Sporun 1982 Anayasası''nda özel düzenleme konusu olmasının gerekçelerinden biri, sadece spor yapanlar için değil, seyircileri için de eğitici olmasıdır.
Spor yönetimi ve yöneticileriyle ilgili olarak da sporcunun bu niteliğine uygun çeşitli olay ve davranışları oldukça sık gözlemlemekteyiz. Bu gelişmelere bir kaç örnek olarak, çok geniş katılımlı spor şuralarını, futbolda özerkliği, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü''ne bağlı diğer federasyonların başkanlarının da son derece demokratik seçimlerle işbaşına gelmelerini, Beşiktaş''ın çok ileri bir demokrasi kültürünü yansıtan son kongresini, F.Bahçe ve Beşiktaş''ın genel kurullarına katılımın çok yüksek oranlarda olmasını, G.Saray''ın, F.Bahçe''nin ve Beşiktaş''ın divan toplantılarını ve en son örnekler olarak Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Fikret Ünlü''nün özel çabaları ve öncülüğüyle Futbol Federasyonu''nda demokratikleşme öngören kanun değişikliğini ve Futbol Federasyonu''nun bu kanun uyarınca yapılan genel kurul toplantısını sayabiliriz.
Biz, bakanlığıyla, genel müdürlüğüyle, federasyonlarıyla ve seçkin kulüpleriyle tüm spor kuruluşlarında görülen bu olumlu gelişmelerin diğer demokratik kitle örgütlerine de yansımasını, mesela bu kuruluşların da F.Bahçe''nin dörtbinden, Beşiktaş''ın beşbinden fazla üyenin katılımıyla yaptığı genel kurullarından daha kalabalık, son derece seviyeli ve demokratik kongreler yapmasını dilemekteyiz.
Spor yönetimindeki bu sevindirici olayların ve davranışların yanında bazan maalesef tutarsız beyan ve tutumlarla da karşılaşılmaktadır. Bu gibi olaylar açısından spor yöneticilerinin, özellikle kulüp yöneticilerinin her hâl ve şartta yalnızca spor ahlâkına uygun davranışlarda bulunarak taraftarlara iyi birer örnek olmaları gerekmektedir. Çünkü taraftarların tutumu ile yöneticilerin davranışları karşılıklı etkileşim içindedir.
Çok uzun yıllar önce spor tesislerinde sadece spor ve seviyeli bir rekabet vardı. O zamanların gazete ve dergilerinde takım kadroları isim isim yazılırken sonunda "Beyler" şeklinde nezaket ve saygı ifadesi kullanılırdı. Stadlarda beğenilmeyen hareketlere karşı yuhalamaktan öteye nahoş herhangi bir söz kullanılmaz, küfür hiç bilinmezdi. Hakemlere olumsuz tepkinin en kötüsü, "Gözüne gözlük" diye bağırmaktan ibaretti. Sonra neler olduysa oldu, iyiye, güzele değil, tersine doğru çağ, çağ da değil, çağlar atladık!
Spor yönetimi ve spor basınının hemen tamamı, toplumsal tepkilerdeki bu irtifa kaybını önlemeye çabalarken tek tük de olsa maalesef taraftarlar arasındaki seviyeli rekabeti zedeleyen, yozlaşma körükleyicisi bazı beyan ve davranışlar da ortaya konmakta, konabilmektedir. Biz, spordan beklentilerle bağdaşmayan bu tür davranışları, mesela Avrupa kupalarındaki rakiplerini tutmaya kadar aşırılaştırılmasını hiç bir kulübümüzün hiç bir taraftarına asla yakıştıramamaktayız. Takımlarımızın yurtdışındaki başarıları karşısında sporseverlere düşen, övünmek ve bu başarıyı taraftarı olmadıkları takımlarımız elde etmişlerse imrenmektir.
Bize göre, genelde tüm spor camiası, özelde seçkin kulüplerimizin eski ve yeni yönetilcileri, taraftarları ve spor yazarları ve yayıncıları, spor ahlâkına uygun tutum ve davranışları öne çıkarmalı, aksi yöndeki beyan ve tavırları elden geldiğince düzeltmeye ve düzeltilmesine katkıda bulunmaya çalışmalıdırlar.
Umud ediyoruz ki; bu çabalar sonucunda sporseverlerin güzel davranışları ve dayanışmalar da spor yönetimindeki olumlu gelişmeler gibi, toplumun çeşitli kesimlerine örnek gösterilebilecek, böylece sporun eğiticilik niteliğinden olabildiğince fazla yararlanılmış olacaktır.

