Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve ‘Yeni Bereket...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Prof. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

hseyhanlioglu@gmail.com

ABD, son çeyrek asırda Çin’i kuşatmak ve Rusya’yı merkez ana karaya hapsetmek için Afganistan ve Ukrayna’yı zehirli bir yem gibi ortaya atmıştır. Buna rağmen ABD, 20 yıl sonra Afganistan’dan çekilmiş ve Rusya, Avrupa’ya rağmen Ukrayna’yı parçalamış durumdadır. Esas güç olan Çin ise şimdilik sadece ekonomi ve diplomasi unsurlarıyla Güney Amerika, Afrika ve özellikle İran üzerinden “Bereketli Hilal”e uzanmış durumdadır.

Bu satırları yazdığım sırada canlı yayında Akdeniz’in kenarına Osmanlı Devleti’nin hırçın şehri ve şimdi Hizbullah’ın kalesi olan Dahiye’si karanlıkta bırakılmış bir mezarlık gibi uzanan, bir milyon kişinin son bir haftada yerinden olduğu Beyrut’tan İsrail bombaları sonucu dumanlar yükseliyordu. Aynı anda Zeytin Dağı’nda hüzünle biten dört asırlık bir “Osmanlı Barışı”ndan (Pax-Ottoman) sonra Kudüs üzerinden İran füzeleri “şeytanın merkezi”, Tel Aviv-Hayfa’ya uzanmakta, Doğu Akdeniz’de Haçlı donanması toplanmakta ve Hürmüz-Kızıldeniz hattında da İran’a havadan ve denizden saldırılar yapılmaktaydı. 110 yıl önceki Çanakkale veya Irak, Libya ve Afganistan’dan sonra bu kaçıncı Haçlı kuşatması? “Osmanlıyı denizde boğan Navarin’den de mi ders almadık?” gibi kafamda çılgın sorular vızıldamaktaydı.

‘BEREKETLİ HİLAL’DE GÜÇ DEĞİŞİMİ

Bugün Rusya, Çin ve Batı arasından global merkez kavşak noktası parçalanmış, bize göre “Bereketli Hilal” (Mısır, Anadolu ve İran’dan Basra Körfezi), İngiltere’ye göre kaba bir tanımla “Orta Doğu” olarak adlandırılan bölgede, güç boşluğu olamaz. Tarih bize göstermektedir ki ya buradan çıkan güçler dünyaya hâkim olmuştur ya da dünya hâkimiyeti hedefinde olan bir güç öncelikle burayı hâkimiyeti altına almıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1917’de dört asır sonra Filistin-Suriye hattının ardından tarihten çekilmesi gibi, İngiltere ve Fransa da “Bereketli Hilal” hâkimiyetini Süveyş Kanal Savaşı’ndan (1956) sonra ABD ve Rusya’ya terk etmiş ve küresel başat aktör konumunu kaybetmiştir.

Aradan geçen 70 yıldan sonra bugün “Bereketli Hilal”de küresel başat aktör olma savaşı, ABD ve Çin arasında yaşanmaktadır.

Son çeyrek asırda ABD, Çin’i kuşatmak ve Rusya’yı sıcak sulardan kutuplara yani merkez ana karaya hapsetmek için Afganistan ve Ukrayna’yı zehirli bir yem gibi ortaya atmıştır. Buna rağmen ABD 20 yıl sonra Afganistan’dan çekilmiş ve Rusya, Avrupa’ya rağmen Ukrayna’yı parçalamış durumdadır. Esas güç olan Çin ise Japonya’dan da ders çıkararak sessiz ve derinden, şimdilik sadece ekonomi (Kuşak Yol Projesi-BRI) ve diplomasi unsurlarıyla Güney Amerika, Afrika ve özellikle İran üzerinden “Bereketli Hilal”e uzanmış durumdadır.

BATI’NIN BÜYÜK STRATEJİSİ

Bugün İngiliz patika yolundaki ABD ve İsrail liderliğindeki Batı’nın, “Bereketli Hilal”e yönelik vahşi saldırganlığın “Grand Strateji” hedefleri şunlardır:

  1. Sünni ve Şii olarak İslam âlemini sahte bayrak kumpaslarıyla savaştırmak (Türkiye, Körfez ülkeleri ve Azerbaycan).
  2. İran’ı parçalayarak Türkistan, Pakistan ve Arabistan bağlantısını koparmak.
  3. Dürzi, Maruni ve Kürtleri İsrail’e mankurt yapmak.
  4. Son güç olan Türkiye’yi İslam dünyasından koparmak ve Doğu Akdeniz’de boğmak.
  5. Hindistan-İsrail merkezli ekonomi (IMEC) ve siyasi pakt (altıgen) kurmak.
  6. Yeni Balfour olan Abraham anlaşmaları ve BOP’a göre İsrail’i merkeze alan ve vilayetlere kadar parçalanmış bir Orta Doğu…
  7. ABD’nin ana rakibi olan Çin’in enerji kaynağı olan Basra Körfezi’ni kontrol etmek.
  8. ABD’nin 35 yıl sonra yenilenen son NSC’ye göre (2025) Hürmüz, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’i (Altın Üçgen) kontrol etmek ve buna engel olan direniş eksenini kırmak.
  9. İslam ülkelerini, medeniyetler çatışması bağlamında kontrol etmek ve Çin’le savaştırmak.

Bugün Çin, enerjisinin önemli bir kısmını özellikle İran’dan (İran’ın %80 petrolünü hayalet gemilerle karaborsadan aldığı iddia edilmektedir) karşılamakta ve Kuşak Yol Projesi (BRI) ve diplomasiyle Afrika, Güney Amerika ve Batı’yı âdeta istila etmektedir. Bu sebeple Batı’nın, Rusya, Çin ve Türkiye liderliğinde dirilen İslam dünyası karşısında, İsrail merkezli Avrupa-Hindistan koridoru (IMEC), AUKUS, QUADR, ALTIGEN, ÜÇGEN (Rum-Yunan-İsrail) ve BOP stratejilerini geliştirdiği görülmektedir.

Başkenti Kudüs olarak planlanan “Büyük İsrail” için Batı’yı “Truva Atı” olarak kullanan İsrail, pervasızca mazlumlara saldıran bir siyasetle, Gazze’de yaklaşık 70 bin kişiyi öldürmüştür. Buna rağmen yer altında savaşan Hamas ve Lübnan’da köylerde savaşan Hizbullah ile tam olarak başa çıkamamıştır. Dolayısıyla İsrail’in 2 bin kilometre ötedeki İran’la başa çıkma şansı hiç yoktur. Dev bir nükleer güç olsa da Çin’e karşı askerî olarak gerileyen, hantal, ekonomisi yılda 3 trilyon dolar açık veren, 40 trilyon dolar borcu olan ruh gücü çökmüş Batı’nın kazanma şansı imkânsız gibi görülüyor.

Bu savaşın şimdilik kârlı çıkanları bölgedeki bazı ülkeler ve Çin olmaktadır. İran’ın kazanması durumunda ise Tahran, Körfez ve Şii dünyasında gücünü iyice pekiştirir ve Hürmüz Boğazı’nı tam kontrol eder. Çin ve Rusya’nın özellikle desteklediği İran’ın tamamen çöküp kaosa sürüklenmesi de Türkiye ve Pakistan başta olmak üzere hiçbir komşunun işine gelmez.

234.000 mühendisle dünyada 5. Sırada olan ve ABD’yle yarışan İran, 2500 yıllık bir devlet aklına sahiptir. Bu nedenle İran, 80 yaşındaki baba Ali Hamaney’in yerine yeni seçilen Mücteba Hamaney gibi gençleşirken, ABD de Epstein bataklığındaki D. Trump gibi İsrail’in çıkarları uğruna bataklığa saplanmaktadır. Kızıldeniz’i kontrole giden ABD’nin 2 F-18/A uçağı denize düşerken, Yemen’de de savaşa girmek üzeredir. Bunun, İsrail ve ABD’nin Ulusal Güvenlik Konsepti’ne göre yapıldığı görülmektedir:

-“ABD’yi önümüzdeki 100 yıl içinde de dünya gücü olarak tutmamızın tek yolu, Pearl Harbor şoku gibi yeni bir şok yaşamaktan geçer.” (Colin POWELL, ABD Savunma Bakanı-2003)

-“Bu sabah gazetelerdeki muhteşem haberleri okuduğumdan beri içim içime sığmıyor… Tüm imparatorlar, krallar ve maiyetleri kaçışıyor, tahtlar devrildi. Bundan daha güzel ne olabilir? Filistin’in kaderinin kritik bir noktada olduğu bir zaman gelecek; o zaman geldiğinde dünyanın, Yahudileri dikkate alacaklarını ümit ediyorum… (Rothchild Hanedanı-1918 Ferguson)

-“Yabancıları, öylesine yorgun ve bitkin hâle getireceğiz ki hiçbir karışıklığa meydan vermeden dünya hükûmetlerinin tamamını içinde eritecek, tek bir devlet kurabilmemizi mümkün kılacak uluslararası gücü bize vermek zorunda kalacaklardır.” (Beşinci Siyon Protokolü Ford, 2024)

Ancak ABD ve İsrail’in ne kadar Grand Stratejileri olursa olsun, gök kubbenin yaratıcısı, demir kubbenin sahiplerini uyarmakta ve şöyle buyurmaktadır:

“Biz İsrailoğulları’na kitapta şunu bildirdik: Doğrusu siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracak ve gerçekten büyük bir taşkınlıkla büyüklenip azacaksınız. Nitekim ilk bozgunculuk ve büyüklenmenizin karşılığını görme vakti geldiğinde, çok güçlü, savaşçı, acımasız kullarımızı üzerinize musallat ettik. Onlar da sizi yakalayıp öldürebilmek için evlerinizin içine varıncaya kadar her tarafı didik didik aradılar. Bu, kesinlikle yerine getirilmesi gereken bir sözdü. Aradan zaman geçti, o istilâcılara karşı size tekrar galibiyet ve zafer verdik, servet ve oğullarla gücünüzü artırdık ve toplum olarak sayınızı daha da çoğalttık. Eğer iyilik yaparsanız kendinize iyilik yapmış olursunuz; eğer kötülük ederseniz yine kendinize kötülük etmiş olursunuz. Artık ikinci defaki bozgunculuk ve büyüklenmenizin cezalandırma vakti gelince, onurunuzu çiğnemeleri, öncekilerin girdikleri gibi Beyt-i Makdis’e girmeleri ve ellerine geçirdikleri her şeyi yakıp yıkmaları için yine birtakım düşmanları başınıza musallat ederiz. (İsra Suresi meali, 4-8)

BÖLGEDE DİRİLİŞ İZLERİ

Özellikle son bir yılda iki defa saldırıya uğrayan İran ve küresel enerjinin %20’si olan günlük 20 milyon varil petrol ve 300 milyon metreküp doğalgazın aktığı Hürmüz’ü ele geçirmeye çalışan Batı Dünyası’na karşı “Bereketli Hilal”in yeniden dirildiği görülmekte (Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır ve İran iş birliği) ve özellikle siber alanda Çin silahlarının bu Armageddon’a karşı kazanacağı anlaşılmaktadır.

Bu süreci iyi ifade eden, Kürtçe güzel bir ata sözü bulunmaktadır: “Babanın düşmanı oğulun dostu olamaz.” (Neyyare bava, na be yâre lava.) Osmanlının düşmanı olan Batı ülkeleri Türkiye’nin dostu olmayacağı gibi tarih, bize küresel hâkimiyet yolunun Orta Doğu’ya hâkim olmaktan geçtiğini tekraren göstermektedir.

Günümüzde, 21. yüzyılın küresel güç mücadelesi, ABD liderliğindeki Batı dünyası ile Çin ve Rusya arasında “Merkez Kavşak Bölgesi”nde yaşanan “Üçüncü Büyük Oyun” üzerinden şekillenmektedir. Bu mücadelenin sonucunda bölgede etkinlik kuran bir aktörün, küresel sistemin belirleyici gücü olması beklenmektedir. Şimdilik dağınık görülen İslam dünyasının kalpgâhını oluşturan bu bölgenin birleşmesi durumunda, İslam âleminin tekrar başat bir global güç hâline gelme ihtimali oldukça yüksektir. Ayrıca böyle bir yapı; Avrupa ve Çin arasında sıkışan Rusya’nın, Güney Amerika ve Afrika’nın da dâhil olabileceği, Batı’nın tarih sahnesindeki ağırlığını ciddi biçimde azaltacak küresel ölçekte yeni bir güç blokunun -âdeta bir Voltran’ın- ortaya çıkma ihtimalini güçlendirmektedir. Bu da “Bereketli Hilal Birliği” anlamına gelmektedir ki; bu Birliğin, Çin ve Rusya ile Anadolu üzerinde kuracağı ittifak ise Batı hegemonyasını tarihten silme ve İsrail’i yıkma potansiyelini bünyesinde bulundurmaktadır.

Geniş Açı - Fikir ve tartışmada son yazılar...