Çalışanların emeği, toprağa düşen tohuma can veren yağmur gibidir. Ülke ekonomisinin çarkları, sabahın ilk ışıklarıyla yollara düşen milyonlarca özel sektör çalışanının alın teriyle döner.
Lakin sıra nimetin taksimine gelince, adalet terazisinde vahim bir sapma yaşanmaktadır. Maaş promosyonu kamu görevlisine meşru bir hak sayılırken, özel sektör emekçisine lüks görülmektedir!
İşçi çalışır. Şehir uyanır. Fabrika üretir. Çarklar döner.
Maaş bankaya yatar. Banka devasa bir likidite kazanır.
Bankanın kazancı, doğrudan doğruya çalışanın maaşının varlığıdır.
Maaş hareketi güç demektir. Devasa bir ticari kaynaktır.
Atalarımız boşuna dememiştir: "Ağaç meyvesiyle bilinir, emek alın teriyle ölçülür." Bankalar, bu devasa nakit akışını ellerinde tutabilmek adına masaya oturur. İşverenle protokol imzalar. İşverenin kasasına "promosyon" adı altında hatırı sayılır miktarda meblağlar aktarır.
"Arı bal yapar, balı kovancı toplar! Misali alın teri çalışanın ise, o terden doğan kâr nasıl işverenin olur?"
Peki, soralım: Bu kaynak kimin hakkıdır?
Gece gündüz dirsek çürüten emekçinin mi?
Yoksa masada sadece tek bir imza atan işverenin mi?
Bu soru adaletin temelidir.
Cevabı ise izahtan varestedir. Maaş çalışanın öz malıdır. O maaşın bankada oluşturduğu katma değer de amasız, fakatsız çalışanın hakkıdır.
MEVZUATTAKİ AÇIK: HUKUKİ BOŞLUK VE ADALETSİZLİK
Tüm kamu çalışanları istinasız yıllardır promosyon alır.
Emekliler promosyonla rahat bir nefes alır.
Her yıl milyarlarca lira kamu görevlilerine dağıtılır.
Geldik özel sektöre... Ses yok. Hak yok. Adalet yok.
LEGAL DURUM: KANUNDA MADDESİ YOK!
İş Kanunu'nda, Borçlar Kanunu'nda banka promosyonuna ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Mevzuattaki bu sükût, uygulamada işverene haksız bir takdir yetkisi tanımaktadır. Kanun yazmadığı için hukuki nitelik askıda kalmaktadır.
Sendikalı iş yerlerinde durum bir nebze farklıdır. Toplu İş Sözleşmesi (TİS) devreye girer. Eğer sözleşmede açık madde varsa, promosyon işçiye ödenir.
Lakin sendikasız iş yerlerinde karar, tamamen işverenin "iki dudağı arasındadır."
Özel sektör işçisi üvey evlat mıdır?
Aynı banka. Aynı maaş hareketi. Fakat kamuda "hak" olan, özelde "lüks" sayılıyor!
Bu çifte standart kabul edilemez. Bir tarafta hakkını tam alan kamu görevlisi, diğer tarafta emeği sömürülen özel sektör emekçisi...
Bu durum vicdanları yaralamakta, sosyal çalışma barışına dinamit koymaktadır.
DEVLETE YÜK DEĞİL, İŞVERENE KÜLFET DEĞİL: SADECE ADALET!
Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) muhalefet milletvekilleri tarafından muhtelif kanun teklifleri sunuldu.
İşverenlerin bankalardan elde ettiği promosyon gelirlerini çalışanlara aktarması zorunluluğu hedeflendi. Ne var ki, bu teklifler yasalaşmadı ve kadük kaldı.
Buradan bir kez daha açıkça ifade ediyorum:
Bu konuda yapılacak yasal bir düzenleme Devlete tek kuruş yük getirmez!
İşverenin cebinden ekstra bir para çıkmaz! Ek masraf oluşturmaz, külfet oluşturmaz!
Çünkü ödemeyi yapacak olan doğrudan bankanın kendisidir. Şirketin öz sermayesinden bir ödeme yapılmayacaktır. Bankaya o ticari değeri katan, her ay kart kullanan, kredi çeken, hesabını aktif tutan işçinin bizzat kendisidir. Kaynak bellidir, sahibi bellidir.
"Güneş balçıkla sıvanmaz, hakkın üstü bahaneyle örtülmez. Emek en yüce değerdir!"
HASILIKELAM: HAK SAHİBİNE TESLİM EDİLMELİDİR
Maaş promosyonu sadece bir para meselesi değildir. Bu mesele bir adalet ve hakkaniyet meselesidir. Çalışanın anasının ak sütü gibi helal hakkıdır.
Kanunlarda açık hüküm bulunmaması, adaletsizliğin gerekçesi olamaz. Mevzuattaki boşluk acilen doldurulmalıdır. TBMM bu haykırışa kulak vermelidir. Özel sektör işçisinin de banka promosyonu alması yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Çalışanlarımızın ve emeklilerimizin Başmüfettişi olarak haykırıyorum:
Sizin derdinizi kendi derdim, sizin hakkınızı kendi hakkım biliyorum.
Çünkü emek, her yerde emektir! Adalet, herkes için adalettir!
Bu hak arama mücadelesinde durmayacağız, susmayacağız.
Emeğin hakkı emektara iade edilene kadar sesimiz gür çıkacaktır. Sosyal güvende kalın...

