, hukuk düzenini, görevini yapmaya gayret edenleri yıpratmaktan vazgeçse; milli birlik ve beraberliğimizi tahrip etmek isteyenlere, ekranlarını ve sahifelerini kapatsa; ne iyi olacaktır.

Bir avuç çığırtkan... Tümünü toplasan elli kişi etmez. İşleri güçleri huzur bozmak. Ama, devamlı olarak medyanın gündeminde. Sanırsınız ki, ciddi bir sayıları, güçleri, taraftarları var.

Kimi zaman, "kayıplar" edebiyatı yapılır. İnsani duygular sömürülmek istenir. Devlet kurumları (başta polis olmak üzere) hedef alınır. Örgütlere katılmış, ya da başka gerekçelerle evden kaçmış olanların hesabı, Devlete sorulur. Sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen, "aydın" sıfatını monopolü gibi kullanmaya hevesli, ortaya sanat adına bir eser koyamamış olmanın kompleksini taşıyan, "kâzip şöhretler"le birlikte devamlı şov yapılır.

Ülke aleyhine hangi eylem varsa, hep aynı tipler ortadadır.

Adı, "İnsan Hakları Derneği", ama görevi, Türkiye''nin huzurunu bozmak. Devamlı olarak da, dışarıya jurnalcilik yapmak.

Adı, "bilmem ne plâtformu". Sağdan say, on kişi. Soldan say dokuz. Ancak çıkardıkları gürültüye bakılırsa, söyledikleri iri lâflar ciddiye alınırsa; sanırsınız büyük bir kitlenin temsilcisidirler. Halbuki, arkalarında kimse yoktur. (Bir kesim medya dışında).

Ülkeyi savunanlar; şehit veya gazi olanları birgün olsun ağızlarına almazlar; aksine, (bazıları) Türk ordusunu "işgalci" olarak nitelendirir. Ne yazık ki, Devlet kurumları, yargı organları gereken titizliği göstermez. Bu azınlık gruplara cesaret verilir, pervasız olmaları sağlanır.

Elbette, Ankara yönetimi muktedir olmazsa; gerçek demokrasi yaşanmazsa; seçim-sandık-oy kavramları göstermelik hale gelirse, güç odakları herşeye hakim olursa; böyle bir tablo yaşanacaktır.

Şimdi de, "F tipi cezaevi" eylemlerine şahit olmaktayız. Her gün, ekranları ve sahifeleri, bunlar işgal etmekteler.

Biraz vicdanı, insafı ve vatan sevgisi olan, hapishanelerin bugünkü durumunu tasvip edemez. Buraların, birer "terör eğitim merkezi" olduğunu; Devletin değil bölücülerin hakimiyetinin hüküm sürdüğünü; uyuşturucu, silâh, fuhuş, tecavüz, adam öldürme, rüşvet-çete yönetme- haraç- baskı, velhasıl her türlü pisliğin merkezi haline geldiğini; inkâr edemez.

Suçlular, açık açık firar çalışması yaparlar, tünel kazarlar.

İstedikleri zaman sayım yaptırmaz, görevlileri koğuşlara sokmazlar. Hatta, gardiyanları rehin alırlar. Binaya yüz milyarları aşan zararları verir, yakıp yıkarlar.

Duruşmalara canları isterse gider, istemezse gitmezler.

Bu yüz kızartıcı durum, daha ne kadar devam edecektir? Devlet otoritesi hakim hale ne zaman gelecektir?

Şüphesiz, bu rezil duruma gelinmesinde, tüm partilerin, tüm hükümetlerin büyük vebali vardır. Tümü, pısırık, ürkek, popülist, tavizkâr davranmışlardır.

DYP-CHP koalisyonunun ilk icratı ve vebali, Eskişehir Cezaevi''ni kapatmak, terör odaklarına taviz vermek olmuştur.

CHP''li Adalet Bakanlarının icraatları, verdiği zararlar, tüm Türk halkının hafızasında, bir kötü örnek olarak durmaktadır.

DSP''nin başlattığı ve yılan hikayesine dönen, Af oportünizmi de ayrı bir gerekçedir. (Devlet, hangi hakla suçu affedebilir? Mağduru, bir defa daha ezebilir? Hukuk düzeninin altına dinamit koyabilir?)

Ümit ederiz ki, Hükümet, ilk defa, bir kararında ısrar etsin. F tipi cezaevi konusunda taviz vermesin. Bir avuç insanın, tüm Türk halkını inciten davranışlarına mağlup olmasın. Hele, hele gönüllü kuruluş adı altında, İnsan Hakları Derneği gibi kuruluşları ikna etmeye; onları şımartmaya hiç tevessül etmesin.