Kaydet
a- | +A

Nedense, övmeyi unutup, hep tenkit eder hale geldik. Şükretmeyi, teşekkür etmeyi gereksiz saymaya başladık. Hayatımıza karamsarlık hakim oldu. İyimserliğin sağlayacağı motivasyonu, gücü, heyecanı ihmal eder olduk.

Büyüklerimiz "Tenkit edecek kişi ararsan, aynaya bak. Kendi kusurların ile uğraşmaktan, başkalarına vakit bulamazsın" diyerek, bize harika bir formül vermişlerdir. Yine, şerefli Peygamberimiz (s.a.v.), Eshab-ı Kiram ile birlikte yürürken, herkesin tiksindiği, burnunu tıkadığı bir anda, kurtlanmış bir hayvan leşi için, "Ama, ne kadar güzel, beyaz dişleri var" diyerek, her tablodan bir güzellik çıkarılabileceğini göstermiştir. Ve atalarımız, "Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır" diyerek, analiz tekniğinin ne olması gerektiğini ortaya koymuşlardır.

Bu ölçüler içinde, nasıl davranmalıyız? Olaylara ve insanlara hangi gözle bakmalıyız? Bizden çok daha başarılı olanları, ülkeye hizmet edenleri, çok sayıda insana ekmek kapısı sağlayanları, vergi ödeyen ve döviz kazandıranları nasıl değerlendirmeliyiz? Takdir ve teşekkür etmek, haset etmekten, tenkit etmekten, çok daha asil ve iç huzuru veren bir davranış değil midir? Zengin olmak, işveren olmak, güzel bir durum değil midir? Bu dönem, zengin olmanın her açıdan çok daha yarar sağlayacağı bir dönem değil midir?

Önemli olan, veren el olabilmektir, alan el değil. Yardımcı olabilmektir, talep eden değil.

Fakirlik, insanın haysiyetini, hatta imanını bile riske sokan bir durumdur. Halbuki, varlıklı olmak, bunu ihtiyaç sahipleri ile paylaşmak, başkalarının derdine çare olabilmek, ne kadar mutluluk ve huzur verici bir şanstır. (Ne yazık ki, bu konu daima istismar edilmiştir. Rahmetli Menderes''in "Her mahallede bir milyoner olması" ve Rahmetli Özal''ın "Ben zenginleri severim" sözü devamlı olarak yanlış yorumlanmıştır.)

Müteşebbis, cömert, kalbi sevgiye açık zenginlerin sayısı artsa fena mı olur? Bunların serveti, aynı zamanda çevrelerinin de dertlerine şifa olmaz mı? (Çocukluğumuzda, mahallemizde tek bir zengin vardı. Hepimize yardımı oldu. Özellikle, mahalledeki tüm dul ve yetimlerin sigortası gibiydi. Hepimiz, daha da varlıklı olması için dua ederdik.)

Tanıdıklarımı gözümün önünden geçiriyorum: - Sakıp Sabancı: On binlerce insana iş sağlıyor. Trilyonlarca vergi ödüyor. Ciddi tutarlarda döviz getiriyor. Her şehirde bir hayır yatırımı mevcut. Niye, daha zengin olması, sağlıklı ve uzun ömürlü olması için dua etmeyelim? - Enver Ören ( Enver Ağabey): Tam tamına 25 binden fazla kişiye ekmek kapısı olmuş. Daha zengin olsa ne olur, fakir olsa ne yazar? Eğitimden sağlığa kadar birçok hizmeti gerçekleştirmiş. Paylaşmayı görev bilmiş. Niye hayır dua etmeyelim. Hüseyin Özdilek: Yirmi beş yıldır tanıdığım bir kardeşim. Paranın şımartmadığı bir insan. Mevcut imkanları ile yedi göbek sülalesi rahat yaşar. Ama, devamlı olarak yeni yatırımlar yapmak, daha fazla döviz getirmek, daha çok insana iş sağlamak için koşturup duruyor. Her şehre yatırım yapmak için gayret ediyor. - Rahmetli Özal: Bu ülkeye kazandırdıklarını kim inkar edebilir? Mekanı Cennet olsun. - Rahmetli Vehbi Koç: Kabre serveti ile mi gitti? Her şeyi arkasında bıraktı. Ama, çok sayıda insana iş imkanı sağladı, hayır dua aldı. Yusuf Uz: Kırk yıla yakın süredir tanıdığım, dış görünüşü sert, yüreği yufka ağabeyim. Gizli bir hayır kaynağı. İşi gücü çalışmak, daha çok üretmek, ihraç etmek. Ve gömlek üretimi ile çok sayıda insana iş sağlamak. Bunlar benim yakından tanıdığım çok sayıda örneğin birkaç tanesi. Mütevazı, başarılı, paylaşmayı bilen, iş aş sağlayan insanlar.

Keşke, bu örneklerden on binlercesine sahip olsak. Çok daha zengin, kalkınmış, fakiri kalmamış bir Türkiye olmaz mıyız? Marifet iltifata tabidir. Övmeyi de bilelim ki, bu sayı artsın. Tahribatı değil, teşviki tercih edersek, hepimizin yararına olacaktır.

Keşke, her mahallede, böyle güzel insanlar, lokomotif görevini üstlenen kişiler olsaydı. Çok daha zengin olurduk. Fakir insanımız kalmazdı. IMF kapılarında dilenci durumuna da düşmezdik. Bu asır, hem dünyayı, hem de ahireti kazanabilmek için, çok kazanmanın (elbette helal yollardan, kul hakkını gözeterek, paylaşmayı bilerek, hayır kapılarını geniş tutarak) gerekli olduğu bir dönemdir.

Şairimizin dediği gibi, "Vatan gayur (gayretli) insanların omuzları üzerinde yükselecektir." En büyük görev de, milli ve manevi değerlere sahip kişilere düşmektedir. Zira, biz ülkemizi ve insanlarımızı herkesten çok sevmekte, düşünmekteyiz.