Kaydet
a- | +A

İnsanları izlemek, analiz etmek, her şeyden önce de kendimizi tahlil etmek, ihmal edilmemesi gereken bir davranış biçimidir.

Günler, aylar, yıllar hızla akıp gidiyor. Ve biz bunu nasıl kullanmaktayız? En değerli varlık olan zamanı israf mı etmekteyiz? Bir imtihan meydanı olan (sonsuzluk içinde, bir şimşek çakışı kadar bile önem ifade etmeyen) ömrü nasıl değerlendirmekteyiz?

Gerçek mutluluğun ne olduğunu keşfedebildik mi?

Yukarı bakıp haset etmek yerine, aşağı bakıp şükretmeyi becerebilmekte miyiz? Ömrümüzün her saniyesi için, ne kadar şükretsek, yetersiz kalacağımızı, Cenab-ı Hakk''ın lütufları karşısında anlamı olmayacağını, idrak etmekte miyiz?

Mezarlıklar, hastaneler, hapishaneler, bize yeterince ibret dersi verebiliyor mu? Halimize şükretmemiz gereğini öğretebiliyor mu?

Asıl mutluluğun, başkalarını mutlu etmekten geçtiğini keşfedebildik mi? Paylaşmayı öğrendik mi? Başkalarının dertlerini hissedebilmeyi, egoizmden kurtulmayı başardık mı?

Ebedi hayata kim ne götürebilmiş? Geride bıraktığı güzel hatıraların, hayır duaların, güzel icraatların dışında...

İnsanlara küsmek neden? Önemli olan hoşgörülü olabilmek, herkesi olduğu gibi kabul edebilmek. Sevmeyi bilebilmek. Gönül kapılarımızı herkese açabilmek.

Arkama bakıyorum, tam 57 yıl geçmiş. Cenab-ı Hakk''a her saniyesi için şükretmem gereken bir ömür.

Dürüst, inançlı, bizi seven, doğruları anlatan, devamlı hayır dua eden, helâlı haramı öğreten, insanları sevmeyi ve yardım etmeyi telkin eden bir anne ve baba lütfetmiş. Şükretmeyi, paylaşmayı, çalışmayı, cömert olmayı, vatana feda olmayı, ruhumuza ve beynimize işlemişler.

Yetmemiş. Aynı hasletlere sahip, beni çok seven, üzerime titreyen iki ağabey lütfetmiş.

Yetmemiş; benim çok yoğun tempoma sabreden, sabahlara kadar (bir taraftan çocuk büyütüp) bana yardım eden; evin tüm sorumluluklarını yüklenen bir eş vermiş.

Yetmemiş. Gurur duyacağım, sağlıklı-akıllı üç evlât (daha sonra da, öz evlât kadar sevdiğim, gelin ve damat) ihsan etmiş.

Hangi işe el atsam, başarı lütfetmiş. Eğitimde, meslekte, politikada, devamlı olarak, Cenab-ı Hakk''ın yardımına kavuşmuşum. Zor işler kolay; imkânsız projeler mümkün hale gelmiş.

Fakirliğin eğitiminden yararlanmış, muhtaçların ruh halini öğrenmişim. Hiçbir zaman hırslı olmamış, ancak (çok az insana nasip olabilen) şeyler elde etmişim. Kin tutmamayı, küsmemeyi, açık olmayı, sabretmeyi, hak yememeyi, herkesi sevmeyi, sırt çevirmemeyi, haksızlık yapmamayı, yaşayarak öğrenmişim.

Şükretmeyi bilmek, en büyük zenginlik. Yaşaran göze, titreyen kalbe, paylaşılabilen imkâna sahip olabilmek, en büyük servet.

Varsın, bazıları sizi saf zannetsin. Kandırdığını düşünsün. Yeter ki, kimsenin suçunu, iki yüzlülüğünü, oyunlarını, yüzüne vurmayın.

Her şeyin, (makam, koltuk, servet, vb.) geçici olduğunu; önemli olan davranışın bunları kazanmak ve muhafaza etmek değil; kalpleri kazanmaktan geçtiğini, unutmamalı. (Koltukta iken çok dost vardır. Önemli olan, burayı terkedince ne kadar gerçek dostun kaldığıdır. Her yerde, yüzün ak, omuzların dik olabilmesidir.)

Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?

Evet, ömrümüzün, o iki kapılı hanın, bir kapısından girdik. Cenab-ı Hakk''ın takdir ettiği gün, diğerinden çıkacağız. Her an buna hazır mıyız? Her fırsatta kendimizi tahlil ediyor muyuz? Mutluluğu, gerçek serveti bulabildik mi?

Arkamızda bir hoş seda, birtakım eserler, hayır dua eden insanlar, bırakabilecek miyiz?

Kendinle barışık olmak, insanları sevmek, hiçbir şeyden yılmamak ne büyük mutluluk.