Türkiye''de, tüm kavramlarda olduğu gibi, "sanat ve sanatçı kavramlarında" da bir kargaşa, bir dejenerasyon sözkonusudur. Bu sayede de, ortalık sanatçıdan geçilmez hale gelmiştir.
Tek bir şarkı ile meşhur olmak olağan sayılmaktadır. Müzik geçmişi, eğitim düzeyi, nota bilgisi, velhasıl aranması gereken bütün unsurlar göz ardı edilmektedir. ("Müzik veremedik, fizik sunalım" prensibi hakim olmuştur. Seksi kıyafetler, teşhircilik becerisi, her gece bir başkası ile olmak, ekranlardaki cıvık programlarda sıkça yer almak, ön plâna geçmiştir. Hele bir de, maganda, haram parası bol dost bulup da, "klip" çekildi mi, iş bitmektedir.)
Meşhur olmak için, çok çalışmaya, alın teri ve göz nuru akıtmaya gerek kalmamıştır. Kırık dökük entel konuşmalar. Eşcinsel davranışlar. Her türlü bilgi kırıntısından, muhtevadan uzak ideolojik havalar. Bol bol, "çevre ve insan hakları" şovları. Milli birlik ve bütünlüğe aykırı davranışlar veya bu tür davranışlara destekler. Alın size sanat ve sanatçılık.
Ne yazık ki, ülkemizde ciddi, bilgili, tarafsız sanat kritikçileri sayısı da çok azdır. Olanlara da değer veren yoktur. Zira, dedikodu yazarları, çıplak fotoğraf çekicileri, porno dergi yayıncıları revaçtadır.
Elbette, nakdî veya aynî olarak muhtelif tarzda verilen rüşvetler, sağlanan imkânlar da işin sosu olmaktadır. (Bir kartel grubuna kapağı atanlar, her türlü desteği ve abartmalı tanıtım imkânını da bulmuş demektir.)
Bu kalitesizlik tablosu içinde, kaliteli sanatçıların, gerçek sanatın yaşaması ne kadar mümkündür? "Marifet iltifata tabidir" sözü müzeye kaldırılmışsa; yerine "açıl ve saçıl" prensibi hakim olmuşsa, dejenerasyon da kaçınılmazdır.
Bu nahoş tabloya rağmen, sık sık, "sanata, sanatçıya saygı" lâfları edilmiyor mu? Çatlamamak mümkün değil...
Her türlü ahlâksızlığı yapacaksın, sonra da saygı bekleyeceksin. Hatta, farklı muamele talep edeceksin. Nerede bu bolluk?
Çizdiğim tablo, sadece müzik ve sinema dünyası ile ilgili değildir. Resim, roman, şiir, velhasıl tüm sanat dalları için geçerlidir.
Belirli seviyeye gelmiş, takdire şayan ve kalıcı eserler üretmiş kişiler için elbette söylenecek söz yoktur. Sadece, minnet ve teşekkür ifade edilebilir. Yurt içinde ve dışında gösterdiği başarıdan dolayı kutlanır.
Resimde, çinide, seramikte, roman ve şiirde, ebru-tezhip-hat vb. sanatlarda; klâsik Türk ve Batı Müziği dallarında; velhasıl sanatın tüm kollarında üne kavuşmuş sanatçılarımız yok mudur? Elbette çoktur. (Tümünü yazmaya kalksam, sahifeler yetişmez. Kaldı ki, unutabileceklerime saygısızlık yapmış olurum.)
Problem, gerçek sanatçıların, (olgun başaklar yere yakın durur misâli) tevazu ve edep sahibi olmaları nedeniyle, geri plânda kalmasıdır. Ekonomideki "kötü para, iyi parayı kovar" prensibi sanatta da etkili olmakta, sanatın değerini düşürenler ön plâna çıkmaktadır.
Nitekim, çok önemli olması gereken, "Devlet sanatçılığı" bile ucuzlatılmış; liyakat sahipleri unutulurken, şovmenler tercih edilmiştir.
Yine, gerçek bir sanatçı olan, "Çinuçen Tanrıkorur" ile ilgili olarak, kaç medya kuruluşu, ne kadar yayın yapmıştır? Vefatından doğan büyük kaybı dile getirmiştir?
Adını çok kimsenin duymamış olduğu sanatçılar (?) için, ödüller konulur, gösterişli anma törenleri yapılırken (ki çoğu, Türkiye''nin birlik ve bütünlüğüne karşı çıkmış, çağ dışı ideolojilerin esiri olmuş tiplerdir ve her fırsatta Türk halkına ve sahip olduğu değerlere hakaret etmişlerdir); Yahya Kemal''i, Peyami Safa''yı, Münir Nurettin''i, Tarık Buğra''yı, Kemal Tahir''i, Ömer Seyfettin''i, Ziya Gökalp''i velhasıl bu ülkenin has evlâtlarını, kaç kişi anmaktadır? Hayatta olanlara ne kadar ilgi gösterilmektedir?
Dilerim ki, en kısa zamanda, gerçek anlamda bir "kültür ve sanat ortamına" kavuşuruz, seks ticaretini sanat olarak yutturmaya çalışanlardan kurtuluruz.
Ve yine gönlümüz ister
ki, "kadın hakları", "feminizm" vb. kavramları monopollerine alan; devamlı medyaya boy gösteren kişi ve kuruluşlar, "kadının istismarına, bir mal gibi kullanılmasına, reklâm aracı olarak istismar edilmesine, 14-15 yaşındaki kızların iğrenç bakışların önünde peşkeş çekilmesine" karşı çıksınlar. Ahlâk dışı davranışları ve teşhirciliği, "çağdaşlık" olarak takdim etmesinler. Şüphesiz, biraz da, gerçek Türk kadınının özelliklerini ve asırlardır devam eden davranış ve adetlerini öğrenmek zahmetine katlansınlar.

