Belediye başkanlığı, gerçekten çok yorucu, meşakkatli; sabırlı olmayı, feragat göstermeyi gerektiren bir görevdir.
Herkesin nazı başkana geçer. (Valiye, kaymakama, halk günleri vb. fırsatların dışında ulaşmak mümkün müdür? Ulaşsa da, arada belirli mesafe vardır. Zira, halkımız Devletten ve temsilcilerinden çekinir. Başına iş açılmasından ürker.) Evde hanımına kızan, hırsını başkandan alır. Zira, herkes kendini başkanın, o koltukta oturmasının gerekçesi olarak kabul eder. Günün her saatinde, (hatta gecenin her saatinde) başkanı aramayı hak sayar. Genellikle de, makro taleplerden, hizmet taleplerinden çok şahsi meseleleri için meşgul eder. İş talep eder. Torpil ister. Farklı muameleyi arzular. Herkes için, belediyeler ve şirketleri bir arpalıktır. İş bulamayan, evde sıkılan kızlarımız ve oğullarımız için sığınaktır. Çalışmadan para alınacak yerlerdir. (Zira, problem işe almakla bitmez. Talepler sürer gider. İş beğenilmez. Hak edip etmediğine bakılmadan, hemen terfiler istenir. Velhasıl, kendi eşinizden ve çocuklarınızdan çok yük biner.)
Kimse mazeret kabul etmez. Hukuki mevzuat, mali sıkıntılar, prosedür uygulamaları, vb. gerekçeler ciddiye alınmaz. Hemen icraat beklenir. Kaldı ki, 10 talebi yerine getirseniz, birini yapamasanız, tüm yapılanlar unutulur, hemen tepki gösterilir. Başkandan kötüsü olmaz. (Zira, vatandaş size verip vermediği meçhul oyu ile sizi adeta satın almıştır. Bir tür kölelik sistemi geçerlidir. Başkanın "hayır" demeye hakkı yoktur. Kendi evine, çocuklarına zaman ayırması, istirahat etmesi, zamanını gerçek anlamda hizmetlere ayırması yasaktır. Koltukta oturmanın tek gerekçesi, kendisinin işinin görülmesidir. Diğer tüm işler gereksizdir.)
Bu arada, beldenin en az % 90''ı, o göreve gelse, mevcut başkandan daha iyi icraat yapacağına emindir. Hemen asacak, kesecek, her şeyi düzeltecektir. Kanunlar, malî imkânlar, aşırı merkeziyetçi sistem, hiç nazara alınmaz.
Şüphesiz, bu tabloda, sadece vatandaşın suçu yoktur. Yıllardır uygulanan mahalli ve merkezi popülist politikalar, herkesi haksız taleplerde bulunmaya, bedava yaşamaya, hizmetin bedelini ödememeye alıştırmıştır. (Medyamız da, bu konuda çok bonkördür. Hep vatandaşın yanındadır. Hep bedava hizmet verilmelidir. Ama eğitim, sağlık dahil, her şeyin kalitesi düşmüşse, cıvığı çıkmışsa, önemi yoktur.)
Bu arada, iki yüzlülüğün değil, çok yüzlülüğün ne olduğunu öğrenirsiniz. Kimin,"gönül dostu", kimin de "koltuk dostu" olduğunu görürsünüz. (Eğer bazı gerçekleri peşinen bilir, her şeyin ve tüm koltukların geçici olduğunu idrak eder, kimseden teşekkür beklememeyi öğrenirseniz, hiçbir şey sizi üzmez. Hele, inançlı olur, "Mevlâm neylerse, iyi eyler" prensibine gönülden inanırsanız, hiçbir sonuç sizi etkilemez. Ne fazla sevinir, ne de üzülürsünüz. Hemen, normal hayatınıza döner, daha rahat, daha huzurlu ve daha kazançlı günlere geçersiniz.)
Bu tablo içinde; yanınızda çalışanların, iş aleminin, partililerin, devamlı yanınızda görünme meraklılarının, gerçek analizini yapma imkânını bulursunuz. Zira, koltuk dostlarını, hemen yeni başkana devretme şansınız olmaktadır. (Bir kısım bürokratlar da dosya fotokopisi biriktirme meraklısıdır. Yeni yönetime yaranmak için, bunu bir imkân gibi görürler. İlk tekmeyi yiyenler de bunlar olur.)
Peki ama, bu hoş olmayan görüntülere rağmen, niçin dört defa belediye başkan adayı oldum? (Hele, son seçimde, milletvekili olmam mümkün ve kolay iken, niye zoru seçtim?) Bazılarının dolduruşuna, kendilerine rakip olmamam için oynadıkları rollere mi kandım? Hayır...
Bu anti-demokratik ortamda; seçim-sandık-oy kavramlarının önem ifade etmediği tabloda; parti içi oligarşinin genel başkanı tek konuşmacı yaptığı sistemde; yönetimin, halkın seçtiklerinin, TBMM''nin değil, güç odaklarının hakimiyetinde olduğu bir Türkiye''de; milletvekili olmanın anlamı olmadığı, hizmete imkân vermediği inancındayım. Bu kadar baskıya, engellemeye, aşırı merkeziyetçi yönetime, bitmek tükenmek bilmeyen teftişlere ve açılan davalara rağmen, halka en iyi hizmet etme makamı, belediye başkanlığıdır. En çok hayır duayı bu görevde alabilirsiniz. (Çok şükür; 32 bin aileyi toplu konut sahibi yapmak; binlerce öğrenciye burs vermek; onbinlerce fakire destek olmak; şehit ve gazi ailelerinin duasını alabilmek; eğitim ve sağlık konusunda güzel hizmetler vermek, çocuklara ve gençlere imkânlar, güzel ortamlar sağlamak; ne büyük şans, Cenab-ı Hakk''ın ne büyük lütfûdur.)
Önemli olan, sevgidir. İnsanları, çocukları, muhtaçları sevmek. Şehri sevmek. Hizmeti, çalışmayı sevmek. Başkaları ile dertleri paylaşmayı sevmek.
En büyük zenginliğimiz, göğüs kafesimize yerleşmiş, kendi küçük, hacmi büyük yüreklerimizdir. Onu yeterince doldurmamak, en büyük israftır...

