Kaydet
a- | +A

Futbolcuların alıştıkları oyun düzenleri taktik dizilişleri aylar, yıllar süren metodlu çalışmalar sonucu olarak oturur, doğru şartlı refleksler haline gelir. İyi eğitimli olmayan antrenörlerin elinde yetişen futbolcular yanlış şartlı refleksler edinirler. Erken yaşlarda edinilen bu şartlı refleksler adale hafızası dediğimiz sisteme, snasplara yerleşirler. Bunların daha sonra düzeltilmesi imkansız gibidir... Türkiye gibi bir ülkede her antrenöre göre değişen, teknik, taktik, kondisyon yönünden farklı uygulamalar, sorgulanamayan bir derebeylik ilkelliği altında yanlışlar zinciri olarak sürüp gitmektedir. Bir antrenör şansının da yardımıyla belirli merhaleleri aşmış ve önemli bir mevkiye gelmişse bilimsel temellere uymayan uygulamaları gün gelip anormal sonuçlara yol açtığında hepimiz şaşırıp kalıyoruz.

Fatih Terim gibi uluslararası üne sahip bir teknik direktör bile çok eğitimli olduğu halde Galatasaray''ın ilk yıllarında oturtmak istediği sistemde ne kadar zorlandı değil mi? Ona bu şansı kulübü vermeseydi bugün Galatasaray''ın UEFA Şampiyonluğundan söz edebilir miydik? Öyleyse bilimsellikte ilk hareketin kulüplerden, hatta öncelikle federasyondan başlayıp alt birimlere kademeli ve dengeli olarak yayılması gerekir.

Fatih hoca önce planladığı sisteme uygun doğru adamları seçti. Sonra bu doğru adamları sabırla 4 yıl boyunca eğitti... Ve Türkiye''nin standartlarını aşan bir takım ortaya çıktı... Konu milli takım olunca anlayışı farklı, taktiği farklı, zekası farklı oyuncuları bir arada oynatmak söz konusuydu. Takımlar arasındaki kalite standardının birbirinden uzak oluşu milli takımın daha iyi oynamasına engel oldu. Devletin yetki verdiği merciler öncelikle bu farklılığın üzerine giderek kulüplerimizdeki futbol teknik, taktik ve kondisyon anlayışının Galatasaray seviyesine çıkarılmasına ön ayak olmalıdırlar.

Bu fark açılmaya devam ettiği sürece yarı final, final yakalamamız mümkün olmayacak. Sporda, futbolda dinlenmek, ara vermek diye bir şey yoktur. Futbolcunun dinlenmesi bile antrenman yaparak olur... Tatilini sahilde geçiren futbolcular yine en azından kumda koşular yaparak deniz içinde diz çekme çalışmaları yaparak yıl içinde kazandıkları kondisyonlarını korurlar... Bir düşünelim bakalım bizde böyle mi? Böyle olmadığı için tatil deyince sere serpe kumda yatmak anlayan futbolcularımız sezona girer girmez sakatlanmaktan da kurtulamıyorlar. Hem onlara hem kulüplerine yazık. Bunlar temel antrenman bilimi hataları... Hazırlık maçı yapmamak gibi... Şimdi Hakan''ın, Sergen''in Sayın Denizli hakkında söylediklerini bir hatırlayalım. Milli takımdaki başarıları malum olan hocanın onların dediği gibi çağdışı addedilecek yanlışlar yapması düşünebilir mi? Teknik direktörünü böylesine acımasızca eleştiren futbolcuların olduğu bir milli takımda, tekme yediği halde bile rakibine gülümsemek varken, sinirine hakim olamayıp rakibine yumruk atmayı refleks edinen futbolcuların etkili olduğu bir milli takımda kenar yönetimden gelen komutlara uyacaklarını düşünebilir miyiz?

Böyle futbolcuların yoğun olduğu bir milli takımda teknik patronun ne kadar sözünün geçeciğini bir düşünür müsünüz? Saygı ve disiplinden uzak futbolcularla milli takım nasıl istenen oyunu oynayacaktı? Mustafa Denizli bu adamlarla nasıl taktik varyasyonlar uygulayacaktı? Her gün aramızdan göçüp gidenlere okuduğumuz rahmet alışkanlığından mıdır nedir, önceki başarıları ayan beyan olan bir teknik adama nasıl da hemen rahmet okuyoruz? Bu kadar eksiğin bu kadar temel yanlışların içinden sistemsizliğe direnen, futbolumuzun bilim fakirliğine kafa tutan kaç teknik adamımız var ki?

Bir Fatih Terim iki, Mustafa Denizli.

Adam harcamak kolaydır, adam kazanmak zor...