Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Eğitim treni: Sınavdan hayata bütüncül bir yolculu...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Doç. Dr. Ufuk Sözcü

Her bir eğitim kademesi (anaokulu-ilkokul-ortaokul-lise-üniversite) ayrı ayrı ama birbirine bağlı vagonlardan oluşuyor. Çocuk bir vagondan diğerine geçerek eğitim treninde aynı hat boyunca yıllarını geçiriyor. Ancak burada şunu vurgulamamız gerekiyor. Bir treni sadece lokomotifin hızına göre değil, bütün vagonlarıyla birlikte hareket etmesine göre değerlendirmemiz lazım. Eğitimde çoğu zaman bu noktayı atlıyoruz.

Eylül ayı yaklaşınca fakültenin boş koridorlarında öğretmen adaylarının gelişini beklerken yeni dönemde ortaya çıkacak manzarayı gözümde canlandırırım. Fakülte koridorları derslerle eş zamanlı olarak dolmaya başlayacak, amfiler geleceğin öğretmenlerinin heves ve aynı zamanda endişeleri ile yeni bir eğitim-öğretim yılının atmosferine kavuşacak. Mezun olup hayalini kurdukları mesleklerine başlamayı hayal edecekler. Bu artık bir rutin olarak zihnimizde yerini almış bir durum. Fakat asıl soruya odaklanıp bu sorunun zihinlerde eser miktarda değil yeter miktarda yer bulmasını sağlamamız gerekiyor. Bir kişinin anaokulundan üniversitenin bitimine kadar ortalama 14-18 yıllık bir eğitim hayatını nasıl kurguluyoruz? Ne hedefliyor ve bunu nasıl gerçekleştirmeyi planlıyoruz?

Bu yazıyı yazmayı düşünürken eğitim hayatını birbirine bağlı vagonlardan oluşan bir trene benzetme fikri uyandı bende. Her bir eğitim kademesi (anaokulu-ilkokul-ortaokul-lise-üniversite) ayrı ayrı ama birbirine bağlı vagonlardan oluşuyor. Çocuk bir vagondan diğerine geçerek eğitim treninde aynı hat boyunca yıllarını geçiriyor. Ancak burada şunu vurgulamamız gerekiyor. Bir treni sadece lokomotifin hızına göre değil, bütün vagonlarıyla birlikte hareket etmesine göre değerlendirmemiz lazım. Eğitimde çoğu zaman bu noktayı atlıyoruz.

VAGONLARI DÜZENLEMEK

Eğitim trenindeki en önemli meselemiz bir vagona odaklanmış olmamız: Akademik başarı… LGS, YKS gibi imtihanlarda alınan puanlar, sıralama, yüzdelik dilim, hangi lise-bölüm-şehir vs. gibi başlıklar vagonun ne kadar ağır bastığını bize gösteriyor. Bu sene YKS’ye yaklaşık 2 buçuk milyon, LGS’ye 1 milyon öğrenci girdi. Sınav ülkenin somut bir gerçeğidir. İyi kurgulanmış bir akademik vagon öğrencilerin önündeki kapıları gerçekten açıyor. Dolayısıyla kimsenin sınav gereksizdir demediği bir yerde, ben de böyle bir şey söylemiyorum.

Mesele şu ki eğitim trenini tek bir vagon üzerinden kurgulayıp tüm yükü o vagona yüklemek, geri kalan vagonları boş bırakmak sürdürülebilir bir yaklaşım değildir. Eğitim treninde dürüstlük, sevgi, saygı, sorumluluk, merhamet, vatan sevgisi gibi başlıklardan oluşan bir değerler vagonu var. Kitap okuma alışkanlığı veya sportif faaliyet gibi elini sanata bulaştırmanın olduğu bir kişisel gelişim vagonu var. Çocuğun kendini nasıl hissettiği, endişesiyle nasıl başa çıktığı, başarısızlıklarına karşı tepkilerinin neler olduğunu içeren bir ruhsal vagon var. Ayrıca dinî inancına yönelik bilgi-tutum ve davranışlarını rahatlıkla ortaya koyabileceği maneviyat vagonu ile arkadaşlık kurabilmesi, bir gruba ait olabilmesini içeren bir sosyal vagon da yer almaktadır. Bütüncül bir eğitim tahayyülü için, eğitimden başka trenlere ihtiyaç duymamak için bu vagonların hepsinin rafa kaldırılmadan bir çocuğun ayrılmaz parçaları olarak görülmesi gerekiyor.

VAGONLARI BİRBİRİNE BAĞLAMAK

Alanında uzman bir demir yolu mühendisi veya ülkemizdeki tabiriyle “Raylı Sistemler Mühendisi” vagonlarından hangisinin nereye geleceğini, hangi yüke dayanabileceğini, dengeyi nasıl kuracağını hesaplayarak hareket eder. Yani, vagonları rastgele arka arkaya dizmez. Bunları kuralına uygun bir şekilde birbirlerine ve lokomotife bağlar.

Değerler vagonunu ele alarak örneğimizi genişletelim. 2024 yılında yürürlüğe giren Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) programı merkezine “Erdem-Değer-Eylem” çerçevesini almıştır. Buna göre bir değer sadece anlamı ve sosyal hayata yapacağı müspet etkisi ile dillendirilmekle kalmamalı, çocuğun o değeri eyleme dönüştürebileceği gerçek bir durum tasarımı ile hayata geçirilmelidir. Bu kanca olmazsa vagon fonksiyonunu kaybeder; lokomotif harekete geçtiğinde vagon peronda kalakalır.

Sorumluluk değerini tahtaya yazıp öğrencilerin açıklamasını sağlamak, bu değeri kâğıt üzerinde bırakmaktan öteye geçmez. Onun yerine okulun koridoruna bir kitaplık koyup öğrencilere bunun sorumluluğu sizde deyip süreci takip etmek eyleme dönüştürmektir ki doğru uygulama da bu olacaktır. Vagon lokomotife işte bu şekilde bağlanır: Bilgiyle değil çocuğu bizzat harekete geçiren bir düzenlemeyle…

Aynı mantık öbür vagonlar için de geçerli. Kişisel gelişim vagonunu tasarlamak, kitabı bir ödev listesi olmaktan çıkarıp bir alışkanlığa, bir zevke çevirmek demek; bir sporu, bir el işini haftalık programda gerçek ve dokunulmaz bir yer olarak kurgulamak demek. “Vakit kalırsa resim yaparız” cümlesi, o vagonu daha baştan boşaltmanın kibar bir yoludur. Ruhsal ve sosyal vagonu tasarlamaksa çocuğun kendini nasıl hissettiğini, sınıfta bir yere ait olup olmadığını rastlantıya, “kendi halleder” beklentisine bırakmamak demektir.

KİTAP OKUMANIN SIKICI HÂLİ

Belki de en büyük eksikliklerimizden biri olan kitap okuma alışkanlığının yetersizliğini ele alalım. Çocuklara okunacak kitaplar listesi verip dönem sonlarında ne kadar kitap okuduğunu istatistiki veri olarak toplamak, kitap okumayı mecburi ve sıkıcı bir göreve dönüştürmenin en hızlı yoludur. Bir zamanlar kısa süre de olsa uygulanan sınıfta okuma saatlerinin açılması, on beş dakika sessiz okuma sonrası kitabın ele alınıp öğretmenin “En sevdiğiniz sahneyi anlatın” demesi kitabı yükten kurtarıp bir alışkanlığa dönüştürmeye yardımcı olabilir. Burada bahsettiğim iki şey, ölçmekle sevdirmek arasındaki farktır. Bu vagonun kancası tam da budur. Sevdirilen bir alışkanlık olan kitap okuma faaliyeti için listeye gerek kalmayacaktır.

Sosyal vagonu kendi hâline bıraktığımızda boş gittiğini görüyoruz. Zira 2022 PISA verileri; Türkiye'deki öğrencilerin, OECD ülkelerindeki ortalamadan daha yüksek bir oranla okulda kendilerini yalnız hissettiklerini ortaya koyuyor. Yakında yayımlanacak yeni rapordaki çalışmalar ise bu yalnızlık oranının düşeceğine işaret ediyor. Eğer çocuk kendini okula ait hissediyorsa, bir arkadaş grubu varsa veya kulüp faaliyetlerine aktif katılıyorsa çoğu zaman derslerinde de daha öz güvenli ve istekli olma ihtimali yüksek olacak. Yani dolu bir sosyal vagon, akademik vagonun yükünü hafifletiyor. Bu ikisi birbirinin rakibi değil, aynı trenin birbirini çeken vagonları.

DOLU BİR TREN

Dolu bir tren neye benzer dersek, şöyle tarif edebilirim: Eğer çocuk sabah okula yorgun bir yarışçı gibi değil de gideceği yerin şuurunda olarak gelirse dersini çalışmanın yanında belirli bir zaman periyodunu da kitabına, spor alanına, el becerisine, kulübüne ayırırsa ve bu saatleri ondan çalınan değil aksine ona değer katan zamanlar olarak görürse dolu bir tren olur. Yine öğretmeni yalnızca konu yetiştirmek zorunda kalmıyor veya bu endişeye düşmüyor, üstüne sessizce arka sırada cam kenarında oturan öğrenciyi fark edip ona bir görev, bir yer verip “Sen de buradasın” hissi veriyorsa tren dolu bir tren olmaya başlayacaktır. Çocuk eve geldiğinde ebeveynleri yalnızca “Bugünkü imtihandan kaç aldın? Hangi konuları işlediniz?” sorularının yanı sıra “Günün nasıldı? Kiminle vakit geçirdin” diye de sorarsa trenin dolmasına katkı sağlar. Böyle bir trenin vagonları dolar. Çünkü pedagojinin en eski ve en sağlam bilgilerinden biri der ki: Kendini güvende, ait ve değerli hisseden bir çocuk, öğrenmeye daha açıktır.

SEFERİ BAŞTAN PLANLAMAK

Eğitim treninde püf noktası şudur: Vagonların belirli bir sıra ve mantık içinde dizilmesi gerekir. Anaokulunda oyunla harekete geçirilen merak, ilkokul çağında okuma sevgisine dönüşmeli. İlkokulda filizlenen düzen duygusu ortaokulda sorumluluk ve öz denetime, lisede kendi kararlarını alabilen bir gence kaynaklık etmelidir. Her vagon birikimli bir şekilde ilerlemeli ve diğerinden güç almalıdır.

Biz ise çoğu zaman bu sırayı ve sürekliliği unutup her kademeyi ayrı bir tren gibi değerlendirip birbirinden kopuk hâle getiriyoruz. Kademeler arasındaki raylar birbirini tutmayınca da çocuk her geçişte sarsılıyor, her yeni okulda sil baştan başlıyormuş gibi hissediyor.

Bütüncül planlama, işte tam da bu kopuklukları önceden görüp gidermektir. Bir çocuğun on iki yılını dağınık duraklar toplamı olarak değil, tek ve bütün bir seyahat olarak görmek; hangi vagonun hangi yaşta öne çıkacağını, hangi yükün hangi kademede ağırlaşacağını bilerek dengeyi baştan kurmak... Küçük yaşta değerler, alışkanlıklar, oyun ve merak öne çıkar; ilerleyen yıllarda akademik yoğunluk tabii olarak artar. Fakat iyi bir planlamada hiçbir vagon bütünüyle boşaltılmaz. Kötü planlamanın klasik hatası ise şudur: Sınav yaklaşınca sanatı, sporu, kitabı, hatta çocuğun rahat bir nefes alışını apar topar vagondan atıp bütün yükü tek bir vagona istiflemek. Öyle bir tren istasyona varır belki ama sarsıla sarsıla, yüklerini dökerek yarısı boş varır.

TRENİN MAKİNİSTİ KİM?

Bu kişi çok uzaklarda veya soyut bir karakter değil, bizzat hayatın içindeki tanıdık yüzler aslında: Sınıfın kapısını kapatıp otuz çocukla baş başa kalan öğretmen, akşam sofrasını kuran veli, ders içeriğini hazırlayan ve öğretmen adayını yetiştiren akademisyen. Benim öğretmen adaylarıma anlatmaya çalıştığım şey de tam bu: Sen mezun olup o sınıfa girdiğinde yalnızca müfredatı yetiştiren, yoklama alan, test yapan biri olmayacaksın; bütün bir seferi kurgulayan kişi olacaksın. Bir çocuğun hangi vagonda ne öğrendiğini, hangi durakta gözlerinin parladığını, nerede yorulup kenara çekildiğini, hangi geçişte yalnız kaldığını en yakından, en erken sen göreceksin. Bu, ağır ama onurlu bir sorumluluktur ve hiçbir yıllık plan tek başına onun yerini tutmaz.

Bu mesuliyeti paylaşmak da şarttır. Öğretmen tek başına bütün vagonları çekemez; veli evde hiç kitap açmadan çocuğundan okuma alışkanlığı kazanmış bir fert olmasını bekleyemez; okul, değerleri panoya asıp geçtiği sürece o değerler eyleme dönüşmez. Tren ancak herkes kendi kancasını sağlam taktığında bütün olarak yol alır. Kancalardan biri gevşediğinde yük öbür vagonlara biner, denge bozulur; çocuk da bunu en çok hisseden yolcu olur.

SÖZÜN ÖZÜ

Okullar yakında açılacak, her yıl olduğu gibi zil çalacak, koridorlar dolacak ve tren yeniden hareket edip hatta girecek. Benim bu sene için tek dileğim; treni yalnızca lokomotifin hızıyla, yani “Kaç net? ”veya “Kaçıncı sıra?” sorularıyla değerlendirmemek; onu taşıdığı bütün vagonlarla ve o görünmez ama belirleyici yüküyle birlikte düşünmektir.

Çünkü on iki yılın, on altı yılın sonunda çocuğu istasyona götüren tek bir vagon değildir; trenin tamamıdır. İyi kurgulanmış, bütün vagonları dolu ve birbirine sağlam bağlı bir tren, çocuğu yalnızca bir sınava değil, sınavdan çok daha uzun sürecek koca bir hayata taşır.

Bir yıl daha başlarken, kendime ve o sınıflara girecek genç meslektaşlarıma ve sahadakilere hatırlatmak istediğim tek şey bu. Lokomotifi ihmal etmeyelim ama arkasındaki vagonları da unutmayalım. Zil çaldığında hareket eden, çocuğun kendisidir; biz de onu tüm yönleriyle geleceğe taşımakla yükümlüyüz. Asıl mesele de zaten hep bu değil miydi?

Geniş Açı - Fikir ve tartışmada son yazılar...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.