Kaydet
a- | +A

23 Mayıs Salı günkü belli başlı gazetelere göz attığımda, doğrusu, hayret verici bir panik havası gördüm.

Putin ile Türkmenbaşı arasında varılan, ancak fiat sahifesi henüz yazılmayan anlaşma ile, bizim, çok büyük ümitler bağladığımız Trans-Hazar gaz boru hattı projesi önceliğini yitirmiş, doğalgaz ihtiyacımızı karşılamakta, böylece ciddi sıkıntı içine düşmüşüz ve belki de, çaresiz, tüm olumsuzluklara rağmen, İran''dan bile gaz almak zorunda kalabileceğiz.

Bu kadar müstesna dostluk ilişkileri sürdürmekte olduğumuz Türkmenbaşı, bize bunu nasıl yapar? Şimdi sorulan sual bu? Sanki bu sualin cevabı hiç bilinmiyormuş gibi.

Türkmenistan''ı savunmak söz konusu değil. Ancak, elindeki kaynağı en kısa zamanda değerlendirmek ihtiyacı içinde olan bir ülkenin ve yöneticilerinin, bundan başka yapacakları bir şey olmadığını da kabul etmek gerekir. Biz önce, kendimize bakalım. Orta Asya ve Kafkasya''ya nasıl yaklaştık? Bu ülkelerdeki kadrolar, sanki dünyadan ve ekonomiden tümüyle bihaberlermiş gibi, yegane faktör zannettiğimiz, akrabalıktan yola çıktık. İşin garibi, insanlar, bizimle akraba olduklarını, ilk defa bizden duyuyorlar. 70-80 yıllık zoraki rejim, ne milliyet bırakmış, ne de benlik. Aradan geçen 10 yıl gibi azımsanmayacak bir zamana rağmen, Orta Asyalılar hâlâ kaybettikleri kimliklerini, tarihin tozlu ve küflü arşivlerinden bulup çıkarmak peşindeler. Bunun en yakın misali, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev''in, şimdiye kadar yazdığı kitapların sonuncusu ve bir iki gün içinde de, Bilkent Üniversitesi''nde yapılacak bir törenle tanıtılacak olan ''Tarihin Akışında'' adlı kitapta ortaya koymaya çalıştığı düşüncelerdir. Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Kazakistan''ın, coğrafya olarak, büyük Türk ilinin bir parçası olmasına karşın, Kazaklığın ve Kazakçanın, kökleri tarihin derinliklerinde olan ve kanını, canını ve feyzini, uçsuz bucaksız özgür bozkırlardan alan özgün bir hüviyet olduğunu, bunun şimdiye kadar asimile edilemediği gibi, bundan sonra da edilemeyeceğini ve bağımsız devlet olmanın vazgeçilmez koşul ve ögesini oluşturduğunu vurgulamaktadır. İşte bize düşen, Orta Asya''yı bu hüviyetiyle tanımak ve kabul etmektir.

Orta Asya ile ilişkilerimiz, başından bu yana, kompetitiv nitelikte, karşılıklı yararlara hizmet eden ve herhalde kendi kuralları içinde yürütülen ekonomik baza oturtulmadığı için, şahıslarla kaim, mevsimlik ilişkiler olmuştur. Gazetemiz başyazarı Sayın Dr. Yılmaz Öztuna da, 24 Mayıstaki makalesinde, buraları sürgün yeri sayan ve kendilerine imkan da sağlanmayan diplomatlarımızın da bekleneni veremediklerini yazıyor. Doğrudur. Ancak, buralar, diplomatsız da, Büyükelçisiz de olamaz. Büyükelçiler, Hükûmetin Orta Asya politikasının icra direktörü yerindedirler. Beyanı şartla ki, Büyükelçiler, hem konulara vukuf derecesinde, tecrübe sahibi olsunlar ve hem de, memur olmaktan çok, bir işadamı hassasiyet ve uyanıklığı içinde hareket edebilsinler. Ayrıca, Orta Asya ve Kafkasya''da görevli Büyükelçilerimizin, bulundukları ülke yönetiminin ve hatta Devlet Başkanlarının, kendilerini, ihtiyaç hissettikçe, danışacakları şahsiyet olarak görmek istediklerini unutmamaları ve buna göre hazırlamaları gererir. Benim şahsen bölgede hizmet ettiğim süre zarfında vardığım kanaat bu olmuştur. Dışişlerimizin de bölgeye, büyükelçi atarken, bu gerçekleri göz önünde bulundurması beklenmelidir.

Bugün Türkmenistan nedeniyle yaşamakta olduğumuz hayal kırıklığını irdelerken, buraları ne kadar bildiğimize bakmalıyız. Türkmenistan''ı baskı altında tutan faktörleri inceledik mi? Rusya ve İran''ın Türkmenistan üzerindeki etkinliğini hesapladık mı? Türkmenistan''ın kaynaklarının survey''ini çıkardık mı? Yönetimle iyi ilişki halinde, önümüzdeki dönemde ortaya konacak projeleri öğrendik mi? Bu projelerin, en azından (fizibilitesini yapmak için, hizmete talip olduk mu? Türkmenistan''ın para ve maliye politikasını biliyor muyuz? Ne zaman, ne kadar nakde ihtiyacı var? Türkmenistan''ın Hazar''ın statüsüyle ilgili yaklaşımı ile birlikte, komşularıyla olan temel uyuşmazlıklarını inceledik mi? Daha sayılabilecek bu nitelikte bir çok temel hazırlıklar yapılmadan, salt, Türkmenbaşı ile sarmaş dolaş olmak yeter mi? Yetmediği belli değil mi?