Kaydet
a- | +A

HABİTAT-İstanbul toplantılarının sonuç bildirisinde, oy birliği ile varılan sonuç, "21. Asırda Sivil Toplum Kuruluşlarının-NGO''ların Etkili Olacağı" bir dönem yaşayacağımız idi.

Gerçek demokrasilerde, halkın etkili ve yetkili olması; "seçilmiş diktatörlüklerin" yaşanmaması; halk adına bir avuç kişinin ahkâm kesmemesi; ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

Bu düşünceden hareketle, İzmir''de, (geniş bir katılım yelpazesi ile ve tüm politik taassuplardan uzak olarak), "Sivil Düşünce ve Demokrasi Hareketi Derneği"ni kurduk.

Amacımız, toplumun daha etkili ve yetkili pozisyona gelmesi; tüm konuların geniş bir katılımla müzakere edilmesi; bilhassa "Konuşan Türkiye" idealine ulaşılmasıdır. Hiçbir konu "tabu" olarak kalmamalıdır, samimiyet ve açık yüreklilikle tartışılmalıdır.

Danışma Kurulu mensubu olmaktan şeref duyduğum Dernek, 23 ilâ 25 Mayıs tarihleri arasında, "2000''li Yıllarda Türk Turizminde İnanç Turizminin Yeri ve Ege''nin Önemi" konulu sempozyumu düzenledi.

Sempozyuma, Ortodoks Fener Rum Patriği Bartholomeos; Türkiye Ermeniler''i Patriği Mesrob Mutafyan; Türkiye Hahambaşı Vekili Rav İsak Haleva; Almanya İzmir Başkonsolosu (aynı zamanda Danışma Kurulu mensubudur) Manfret Unger; Vatikan Doğu Bilimleri Enstitüsü''nden Prof. Dr. Vincenzo Ruggieri; God-Religion Dergisi Yayın Yönetmeni (Atina) Alekos Stefanopulos; Ege Bölgesi Katolik Cemaati Reisi Guiseppe G. Bernardini; Şalom Gazetesi yazarı Yusuf Altıntaş; TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, Denizli Belediye Başkanı Ali Aygören, Selçuk Belediye Başkanı Hüseyin Vefa Ülgür iştirak ettiler. Çok güzel katkılar sağladılar.

Bu arada, Yunanistan''dan, sempozyuma otuz civarında medya mensubu iştirak etti. Sempozyumu takip eden, iki gün süresince de, Ege bölgesinin bazı yerlerini gezme imkânı buldular.

Sempozyumu, Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı, Prof. Adnan Gülerman yönetti. Başta, TGRT, CNN-Türk ve STV olmak üzere, genel ve yerel medya mensupları da takip ettiler.

Ne yazık ki, Turizm ve Kültür Bakanlığı temsilcileri katılamadılar. TURSAB Başkanı da, konuşmasını yapıp, ayrılmak zorunda kaldı.

Şüphesiz, kendi gücümüz ve yerel destekler bize kâfi geldi. İzmir Ticaret Odası, salon tahsisinden, simültane tercüme imkânna kadar, her türlü desteği sağladı. Buca Belediye Başkanımız, misafirlere, çok nefis bir gece geçirterek, Türk misafirperverliğinin ve mutfağının en güzel örneklerini sergiledi. İzmir Genç İşadamları Derneği, (İGİD) her sıkıldığımız noktada devreye girdi. Denizli, Selçuk, Bergama, Alaşehir, Manisa başta olmak üzere, tüm belediye başkanlarımız (ve elbette Ege Belediyeler Birliği) her türlü desteği sağladılar.

Demek ki, Ankara''dan birşey beklemeden, çok güzel icraatlar gerçekleşebilmektedir. Zaten, hedefimiz de, yerel gücün büyüklüğünü ortaya koymaktır.

İnanıyorum ki, (gelen misafir medya mensupları) çok memnun ayrıldılar. Türk-Yunan ilişkilerinin daha da gelişmesi için gayret göstereceklerdir. Zira, Türkiye''yi ve Türkler''i daha yakından tanıma imkânı bulmuşlardır. Türk halkında kimseye karşı bir kin, düşmanlık, saldırı amacı olmadığını bizzat müşahede etmişlerdir.

Yine, sempozyumda da, Türkiye''nin potansiyeli, zenginlikleri, avantajları, tüm konuşmacılar tarafından ortaya konmuştur. Bu arada, diyaloğun önemi vurgulanmıştır.

Daima, 21. Asrın "bilgi, bilim, hoşgörü asrı" olacağını ifade ediyoruz. Aslında, tek Allah''a (c.c.) inananların bunu çok iyi analiz etmesi gerekir. Zira, Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) Hz. Musa ve Hz. İsa bize farklı şeyler mi emretmişlerdi. Hepsi, Allah sevgisini ve insan sevgisini ön plânda tutmamış mıydı? Daima, Cenab-ı Hakk''ın en büyük hediyesi olan kalbin boş bırakılmamasını, "Yaradılanın Yaradandan ötürü sevilmesini" tavsiye etmemişler miydi?

Fransa''da Rousseau, "itimad ve sevgi bütün kalpleri açan sihirli bir anahtardır" derken; sevgili Peygamberimizden akan sevgi, sabır, ihlâs ve hoşgörü çağlayanı; Ahmet Yesevi hazretlerinden (Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş Veli, Mevlânâ, Yunus Emre, Emir Sultan hazretleri ile) Anadolu''ya akmadı mı? Hep hoşgörü, insan kalbini kırmama gayreti hakim olmadı mı?

Demek ki, aramızda asgari değil, azami müşterekler var. Hepimiz, Allah ve insan sevgisinden, kul hakkına riayettte, hoşgörüde, birleşebiliriz. Daha güzel, adil, huzurlu, müreffeh ve demokrat bir Dünya için gayret gösterebiliriz.

Zaten kısa olan hayatı, kavga ile israf etmez, insanlara yararlı olmak için kullanırız. Çok şeyler gerçekleştirebiliriz.

Bu ortamın gerçekleşmesi, biz Müslümanlar için çok daha kolaydır. Zira, (bizim iman şartlarımıza göre, Amentümüzün gereği olarak) tüm kitaplara, Resullere inanmamız şarttır. Hz. Amine, Hz. Asiye ve Hz. Meryem, aynı değerdedir ve annelerimizdir.

Şüphesiz, mevcut ortak değerler, sadece turizm açısından, ekonomik yönden önem arzetmezler. Olayın, sosyal, beşeri ve politik yönleri çok daha önemlidir. Sevmeyi öğrenenler, hem kendi iç alemlerinde, hem de yaşadıkları toplumda huzuru sağlayacaklardır.