Kaydet
a- | +A

Hâlâ hatırlarız. İlkokuldaydık. Bir gün elimize bir roman geçti. Tavanda Yürüyen Fil... Çocuk muhayyelemizde, resimlemeye başladık. Çizdiğimiz resimler inancımızı ziyadesiyle zorladı. Ve bir gün öğretmenimize sorduk şu cevabı aldık. "Bu eserler, bu tür romanları alaya alan eserlerdir. Pek uymasa da, çirkin bir karikatürdür."

Bu filmi izledikten sonra, böyle bir fikre kapıldık. Gerçekler biraz abartarak, biraz da sulandırarak, "karikatürize edilmek" istenmiş ve çok da iyi edilmiş. Pek de uzun olmayan, birer anekdot niteliğinde planlarla amaca yaklaşılmış. Kısa ve özlü. Aklımıza Pitigrilli''nin -adını unuttuğumuz- bir romanı geldi. Çok zengin, oldukça yaşlı bir beyefendi, kendinden, çok çok genç, ama çok güzel bir kadınla evlenir. Biraz "nymfoman" (aşırı ölçüde sekse düşkün kadın) olan karısına söz geçiremez. Bir akşam, evde yalnızken, komodinin üzerinde bulunan aynaya bakar. Ve şaşırır. Karşı duvarda asılı, heybetli boynuzlarıyla bir "geyik"in başı, tam omuz hizasındadır. Ve muhayyel "boynuzlar" aşikârdır. Kanımızca, bu tür; bu kısa anlatım da nice sahifeler dolusu yazıdan yeğdir. Tıpkı bu filmde olduğu gibi senarist Kandemir Konduk büyük bir ustalıkla, "bir bedende iki adam"ın hikâyesini yazmış ve arkadaşım Tunç Başaran da, yeteneğinin verdiği güçle peliküle yansıtmış. Bu film hakkında eleştiriyi değerli arkadaşımız Erol Bilem yapacaktır. Biz sadece olaya başka bir açıdan baktık.

Ve aklımızı kurcalayan bir husus. Sayın Tatlıses''in iddia ettiği gibi, bu filmin hikâyesi kendi hayatı mıdır? Her toplumsal olayı, kendi ölçülerine göre yorumlayan değerli sanatçı bu olayı kendi reklâmı için mi kullanıyor? Gerçi böyle bir yardıma hiç de ihtiyacı yoktur. Zaten zirvededir.

Bugün İstanbul''un hemen hemen her semtinde, yüzlerce Tatlıses hayali yaşayan, eğitimsiz veya eğitimli işsiz veya iş sahibi nice gencin her fırsatta şarkı söylediği duyulur. Hepsinin gönlünde İbrahim Tatlıses özlemi vardır. Bir gün bulunduğu dar çerçeveden koparak, magazin dergilerinde, TV''nin özgün yayınlarında gördüğü "gençlerden" olmak-olabilmek hayali bütün zamanları kaplar. Kimseyi suçlamak niyetinde değiliz.

Bir gece Yeni Cami''nin basamaklarında birkaç polis ve birkaç kişi göğsü kanlar içinde bir gence yardımcı olmak istiyorlardı. Meslekî bir merakla sokulduk. Yırtık giysiler içinde ağlayan genç haykırıyordu. Neler söylediğini yazmak istemiyoruz. Açlığın her türü vardı. Ve koynunda çıplak kadın fotoğraflarıyla satış yapan bir de dergi vardı. Ve genç adam, bet bir sesle "arabesk" söylüyor. Sonra haykırıyordu. ''Ben de varım ulan" kimseyi suçlamak haddimiz değildir. Ne bu fotoğraflara poz veren "hanımları" ve ne de, bu tür şarkı söyleyenleri. Bu tür, bazı ses sanatçıları, her vesileyle "İbo olabilmek için, İbrahim Tatlıses gibi talihli olmak lâzım" dediklerini duyduk. Sanatçının talihli olduğu muhakkak. Ama, çok yetenekli, çok usta bir sanatçı olduğunu da söylemek gerekir. Talihi yeteneğiyle güçlenmeseydi, İbrahim Tatlıses, bir İbo olamazdı. Bu, inkâr edilmeyecek kadar sağlam bir gerçek.