Kaydet
a- | +A

Başlık size bir şeyler çağrıştırmış olmalı. Bana da öyle. Son haftalarda tartışılan bir kitabın adı aslında. Sakın bu benzerlikten yola çıkıp yazacaklarım konusunda yanılmayın. Başlık hoşuma gittiydi o kadar. Bu örnek bundan sonra yazacaklarım için de da ipucu. "Hoşuma mı gitti. Tamam onu yazdım bilin."Yani illa tarihi bir değer olacak diye beklemeyin. Lafı dolandırdık durduk. Biraz daha dolandırırsak köşe bitecek. Hemen sadede geliyorum. Hani Stern''de yayınlanan bir yazı yüzünden, koca Alaman sermayesine kafa tutup dize getiren sunucumuz vardı. Reha Muhtar. İşte Reha kardeşimiz hiç ummadığı bir taşa vurdu kafasını. Reyting uğruna bir aile kavgasını ekrana taşıdıydı ya. İşte onun faturası hafta başında kesilir gibi oldu. Ünü dört kıtayı sarmış türkücü kardaşımız İbrahim Tatlıses bozulan aile saadetinin hesabını ondan sordu.

Filmin sonu nasıl gelir "Sorsun. Bundan ne çıkar." demeyin.Hesabı kendi sorsa kolay. Oturur anlaşırlar. Üç aşağı, beş yukarı hesaplaşırlar. Ama kazın ayağı perdeli. Yani işin içinde kırk yeğen ile altı yüz çalışan var. İbrahim gardaş " Filmin sonu nasıl biter bilmem" diyesi. Onun bilemediğini Muhtar bilecek değil ya. Yani milletçe, tabii ki medyamızın da katkılarıyla, bir haftadır bu işle meşgulüz. Bizim bildiğimiz Stern''i bile dize getirmiş olan koca Reha Muhtar böyle hesapların altında kalmaz da. Lakin medya kuruluşları epey telaşlanmış görünüyor. Başta Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi olmak üzere kuruluşlarımız ard arda bildirilerle tarafları sükunete çağırdılar. Tabii Magazin Gazetecileri Derneği de. Böyle olunca da iş biraz daha kızıştı. Yoksa, alt tarafı bir sohbette ağızdan kaçan bir iki sert ifade bu kadar dallanıp budaklanmayacaktı. Bundan sonra ne olur. Bildiğim kadarı ile Sezer ile Ecevit''in arası nasıl bulunduysa. Birileri de İbrahim gardaşımızla Reha biladerimizi barıştırırlar. Ama aradaki süreç biraz tedirgin geçer o kadar.

Damdan düşen bilir Bunu nereden bildiğime gelince. Fakir de bir zamanlar, çalıştığı gazetede "Nebahat, Yılmaz''ı evden kovdu" başlıklı bir yazıya yer verdiği için benzer bir tehdide maruz kalmış. Günlerce şizofren gibi çevresindekileri korku ile süzerek dolaşmıştı Hatta Yılmaz Güney, "Şu bizim haberi kim koymuş bir görelim" diyerek gazete binasına bir nezaket ziyareti yaptığında dört saat kadar tuvaletten çıkamamıştı. Madem bu kadarını anlattık. Devamını da getirelim. Bu tuvalet olayından üç dört gün kadar sonra, haberi yapan muhabir Taksim''de Yılmazseverler tarafından ayağından uyarılıp hastanelik olunca. Taraflar arasındaki husumet de tatlıya bağlanmıştı. Hey gidi günler. Nereden nereye. Peki haftanın başka yazılı notu yok mu. Olmaz olur mu. Mesela, mendilci kızın ailesi bayağı meşhur oldu. Gerçi, unutulan bir yasa harekete geçirilip, " Babalar yandı" ayağına getirilse de. Reklamın kötüsü olmayacağından aile köşeyi döner artık. Zaten mendilci kızın tahsil masraflarını üslendiler bile. Sıra babaya film çevirtmeye geldi.

Reklamın kötüsü olur mu

Film dedim de. Hani bir zamanlar bir Kumkapı cinayeti vardı. Hani o olayda bir vatandaşı bıçaklayıp öldürdüğü iddiası ile bir hanım kızımız mahkum edildi de yer yerinden oynadıydı. Lafı uzatmadan. Adalet yerini bulup sular durulunca hem sanık hanım kızımız hem de su yoluna giden vatandaşın dul eşleri sahnelere transfer olduydu ya. Bu kervana Barış Manço''nun son saatlerinde yanında olduğunu açıklayarak şimşekleri üzerine çeken hanım kızımız da katılmış.Bu kızımız da bir gece kulübünde çalışmaya başlıyormuş. Mendilci kızın babasına da film çevirtirler dediğim bu sebebden. Haftanın diğer bir iki notuna gelince. Fatih Altaylı''nın tüm gayretine rağmen Endal Acar''ın yeri tesbit edilemedi. Ünlü çapkın iş adamının yeri tesbit edilirse, kendisi askerlik görevini yapmaya davet edilecek. Altaylı yayınladığı üç ayrı telefon numarasıyla, bilen ve görenlerin kendisine bilgi vermesini bekliyor.

Enseyi karartmayalım da Hıfzı Topuz''un bazı anılarını dile getirdiği son kitabı ile milenyum gündemimize düşen bir tartışma sonunda noktalandı gibi. Olayın tanıklarından Mine Kırıkkanat''ın son olarak bir gazetemize verdiği röportaj ortalığı tekrar alevlendirir dedik ama. Olmadı. Sadece en karamsar günlerde bile " Enseyi karartmayalım" diyerek herkese moral aşılayan bir usta kalem son günlerde nedendir bilinmez, ensesini kendisi karartıyor gibi, Sanki son yazılarında hafif bir karamsarlık var. Yoksa sonunda onun da mı hayallerini kararttık.

Biraz izan yahu Orgeneral Kıvrıkoğlu''nun 30 Ağustos konuşması ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Yunan yargıcının Erbakan''la ilgili davayı reddi ciddi tarihçilerimizin işi. İlla IMF Türkiye Masası Şefi Cottarelliye "Türk sevgiliniz mi var" diye soran gazeteci kardeşimizin ferasetini ciddi kalemlere bırakamadık. Tuttuk buraya aldık. İlginçtir. Bir de son not. Bir iki gazetemiz sözleşmiş gibi aynı başlıkla sunmuşlar haberi. Neymiş kutsal bir kentimizde seks shop açılacakmış. Tövbe tövbe. Haberin içinde aslında seks shoptan filan bahis yok. Sadece ürünlerinin arasında iç giyim de bulunan bir firma orada mağaza açma izni almış. Hani modern ülkelerde seks mağazaları da var ya o firmanın. Başlık ona göre atılmış. Ne diyelim. Biraz izan. Bir de unutmadan Mescid-i Aksa için "Bizim Ayasofya''ya yaptığımız gibi siz de müze yapın" önerimize Araplarla, İsrailliler pek gülmüş...