Kaydet
a- | +A

Kanaatimize göre, devamlı çalışması gereken TBMM, temmuz ayı başından itibaren tatile girmiştir. Üç ay gibi, uzun bir süre, Meclisimiz çalışmayacaktır. Sayın Milletvekillerimiz istirahat edeceklerdir. (Kendi yorumları ile halkla içiçe olacaklardır.)

Şüphesiz, bugünkü ortamda, sözkonusu davranışı fazla anormal bulmak da mümkün değildir. Zira, mevcut anti-demokratik yapı; oligarşik düzen (bürokrat, yargı ve lider oligarşisi) içinde, milletvekillerimizin fazla bir etkisi yoktur. Birinci güç olması gereken TBMM, ne yazık ki, (medya ve bazı güç odaklarının arkasında) geri plâna düşmüştür.

Milletvekillerimizin ne yazık ki, Mecliste arzu ettikleri gibi konuşmak ve oy vermek hakları da yoktur. (Grup kararı, lider oligarşisi sebepleriyle).

Aynı şekilde, seçilebilmek için, halkla ilişkilerin artmasına, vatandaşın mutlu edilmesine ihtiyaç yoktur. Genel başkanın gözüne girmek, onun dümen suyunda gitmek, yeterlidir. (Zaten, vatandaşa söz verilse, yapabilecek imkân ve yetki de yoktur. Bu yüzden, tüm mesailer; tayin-terfi-torpil-iş takibi üzerine yoğunlaşmaktadır.)

Ancak, herşeye rağmen, aciliyet arzeden bazı kanunların çıkartılması gerekirdi; şöyle ki:

Mahalli idarelere yetki ve kaynak devrini öngören mevzuat değişikliği yapılmalıydı. (Bunun, "Hükümete Yetki Devri" ile halli mümkün değildir. Zira, birçok konu, özellikle kaynak sağlanması olayı için kanun gerekmektedir.)

Adem-i merkeziyetin sağlanması, bugünkü aşırı merkezi yönetim tarzının zararları, herkes tarafından dile getirilmektedir. Ancak, hiçbir genel başkan bu konuda samimi davranmamaktadır. Konu, hep lâfta kalmakta, mutlaka bir tehir gerekçesi (özellikle milli birlik, bütünlük gibi) icad edilmektedir.

Zira, bilinmelidir ki, belediye başkanları güçlenirse, lider oligarşisi ve bugünkü "Devlet kaynaklarını sömürme düzeni" tehlikeye girecektir. Türkiye gerçek demokrasiye kavuşacak, halk daha etkili ve yetkili konuma gelecektir.

Ne bürokrat baskısı kalacaktır, ne de genel başkan oligarşisi.

Ne rüşvet ve yandaşlara çıkar dağıtımı imkânı kalacaktır, ne de Devlet imkânları ile popülist politika uygulama sahası.

Hiç olmazsa, tatilden önce kaynak temini ile ilgili mevzuat çıkarılabilirdi. Duran hizmetler canlanabilirdi. Ekonomide bir ivme sağlanabilirdi.

Bunun Genel Bütçeye bir yükü de olmazdı. Şehirlerde yaşayanlar bunun bedelini ödemeye başlardı. Her hizmetin bir karşılığının olması gerektiği dönemine girilirdi.

Ne yazık ki, bırakalım yetki ve imkân artışını, daha da bir baskı artışı yaşanmaktadır. Özellikle, Sayın İçişleri Bakanı ve Müsteşarı gibi, değerli kişilerin, belediye başkanlığı yapmış insanların döneminde, denetimdeki bu yoğunluk şaşırtıcıdır. Eski ve yeni başkanlar, mahkemelerin müdavimi haline getirilmektedir.

Bu konuda, örnek sayılabilirim. Hakkımdaki tahkikat sayısını, beraat ve men-i muhakeme adedini, hesaplayamaz hale geldim. Başta Baro ve bazı avukatlar olmak üzere, önüne gelen ihbar ve işkayette bulunuyor. İçişleri Bakanlığının da, muhtemelen çok boş vakti var ki, hepsi ciddiye alınıyor. Tahkikatlar ve davalar başlıyor. (Açılan tazminat davaları da işin cabası)

Çok şükür, kimse hırsız, tembel, başarısız diyemiyor. Çok şükür, 10 yıllık görev dönemimde yapılanlar ortadadır. Cumhuriyet tarihi içinde, bizim dönemimiz kadar alt ve üst yapı yatırımını kimse gerçekleştirememiştir. Biz, inancımızın da verdiği azimle, Cenab-ı Hakk''ın lütfuyla rekorlar kırdık. İzmir''e silinmez damgalar vurduk. Ne yazık ki, hâlâ davalarla, tahkikatlarla uğraşıyoruz.

Neymiş? Otopark ücreti ödemek istemeyen bir avukatımız dava açmış. İdare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermiş. Niye uygulamamışız? (Günde 16-18 saatlik yoğun mesai içinde, bir başkanın böyle detayları bilmesine imkân mı vardır? Zaten, idare mahkemelerimize göre de, hep idare haksızdır. Tek bir olayda bile haklı çıkamayız.)

Neymiş? İl Sağlık Kurulu, (başkasının değil, sadece kendi arsasının üzerine, ruhsat almadan ev yapanlara) geçici su bağlanması kararı almış. Valilik imzası ile bize iletmiş. Belediye Meclisi uygun görmüş. O günlerdeki, (özellikle çocuklarda yaygın olan) hastalıklara önlem olarak gereğini yapmışız. Suç işlemişiz.

Amaç bellidir. Dürüst, çalışkan, ülkesini-şehrini ve insanlarını seven kişileri yıldırmak. Mevcut bozuk düzene karşı çıkanları susturmak.

Şüphesiz, bizim gibi, herşeyi Cenab-ı Hakk''tan bekleyen; O''nun dışında hiçbir güç karşısında eğilmeyen kişileri yıldırmak mümkün olamaz. Ama, ülkeye yazık olmaktadır. İnsan genlerinin şifresinin çözüldüğü bir dönemde, biz hâlâ gerçek demokrasinin şifresini çözmekte acze düşmekteyiz.

Hele, seçimle gelmiş başkanların, TBMM kapısından döndürülmesi, ne büyük bir ayıptır...