Müsabaka, haftalar, aylar, yıllar boyu yapılan bütün taktik, teknik çalışmaların neticesinin görüldüğü en gerçek testtir. Taktik ve teknik kondisyonun ne derece kazanıldığı ancak ve ancak müsabakada görülür. Buna göre aksayan bölümlere tedbir alınır. Müsabaka olmazsa bunlar görülemez. Tedbir alınamaz ve neticesi ağır olur... İtalya maçında olduğu gibi.... Penaltı, "bizi yaktı, yıktı..." Bunu söyleyerek teselli bulamayız. Aslolan gerçeği görüp tedbir almaktır. Ayağından topu açmış olduğu halde topa değil, adama gidip hamle yapar ve çarparsanız hakem noktayı gösterir. Hâlâ bu kural acemiliklerinin ardına saklanmanın ne faydası var. Gerçek acı... Türkiye''nin en kötü sezonunu geçiren F.Bahçe''den daha fazla futbolcu oynatmak, Türkiye''de ve Avrupa''da en iyi sezonunu geçiren G.Saray''dan daha az futbolcuyu ilk 11''e koymak nasıl izah edilir? Denizli''de Fatih Terim fobisi var suçlamalarına yol açtı hâliyle... En tepeye gelmiş 300 milyon Türk milletinin ümit beslediği bir takımın başındaki adam hâlâ hobiler fobilerle mi bizi kesip doğruyor?.. Bu şartlarda nasıl maç kazanılır? Hele hiç maç yapmadan.... Doğada, sistemlerde, ekonomide ve hatta anatomide en zayıf yere yüklenilir. Sistemler en zayıf bölgeden çalışır... Bir holdingde bütün kâr eden birimlerin kazancı zarar eden birimin açıklarına gider... Bir yeriniz sakatlansa bütün yük oraya biner... Milli maçta da böyle oldu... Takımın kalite standartları en iyilerle en kötüler şeklinde belirlenince kötüler iyilerin oyun anlayışını bozdu... İyilerin artısı kötülerin eksilerine gitti. Takımın taktik, teknik ve kondisyonunu futboldan fizik ve motivasyon olarak erken kopanlar belirledi. Yani sistem zayıf yerden çalıştı.. Halbuki gereken, "G.Saray ağırlıklı bir takımdı" diyor bütün otoriteler. Bunu 20 bin Türk seyircisi de gördü ve "Denizli dışarı" diye bağırdı. Türk futbol tarihinde böyle başka olay var mı bilmiyorum. Keşke seyirci tepkisini bu kadar büyük koymasaydı. Trübünde seyircinin bile gördüğü takım hatasını Denizli neden göremedi? Bile bile böyle bir yanılgıya neden düşsün? Yoksa bazı uzmanların öne sürdüğü gibi Türk milletinin takımını teslim ettiğimiz teknik adam bile bile bir inatlaşma içinde olabilir mi? Şimdi şu soruyu sormanın zamanıdır; Milli Takım''ın başına getirilen teknik adamları antrenman bilimi açısından kim test ediyor? Sayın Denizli hedef müsabakalar öncesinde bir takımın kaç adet hedef müsabaka seviyesinde fizik ve mental intensite (yoğunluk) gerektiren maç yapmasının önemini biliyor muydu, bilmiyor muydu? Bilmiyor olabilir mi? Bütün rakip takımlar ard arda yoğun hazırlık maçları yaparken biz takım oyuncularının birbirleriyle uyumunu gözlemleyemedik, tedbir alamadık. Sayın Denizli tedbirsizlik etti. Şimdi sayın Mustafa Denizli geriye kalan bütün maçları alsa, Avrupa Şampiyonu bile olsa yukarıda sıraladıklarımız temel antrenman ve maç bilimi hatalarıdır. Bu tür hatalar spor sistemleri oturmuş ülkelerde asla olamaz. Başarıda, büyük şampiyonluklarda tesadüf diye birşey yoktur. Taktiğin, tekniğin, kondisyonun doğru takım dizilişlerinin rastgele bir araya gelmesini beklemek güneşin Doğu''dan batmasını beklemek gibi birşeydir. Tedbir almadan, bilimden, metoddan uzak, sadece Cuma namazı kılmakla ayrıcalık sahibi olacağımızı mı sanıyoruz? Futbol Federasyonu da bu metodsuzluğa, bilim fakirliğine izin verdi. Gerçeği belirleyen pozitif bilime dayalı bir standartları olsaydı böyle mi olurdu? Demek ki, teknik direktör, Mustafa Denizli bile olsa antrenman bilimini ne kadar bildiği sorgulanmalı... Sorgulanmayınca, 65 milyonun ümitleriyle, gönüllerindeki bayrak, millet aşkıyla oynanıyor. Maç öncesi "Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar" diye marşlar eşliğinde yürüyen Avrupalı vatandaşlarımızı maç sonunda böylesine kahır dolu bir ortama sokmak kimsenin hakkı olamaz. Teknik direktörler böylesine muhteşem hatalar yapabilirler mi? Buna izin verilebilir mi?
Çok büyük teknik direktör olarak bildiğimiz Mustafa Denizli bile temel antrenman ve maç metodlarından uzak davranışlarda bulunabiliyorsa, sorgulanması gereken, tepeden aşağıya spor sistemidir. Futbolun özerk olması, bu sorumsuzluğa izin veremez! Kalede üç aydır forma giymeyen Rüştü, yedekteyse bütün sezon Beşiktaş''ta harika maçlar çıkaran Fevzi... Sol kanatta yürümekte zorlanan Abdullah, yedek kulübesinde UEFA Kupası''na imza atan Ergün, Hakan Ünsal... Orta sahada Tayfun, Tayfur, UEFA Kupası''nı müzeye götüren ekibin en iyilerinden Suat yedek, İngiltere''nin harika çocuğu Mustafa İzzet yedek, İskoçya''da hep yedek Tugay ise İtalya karşısında kurtarıcı diye sahaya sürülüyor.
Üstelik 6 aydır tek hazırlık maçı yok. Pardon! Var ama, sanal... Hocamız maçları kafasında sanal olarak oynuyor ya... Ama, gerçek çok bilimsel, tarih boyu yenemediğimiz İtalya önünde yine hüsran... İşte Denizli''nin sanal dünyası. Ver aynı takımı (tarihimizin en iyi kadrosu) Fatih Terim''e otur izle, bak keyfine... Futbol Federasyonu topyekûn sistem hatası yapmış, bilimden ne kadar uzak olduğunu göstermiştir. Sayın Haluk Ulusoy''dan antrenman bilimi uzmanlığı bekleyemeyiz, ama ona gerçekleri birilerinin söylemesi gerekiyor. Ya da sayın Ulusoy çalışma arkadaşlarını iyi bir gözden geçirmeli... Çok geç olmadan... Şimdi İsveç önünde daha iyi oynayacağız. Neden? Çünkü bir hazırlık maçı yaptık...

