Prof. Dr. Muhittin Şimşek
Elbette üniversiteden mezun olmak önemlidir ama artık tek başına yeterli değildir. Dünyada rekabetin şartları her geçen gün daha da sertleşiyor. Bugün yalnızca bir sahada diploma sahibi olmak, insanı diğerlerinden farklılaştırmaya yetmiyor. Farkındalığını ortaya koyan, kendisini çok yönlü yetiştiren, değişimi okuyabilen ve değişime yön verebilen insanlar öne çıkıyor.
Kampüslerin yolları yeniden gençlerin ayak sesleriyle doluyor. Amfilerde sıralar tekrar şenleniyor, kütüphanelerde kitaplar açılıyor, kantinlerde uzun sohbetler başlıyor. Kimileri yeni bir şehre, kimi yeni bir bölüme, kimi de hayatının belki de en önemli dönemeçlerinden birine adım atıyor...
Üniversiteli olmak önemlidir. Üniversiteyi kazanmak da… Yalnız bizim ülkemizde değil, dünyanın her tarafında önemlidir. Çünkü üniversite, genç insanın hayata hazırlanırken kendisini tanımaya, yeteneklerini keşfetmeye ve geleceğini kurmaya başladığı önemli bir eşiktir.
Fakat üniversite sadece bir diploma değildir. Hatta üniversiteyi kazanmak, asıl yolculuğun sonu değil, başlangıcıdır. Çünkü insan, hayatının bazı dönemlerinin kıymetini yaşarken tam olarak anlayamıyor. Üniversite yılları da böyledir.
İlkokuldan itibaren sıra arkadaşlarınızı düşünün. Aynı sırada oturduğunuz, birlikte teneffüse çıktığınız, birlikte sınav heyecanı yaşadığınız arkadaşlarınız… Sonra ortaokul, lise… Onlarca arkadaşınız oldu. Birlikte büyüdünüz, birlikte hayaller kurdunuz. Fakat bugün onların çok azı sizinle aynı sırada.
Bugün aynı amfide oturan gençler, yarın dünyanın dört bir tarafında farklı görevler üstlenecekler. Kim bilir; içlerinden biri bir bilim adamı olacak, biri ülkesinin önemli bir kurumunu yönetecek, biri bir şirket kuracak, biri bir öğretmen olarak yüzlerce çocuğun hayatına dokunacak. Belki de biri, bugün hiç aklından geçmeyen bir ülkede, hiç tanımadığı insanlarla birlikte insanlığın ortak meselelerine çözüm arayacak.
HAYAT BİLİNMEZLERLE DOLU
Hayat böyledir. Nereden başladığınızı bilirsiniz ama nereye ulaşacağınızı her zaman bilemezsiniz. Bugün Türkiye’de 200’ü aşkın üniversitede milyonlarca genç eğitim görüyor. Onlarca farklı alanda, yüzlerce bilim dalında…
Gençler mühendislikten tıbba, hukuktan sosyal bilimlere, güzel sanatlardan temel bilimlere kadar geniş bir yelpazede geleceğe hazırlanıyor. Bütün bunların temelinde ise aynı arzu var: Daha iyi bir hayat… Daha müreffeh bir toplum… Daha güçlü bir Türkiye… Ve insanlığa daha fazla katkı… Üniversite yılları işte bu yüzden çok önemlidir. Çünkü insanın verimliliğinin, öğrenme kabiliyetinin, merakının ve kendisini geliştirme isteğinin çok güçlü olduğu bir dönemdir üniversite çağı.
Ne var ki gençler çoğu zaman bunun farkına varamaz. Üniversite uzun sürecekmiş gibi görünür. Oysa zaman, süratle geçer. Bir bakarsınız mezuniyet vakti gelmiş. Ve bir gün dönüp baktığınızda, “Keşke şunu da yapsaydım” demeye başlarsınız.
İşte insanın en büyük pişmanlıklarından biri budur: Elindeki fırsatın değerini, fırsat geçtikten sonra anlamak. Üniversite çağının çok önemli bir başka özelliği daha vardır. Bu dönemde hayatın bazı ağır sorumlulukları henüz omuzlarınıza binmemiştir. Bir aile geçindirmek, çocuk büyütmek, evin ekonomik yükünü taşımak gibi mesuliyetler henüz hayatınızın merkezinde değildir.
Sizden istenen esas olarak kendinizi geliştirmenizdir; okumak, öğrenmek, araştırmak, gezmek, insan tanımak, hasılı kendinizi tanımak…
İşte üniversite yıllarının en büyük sermayesi budur; insanın kendisine yaptığı yatırımdır.
ÜNİVERSİTE DİPLOMASI ÖNEMLİ AMA...
Elbette üniversiteden mezun olmak önemlidir ama artık tek başına yeterli değildir. Dünyada rekabetin şartları her geçen gün daha da sertleşiyor. Bugün yalnızca bir sahada diploma sahibi olmak, insanı diğerlerinden farklılaştırmaya yetmiyor. Farkındalığını ortaya koyan, kendisini çok yönlü yetiştiren, değişimi okuyabilen ve değişime yön verebilen insanlar öne çıkıyor.
Bir yabancı dil bilmek önemli, iki yabancı dil bilmek daha önemli. Ancak mesele sadece lisan bilmek de değil, insan ilişkilerini bilmek gerekiyor. Kendini ifade edebilmek gerekiyor. Tarihini bilmek, kültürünü tanımak gerekiyor. Medeniyetinin hangi birikimin üzerinde yükseldiğini bilmek gerekiyor. Kendi değerlerinden kopmadan dünyayı anlayabilmek gerekiyor.
Çünkü bugün dünyanın herhangi bir yerindeki gelişme, yarın sizin hayatınızı etkileyebiliyor. Tokyo’da alınan bir karar İstanbul’daki bir şirketi etkileyebiliyor. New York’taki bir teknoloji gelişmesi Gaziantep’teki bir girişimcinin çalışma şeklini değiştirebiliyor. Londra’da geliştirilen bir finansal model, dünyanın başka bir ülkesindeki genç girişimcinin önüne yeni fırsatlar çıkarabiliyor. Berlin’deki bir mühendislik çalışması, Türkiye’deki bir fabrikanın üretim yöntemini değiştirebiliyor.
DÜNYA BİR AĞ HÂLİNE GELİYOR
Dünya artık birbirinden kopuk adalardan oluşmuyor. Dünya tek bir büyük ağ hâline geliyor. Öyleyse üniversite gençliğinin de bir ayağı kendi şehrinde, kendi ülkesinde; diğer ayağı dünyanın farklı merkezlerinde olmalıdır. Kendi toprağına sağlam basan ama dünyaya açık bir gençlik… İhtiyacımız olan tam da budur.
Dünya, yirmi veya otuz yıl önceki dünya değil. Her şey çok hızlı değişiyor, teknoloji değişiyor, iş hayatı değişiyor, meslekler değişiyor, insanların beklentileri değişiyor, iletişim biçimleri değişiyor. Hatta bazı meslekler ortadan kalkarken daha önce hiç var olmayan yeni meslekler ortaya çıkıyor.
Böyle bir dünyada değişime direnmek mümkün değildir.
Ve değişim ile ilgili üç yol vardır: Değişimi yönetmek, değişimi takip etmek veya değişimin altında kalmak...
Asıl mesele, değişimi yönetebilecek kabiliyete sahip olmaktır. Bunun yolu da üniversite yıllarında kendini yetiştirmekten geçer. Ve bunu gerçekleştirecek olanlar da gençlerimizdir. Özellikle üniversiteli gençliğimiz…
Çünkü gençlik, bir ülkenin yalnızca geleceği değil, aynı zamanda bugününün en büyük enerjisidir.
ENERJİNİN DOĞRU YERE KANALİZE EDİLMESİ LAZIM
Son yıllarda üniversiteleri ziyaret ediyor, öğrencilerimizle bir araya geliyorum. Gördüğüm manzara beni gerçekten umutlandırıyor. Pırıl pırıl gençlerimiz var. Cıvıl cıvıl bir enerji var. Bazen bu enerjinin doğru yere kanalize edilmesi gerekiyor. İşte üniversitenin görevi de biraz budur. Gençlerin enerjisini bilgiye, üretime, araştırmaya, sanata, bilime ve topluma hizmete dönüştürmek…
Türkiye’nin geleceği açısından bundan daha önemli bir mesele düşünmek zordur. Her toplumun kendine göre gelişmiş olduğu, öne çıktığı alanlar vardır.
Bir ülke teknolojide ileridir, bir başka ülke sanayide, bir diğeri sanatta… Ancak bütün bu gelişmişliklerin üzerinde daha önemli bir ölçü vardır: İnsana verilen değer.
İnsanın olmadığı yerde gelişmişliğin ne anlamı vardır? Gökdelenleriniz olabilir.
Muhteşem yollarınız olabilir. En ileri teknolojiye sahip fabrikalarınız bulunabilir.
Dünyanın en iyi üniversitelerine sahip olabilirsiniz. Fakat insanı kaybetmişseniz, bütün bunların anlamı eksilir.
ŞEREFÜ’L-MEKÂN BİL-MEKÎN!
Bizim medeniyetimizde bunun çok güzel bir ifadesi vardır: “Şerefü’l-mekân bil-mekîn”. Yani bir mekânın şerefi, orada bulunan insanlarla ölçülür. Üniversiteyi de üniversite yapan sadece binaları, laboratuvarları, kampüsleri değildir. Onu üniversite yapan insandır. Hocadır, öğrencidir, bilimdir, fikirdir, ahlaktır.
Hakikatin peşinden gitmektir.
TEKRAR ÖĞRENCİ OLSAYDIM...
Üniversitelilere “Şunu yapın, bunu yapın” diyenlerden biri olmak istemiyorum. Kendimi kimseye tavsiye makamında görmüyorum.
Fakat hayatının önemli bir bölümünü üniversitede, akademisyen ve yönetici olarak geçirmiş bir insan olarak zaman zaman kendime şu soruyu soruyorum: “Eğer bugün değil de yirmi beş yıl önceki yaşımda olsaydım ve bugün üniversite öğrencisi olsaydım, ne yapardım?”
Benim yapamadıklarımı gençlerin yapmalarını çok isterim.
ÇOK OKUMALI, İYİ İNSANLARI BULMALI
Bol bol okumalı, çokça düşünmeli, iyi insanlarla arkadaş olmalı, hocalardan faydalanmalıdır.
Bunun yanı sıra aile ihmal edilmemelidir. Tarihimiz ve kültürümüz iyi öğrenilmelidir. Manevi değerlere sahip çıkılmalıdır.
Sonra her üniversitelinin iyi bir hedefi olmalı, o hedefe ulaşmak için çalışmalıdır.
Ve en mühimi yalnızca bir meslek sahibi olmak için değil, iyi bir insan olmak için çabalamalıdır.
Çünkü diploma bir meslek kazandırabilir, bilgi bir güç verebilir, para yeni imkânlar sağlayabilir ama insan olmanın hakkını vermek, bütün bunların ötesindedir.
Bugünün üniversite öğrencisinin bir başka büyük sınavı daha var: Teknoloji.
Bilgisayar, televizyon, akıllı telefon… Bunlar hayatımızı kolaylaştırmak için var.
Ama dikkat edilmezse insanı kendisine hizmet eden bir araç olmaktan çıkarıp kendisine bağımlı hâle getirebiliyor. Bugün öğrenci olsaydım, bu cihazların kölesi olmamaya özellikle dikkat ederdim. Onları kendime hizmet eden araçlar hâline getirmeye çalışırdım.
Ve evet… Güzel bir dolma kalem edinirdim. Notlarımı mümkün olduğunca onunla tutmaya çalışırdım. Belki bu, ilk bakışta çağın dışında kalmış bir tavsiye gibi görünebilir. Ancak kalem başka bir şeydir. Kalem, insanın düşüncesiyle kâğıt arasındaki köprüdür. Yazmak, düşünmeyi yavaşlatır. Yavaşlamak ise bazen daha derin düşünmeyi sağlar.
Bugün ekranlarda hızla tükettiğimiz cümlelerin yerine bazen bir kâğıda kendi el yazımızla birkaç satır yazmak, insanın kendisiyle konuşması gibidir. Belki de bu yüzden kalem ve kâğıt, teknoloji asrında daha da kıymetli hâle gelmiştir.
Üniversite yılları geçer, bugünler yarın bir hatıra olur. İşte o gün geldiğinde pişman olmamak için bugün elimizdeki zamanı iyi değerlendirmek gerekmektedir. Çünkü gençlik, insanın kendisine yatırım yapabileceği en bereketli mevsimdir...

