Prof. Dr. Muhittin Şimşek- Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı
Tarihimize baktığımızda, milletimize yön veren isimlerin ortak bir özelliği olduğunu görürüz: Hiçbiri hayat yolculuklarına kusursuz şartlarla başlamamıştır. Zorluklar, bazen insanın önüne engel olarak değil, onu olgunlaştıran birer öğretmen olarak çıkar. Bu sebeple, bugün istediği bölümü kazanamayan bir gencimizin yarın büyük başarılara imza atamayacağını söylemek mümkün değildir.
Her yaz mevsimi, Anadolu’nun dört bir yanında benzer manzaralara sahne olur. Evlerin salonlarında sessizce açılan tercih kılavuzları, mutfak masalarında yapılan uzun sohbetler ve geleceğini birkaç satırlık tercih listesine sığdırmaya çalışan gençler… Bir yanda heyecan, diğer yanda belirsizlik. Çünkü YKS tercih dönemi, yalnızca bir üniversiteye yerleşme telaşı değil, hayata atılacak ilk büyük adımın adıdır.
Yıllardır gençlerle bir arada bulunan, ömrünün büyük kısmını yükseköğretim kurumlarında geçiren, binlerce öğrenci yetiştirmiş bir eğitim insanı, eğer kabul ederseniz bir amca, baba ya da hoca olarak, şunu açıkça ifade edebilirim: Her tercih dönemi, aslında gençlerimizin kendileriyle yaptıkları sessiz bir muhasebedir. “Kimim?”, “Ne olmak istiyorum?” ve belki de en önemlisi, “Nasıl bir insan olmak istiyorum?” soruları, tercih ekranında görünen puanlardan çok daha değerlidir.
İNSANIN KIYMETİ PUANLA DEĞİL KARAKTERLE ÖLÇÜLÜR
Bugün içinde bulunduğumuz çağ, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı ama insanın kendisini tanımasının her zamankinden daha zor hâle geldiği bir çağdır. Gençlerimiz çoğu zaman sosyal medyanın oluşturduğu başarı hikâyeleri ile kendi gerçeklikleri arasında sıkışıp kalmaktadır. Oysa hayat, tek bir sınavın sonucundan ibaret değildir. Bir insanın değeri, aldığı puanla değil; sahip olduğu karakter, çalışma azmi ve ortaya koyduğu eserlerle ölçülür.
Tarihimize baktığımızda, milletimize yön veren isimlerin ortak bir özelliği olduğunu görürüz: Hiçbiri hayat yolculuklarına kusursuz şartlarla başlamamıştır. Zorluklar, bazen insanın önüne engel olarak değil, onu olgunlaştıran birer öğretmen olarak çıkar. Bu sebeple, bugün istediği bölümü kazanamayan bir gencimizin yarın büyük başarılara imza atamayacağını söylemek mümkün değildir.
TERCİH DÖNEMİ ZORLU BİR SAFHA
YKS tercih dönemi, çoğu zaman sınav kadar zor bir süreçtir. Çünkü tercih yapmak, yalnızca bir üniversiteye yerleşmek değil, insanın kendi kabiliyetleriyle, hayalleriyle ve hayatın gerçekleriyle yüzleşmesidir. Bu yüzden gençlerimizin öncelikle kendilerini tanıyarak tercih yapmaları büyük önem taşımaktadır.
İŞİNİ SEVEREK YAPAN İNSANLAR
Toplum olarak yıllarca bazı meslekler, diğerlerinin önüne konmuştur. Oysa bir ülkenin kalkınması yalnızca belirli meslek gruplarıyla değil, işini severek yapan insanların varlığıyla mümkündür. Sevmediği bir alanda eğitim gören bir genç, zamanla hem kendisine hem de topluma yabancılaşabilir. Buna karşılık, kabiliyetini keşfetmiş ve ilgi duyduğu sahada ilerleyen bir genç, bulunduğu her yere değer katacaktır.
Tercih döneminde ailelerin yaklaşımı da en az imtihan sonucu kadar önemlidir. Anne ve babalar, çocuklarının hayatlarına rehberlik etmeli; ancak onların yerine karar veren kişiler olmamalıdır. Gençlerimizin omuzlarına kendi gerçekleşmemiş hayallerimizi yüklemek, farkında olmadan onların geleceğine ağır bir sorumluluk bırakmaktır. Her insan, kendine has bir kabiliyet ve istidatla dünyaya gelir. Mühim olan, o kabiliyeti keşfetmek ve geliştirmektir.
Her gencin mizacı, yeteneği ve hayat yolculuğu farklıdır. Bir genci başkalarıyla kıyaslamak yerine, onun güçlü yönlerini keşfetmesine yardımcı olmak gerekir. Çünkü başarı, başkalarının çizdiği yolda yürümek değil, insanın kendi yolunu bulabilmesidir.
Bu vesile ile bir hususa dikkat çekmek isterim. Yıllarca yükseköğretimde yönetici olarak (YÖK Yürütme Kurulu Üyesi) bulunmanın verdiği tecrübe ile herhâlde böyle bir hakkım vardır.
Birçok anne ve baba, çocuklarının kendi yaşadıkları zorlukları yaşamamasını ister. Kimi, “Ben mühendis olamadım, oğlum olsun” derken; kimi de “Doktorluk her zaman itibarlıdır” düşüncesiyle hareket etmektedir. Oysa üniversite tercihi, ebeveynlerin yarım kalmış hayallerinin tamamlanacağı bir alan değildir. Tercih listeleri, gençlerin ilgi alanları, yetenekleri ve yaşam hedefleri dikkate alınarak hazırlanmalıdır.
Araştırmalar, sevmediği bir bölüme aile baskısıyla yerleşen öğrencilerin üniversite hayatında daha fazla mutsuzluk yaşadığını, bölüm değiştirme eğiliminin arttığını ve mesleki tatminlerinin düşük olduğunu göstermektedir.
ANNE BABALAR TAMAMEN SÜRECİN DIŞINDA KALMAMALI
Elbette anne ve babaların tamamen sürecin dışında kalması da doğru değildir. Hayat tecrübesi, ekonomik gerçekler ve mesleklerin geleceğine dair değerlendirmeler açısından ebeveynlerin katkısı son derece kıymetlidir. Ancak bu katkı, yol göstermeye dayanmalıdır. Bu noktada gençlere şu sorular sorulabilir:
- Hangi alanlarda kendini daha başarılı hissediyorsun?
- On yıl sonra kendini nerede görmek istiyorsun?
- Seçmek istediğin bölümün avantaj ve dezavantajlarını araştırdın mı?
- Yaşamak istediğin şehir ve üniversite ortamı nasıl olmalı?
Bu sualler, gençlerin kendi kararlarını vermelerine yardımcı olurken, ailelerin de sürece yapıcı bir şekilde katılımını sağlayacaktır.
Unutulmamalıdır ki, üniversite tercihleri yalnızca dört ya da beş yıllık bir eğitim safhasını değil, çoğu zaman kırk yıllık bir meslek hayatını belirlemektedir. Bu sebeple tercih döneminde anne ve babaların rolü, çocuklarının yerine karar vermek değil, onların doğru kararı verebilmeleri için güvenli bir ortam oluşturmaktır.
YKS tercih döneminde gençlerimizin yanında olmak, onlara sadece tavsiyeler vermek değil; onları dinlemek, endişelerini anlamak ve hayallerine saygı göstermektir. Çünkü bugünün tercihleri, yarının Türkiye’sini inşa edecektir.
Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki, ebeveynler bazen düşük puan alan çocuklarına kendi adlarına çok üzülmekte ve gençleri de üzmektedirler. Bu çok tehlikeli bir davranıştır. Geçmişte, ebeveyn baskısı yüzünden intihar olaylarına da şahitlik ettik. Oysa bu sınav, hayatın sonu değildir. Ayrıca şu gerçeği göz ardı etmemeliyiz: Bir toplumda herkesin bugün çok revaçta olan ünvan ya da meslekte (isimler özellikle zikredilmemiştir) olmaları mümkün değil, gerek de yoktur.
HER BEŞ YILDA ALTMIŞ MESLEK YOK OLUYOR
Üstelik geleceğin meslek dünyası da artık geçmişten çok farklıdır. Bugün dünyada her beş yılda bir altmış meslek ölmekte altmış meslek doğmaktadır. Her meslek muteberdir. Ancak aileler, kendi sosyal statülerini göz önünde bulundurarak “Bizim evladımız şu meslekten olmamalı, toplumda prestiji olan falan meslekte olmalıdır” zehabı ile canları kadar sevdiklerini iddia ettikleri evlatlarını bunalıma sokmaktadırlar.
GELECEĞİ DÜŞÜNEREK KARAR VERMELİ
Üniversite tercihinde dikkat edilmesi gereken unsurlar arasında bölümün geleceği, akademik kadro, şehir imkânları, staj ve iş imkânları ile öğrencinin o bölümü gerçekten isteyip istemediği de yer almaktadır. Bugünün dünyasında bilgi hızla değişmekte, birçok meslek dönüşmekte ve yeni alanlar ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple gençlerimizin yalnızca bugünü değil, önümüzdeki on ya da yirmi yılı da düşünerek karar vermeleri gerekmektedir.
Ancak unutulmamalıdır ki, insanın kaderi tek bir sınav sonucuna indirgenemez. Hayat, bazen planladığımız yollardan değil, hiç hesap etmediğimiz kapılardan bizi hedeflerimize ulaştırır. Nice başarılı insan vardır ki, hayal ettiği bölüme girememiş; fakat azmi, çalışkanlığı ve üretkenliği sayesinde kendi hikâyesini yazmıştır.
Bir milletin en büyük sermayesi, sahip olduğu doğal kaynaklar değil; iyi yetişmiş, hayal kurabilen ve üretebilen gençleridir. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tercih heyecanı yaşayan gençlerimiz, yarının bilim insanları, mühendisleri, doktorları, öğretmenleri, sanatçıları ve devlet adamları olarak ülkemizin geleceğini omuzlarında taşıyacaklardır.
Gençlerimize bu süreçte söylemek istediğim en önemli husus şudur: Kendinize güvenin. Başarı, yalnızca bir üniversitenin kapısından içeri girmek değildir. Başarı; öğrenmeye devam etmek, sorumluluk almak ve insanlığa faydalı işler yapabilmektir. Sizler, bu ülkenin en kıymetli emanetisiniz. Hayallerinizden vazgeçmeyin ve hangi bölümü tercih ederseniz edin, yaptığınız işi en iyi şekilde yapmayı hedefleyin.
Ve unutmayalım; üniversiteler insanın meslek sahibi olmasına katkı sağlar; ancak karakter ve değerler insanı hayatta asıl başarılı kılan unsurlardır. Bugün dünyanın en başarılı isimlerine baktığımızda, onları farklı kılanın diplomaları kadar disiplinleri, çalışma alışkanlıkları ve değerleri olduğunu görürüz. Bu sebeple gençlerimize tavsiyem, tercih edecekleri üniversitenin adından önce, orada nasıl bir insan olacaklarını düşünmeleridir.
Eğitimci ve aynı zamanda da bir teknik adam olarak yıllar boyunca sanayinin, teknolojinin ve üretimin içinde bulundum. Şunu büyük bir gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; ülkemizin, yalnızca belirli meslek gruplarına değil, işini aşkla yapan insanlara ihtiyacı vardır. İyi bir öğretmen, iyi bir mühendis kadar kıymetlidir. İyi bir sanatçı, iyi bir doktor kadar değerlidir. Çünkü medeniyetler, farklı yeteneklerin aynı ideal etrafında birleşmesiyle yükselir.
MERAK ETMEYİ BIRAKMAYIN
Sevgili gençler; bugün tercih listenize yazacağınız isimler ve şehirler, hayatınızın önemli durakları olacaktır. Fakat unutmayın, yolun kendisi varılacak yerden çoğu zaman daha öğreticidir. Hangi üniversiteye giderseniz gidin, kitaplarla dost olun, merak etmeyi bırakmayın, yürümekten ve öğrenmekten vazgeçmeyin. Çünkü insanı büyük yapan, bulunduğu yerden çok, taşıdığı ideallerdir.
Temennim odur ki; her bir gencimiz, gönlünün sesini dinleyerek doğru tercihler yapabilsin ve ülkemizin geleceğine değer katan birer isim olsun. Çünkü inanıyorum ki, Türkiye’nin yarınları; hayal kurmaktan vazgeçmeyen, çalışmayı bir hayat düsturu hâline getiren ve değerlerine bağlı kalan gençlerin omuzlarında yükselecektir.
Geleceğimizin teminatı, bizi dünya liginde ön sıralara taşıyacak sizlerin yapacakları tercihlerin; kendinize, ailelerinize ve ülkemize hayırlı olmasını diler gözlerinizden öperim.

