Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
0:00 0:00
1x
a- | +A

Çok konuşulur efendim sanayi inkılabını şunun yüzünden kaçırdık, yok bunun yüzünden... Peki yakalasaydık neler yaşayacaktık? Kimse orasını eşelemiyor.

İngilizler 1753- Plassey Muharebesi ile Fransızları yener, Babür imparatorlarının hazinesine çökerler. Milyonlarca insanın hakkını çalar, taşırlar Britanya’ya.
Bir yandan da Atlas Okyanusu’na filo çıkarır rakiplere pusu atarlar. Malum İspanyollar Orta ve Güney Amerika’yı soyup soğana çevirmiştir, tonlarca altın gümüş taşırlar.
Britanyalıların elinde ciddi bir servet birikir, Bankacılık ve Sigortacılıkla takla attırır katlarlar.
O yıllarda insanlar tarlasından bostanından kaldırdığı ile yaşar, hayvanının eti sütü, yünü yeter onlara.
Ancak makineleşme ile mahsul daha çabuk toplanır, vakit kendine kalır. İlave bir iş mi yapsa acaba?
James Watt’ın madenlerde biriken suyu tahliye için geliştirdiği buhar makinesi (1765) yeni bir çığır açar. Mavnalara lokomotiflere de güç verir bir süre sonra. İngiltere zaten demir ve kömür yatakları üzerindedir, çelik üretimi artar.
Peş peşe fabrikalar açılır, toprak cüruf keser, nehirler zift akar, bacalar duman kusar. İnsanlar is pis solur, tükürükleri bile kapkara.

Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi

HİNDİSTAN’I YOLA YOLA

Buhar gücü dokuma tezgâhlarına da hız katar. Mamul üç yüz misli artar dile kolay. Londra tecrübesini kullanır, sömürdüğü ülkelere mal satar, oradan ham madde toplar.
Bilhassa Babür ülkesi ve Bengal’de askerî güç tutar, baskı düzeni kurar. Pamuğu orada ektirmektedir zira. Hindistan’daki dokuma ustalarının sağ kollarını keser, mekik atmaktan mahrum bırakırlar. “N’apalım rekabet” derler sorana. Bu arada Britanyalı asiller de paralarını sandıktan çıkarır yatırım yapar, tesisin başına bir iş bilen koyar. Daha fazla kazanır, daha fazla harcarlar, şaşaa artar.
Toprağa bağlı insanlar köyünü kasabasını terk eder şehirlere koşar. Fabrikalarda madenlerde ter dökerler birkaç şilin uğruna. Şehirler pis ve kalabalıktır, kiralar el yakar. Ailenin bütün fertleri çalışmazsa ayakta duramazlar.
Kadınlar hatta küçük çocuklar 19 saat karanlık ve havasız mekânlarda tezgâhbaşı yapar. Birinin boşalttığı yatağa öbürü yatar makina durmaz. Mola çok azdır, yemek olarak domuz yağından mamul bir bulamaç sunarlar. Yorgun ve gıdasızdırlar, sık hastalanır, oturdukları yerde uyuyakalırlar. Dikkati dağılan tıfıllar ellerini kollarını dişlilere kaptırırlar.
İş yerleri “kardeşini de getir” talebinde bulunur, miniklere çırçır tezgâhı altına dökülen pamukları toplatırlar. Ortalık toz ve elyaftır, nefes tıkar. Sari hastalıklar kol gezer ortalıkta.
Camları bilhassa açmazlar çünkü pamuk lifleri sıcak ve rutubeti sever, aksi hâlde ip kopar.

Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi

TACİZ SIRADAN VAKA

Çocuklar kıymete binmiştir, çünkü kolayca korkutabilir denileni yaparlar, sendika filan bilmez diklenemez ustabaşına.
Küçük elleri ip bağlamakta, kısa boyları dar dehlizlerde, maden kanallarında işe yarar. İngiltere ve İskoçya’da tekstil sektörünü onlar omuzlar.
Kız erkek bir arada çalışır, gün geçmesin ki tacize uğramasınlar. Ebeveynin şikâyet ve hak arama gibi çabası olmaz, üç kuruş getirsin diye çocukların istikbalini satar. Eğitim zaten paralıdır boylarını aşar. Protestan ahlakında “bugün çok çalışıp yarını kurtarmak” gibi bir temayül vardır, patronlara yarar.
Hele o kibrit fabrikaları. Fosfor dumanı biyolojik silahtır haddizatında. Kemikleri ve beyni bitirir. Genç yaşta ihtiyarlar boş boş bakarlar. Cam tıraşlayanlar ise ciğerlerini silikosize kaptırırlar.
Ücret ödemeleri keyfîdir, arkasında güçlü biri yoksa çocuk hakkını alamaz. İnsan tacirleri kimsesiz yetimleri avlar patronlara satar. Kaçanları ağır cezalara çarptırırlar. Köle işçiler fabrikada mahpustur, ancak 21 yaşında çıkar gün ışığına. Parlamento her şeyin farkındadır ama yasaklamaya yanaşmaz. Kâğıt üzerinde şartlar düzelse de tatbikatta değişen olmaz.
Charles Dickens bunları çok yazar ama kimin umurunda.

Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi

KENT SOYLU BURJUVA

İçlerinden bazıları işi kapar, imtiyaz koparır, sınıf atlar. Kendi çapında patron olmayı başarır ki kent soylu ya da burjuva denir onlara.
Aralarından çıktıkları insanları anlamaları icap eder ama öyle olmaz, gözlerini hırs bürür, çalışanı makine aksamı gibi görmeye başlarlar.
Sanayi inkılabı örf, anane, ahlak, aile ve adaleti aşındırır insanlar parası kadar değer kazanır. Bernard Shaw gibi yazarlara da mevzu çıkar.
Sanayi devrimi 1820 sonrası Belçika, Fransa ve ABD’de de yayılır. Sonra Almanya ve Hollanda’ya.
Derken bir Amerikalı mühendis biçerdöver yapar (1834). Aynı yıl Samuel Morse telgraf servisini hizmete sokar. Almanlar suni gübre kullanır ve pancardan şeker çıkarırlar. 1870’lerde konserve imalatı artar.
Demir çelikle birlikte köprü, kanal, gar, bar inşaatları artar. Alexander Graham Bell’in bulduğu telefon (1876) ticarete hız katar.

Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi

ÇIĞIR AÇAN BULUŞLAR

Ve Michael Faraday mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren dinamo ile yeni bir çığır açar, Edison ampul peşinde koşar.
Alman mühendis Nikolaus Otto doğalgazla çalışan ilk içten yanmalı motoru ortaya koyar. Gottlieb Daimler ve Karl Benz ise petrolle çalışan bir motor yapar, kömür karasından kurtulurlar.
Linotip dizgi sayesinde gazete maliyetleri düşer millet okumaya başlar. George Eastman’in 1884’te esnek kâğıttan makara filmi yapar, Kodak bunu kamerasına takar.
Otomobil, velespit, motosiklet, elektrikli tramvay, sinema derken köyler boşalır şehirler dolar.
Hâliyle rekabet başlar. Birbirlerinin sömürgelerine göz diker, tekerleklerine çomak sokarlar. Artık bunu savaş paklar ki 1. Cihan Harbi patlar.
Biz çelik üreten bir ülke değilizdir, kimseyle rekabet etmeyiz yerimiz yoktur bu kavgada. Gelgelelim İttihatçılar Alman hatırına memleketi maceraya atar, koca imparatorluğu mirasyedi gibi dağıtırlar.
Peki Osmanlı bu inkılabı yapamaz mıydı?
O yıllarda gaileler vardır başımızda cephelere koşmaktan oturamayız ki sanayileşmeyi konuşsak. Ruslar kaba güçle saldırır, İngiliz sinsi tuzaklar kurar, Balkanlarda çalkantı hiç durmaz.

Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi

ABDÜLHAMİD HAN DURSA

Sanayii devrimi için ne lâzım?
Biir yetişmiş insan, ikiii ham madde, üüç yol, dört enerji ve makina...
Sonrası pazar bulma ve pazarlama.
Abdülaziz ve Abdülhamid Han mühendishaneler kurar, limanlar rıhtımlar açar, sanayi-i nefiseler, tıbbiyeler, baytarlık mektepleri, dar-ül fünun, mimarlık, Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûnlar…
Neft bizdedir zaten, Irak fıkır fıkır petrol kaynar... Hicaz demir yolu ciddi bir projedir hem ulaşım ve nakliye kolaylaşır hem asker sevkiyatına yarar.
Hereke, Feshane, Beykoz Cam ve Yıldız Porselen Avrupalı akranlarını geride bırakır. İşçisine memnun edecek ücret verir aydınlık ferah, mekânlar sağlar. Cumaları herkes izinlidir, bayramlarda çalıştırılmazlar.
Padişahın yetişsinler diye servetini döküp Avrupa’ya gönderdiği Jön Türkler yer içer arkadan vururlar. Açıkça padişahın aleyhinde konuşur, gazete dergi çıkarır, fitne peşinde koşarlar.
Neticeyi biliyorsunuz senatodan seçilen Yahudi, dönme, Arnavut ve Ermenilerden müteşekkil heyet sultana “hal kararını” sunar.
Elmalılı Hamdi öyle bir vazifesi olmadığı hâlde “fetva” yazar.

Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi

BİZİ BİZLE VURDULAR

Hâliyle ipler İttihatçıların eline geçer, Tahsin Paşa Selanik’i “anahtar teslimi” Yunan’a sunar.
Enver, Talat, Cemal üçlüsü Almanların hatırı için savaşa girer İngiltere, Rusya, Fransa, İtalya, ABD, Sırbistan, Yunanistan, Romanya, Japonya ve Portekiz ile boğuşmaya kalkar.
Kanal harekâtında Cemal Paşa Süveyş’i aşıp Mısır’ı kurtaracaktır güya. Yüzme bilmeyen çocukları teneke leğenlerle İngilizlerin üzerine yollar. Kanalı geçmeyi beceren Mehmetçiği mitrolyözlü lokomotifler karşılar.
Verilen kayıplara rağmen Alman komutanlar harekâtta ısrarcıdır, çünkü İngiliz’i burada oyalayacak kendi soydaşlarından uzak tutacaktırlar.
Enver Paşa ikazlara rağmen Yemen kıyafetleri ile donatılan çocukları zemherirde Sarıkamış dağlarına sürer, çoğu mermi atamadan donar.
Hansları korumak için Hasanları Galiçya’ya yollarız, Yemen ve Hicaz’da uğraşırız isyancılarla.
Suriye Filistin hattı komutanların inat ve münakaşaları yüzünden elden çıkar, onca silahı ve aracı Gazze’de, Birüssebi’de, Yafa’da bırakır Küdüs’ü kaybederiz sonunda.
Güçlü mevzilerimiz olmasına rağmen Nablus’u, Trablusşam’ı, Beyrut’u, Amman’ı, Şam’ı, Halep’i terk eder 38 günde 560 km çekilir (kaçtı kelimesini kullanmıyorum asla) sığınırız Adana’ya.
Selahaddin Eyyubi’nin sandukasını tekmeleyen General Allanby zafer sarhoşu olur, göğsü galaksiye döner, cebinde cepkeninde onlarca madalya...
Çanakkale’de yüz binlerce şehit veririz ki bunlar okumuş çocuklardır. Kahir ekseriyeti yedek subaydırlar.
Elimizde, mimar, mühendis, muallim, tabip, kimyager kalmaz. Bir de üzerine harf devrimi...
Sanayi inkilabını kiminle yapacaktık acaba?..

Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Huzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi
Başlık ResmiHuzur mu muzır mı? İnkılab-ı sanayi

İrfan Özfatura'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.