Kaydet
a- | +A

Zaman zaman TV''de âşina bir çehrenin, kendi üslûp ve tavrıyla yaptığı sohbeti dinleriz. Bazen sözlerinde, gelecek günler için bir ümit, bir mesaj, bazen bir tavsiye, bazen, yıllanmış bir inancın, bir varlığın özünü buluruz. Sakıp Sabancı... Bazı toplantılarda karşılaştığımız bu genç iş adamıyla, toplantının verdiği zaman dışında konuşmak, sohbetine muhatap olmak mümkün olmadı. Şu veya bu sebeple, kendi dünyasında olağanüstü peyzajını bulduk. Ve bir gün Tarık Buğra''nın, bu insanın hayat hikâyesini, kendini idrak ettiği günden, yaşadığımız bu günlere kadar süren bir hayat serencâmını, görmek mümkün oldu. Edebiyatımızın bir anıtı olan TARIK BUĞRA''nın, biyografik bir oynu olan PATRON... Geçen yıl, tekrar edilen bir oyununu izlemiştik. Türk tiyatro tarihinin en güçlü belgesellerinden biriydi. İBİŞ''İN RÜYASI... Evvelâ, hacimli bir roman, sonra perde arkasında yaşanan bir hayatın hikâyesiydi. Patron.. Başımızı çevirdiğimiz her yerde var olan bir inancın simgesiydi... İbiş''in Rüyası''nda Nahit Bey, komik-i şehr unvanıyla tiyatromuzda bir taht kuran bir gücün, bir sanat gücünün yansıyan hikayesiydi. Ama ikisi de, iki ayrı dünyanın birleşen çizgilerinde, varlığını sürdüren nice inancın ortak ifadesiydi. Önemli olan bir insanın -veya insanların- muhayyel davranışlarının paralelinde, "gerçek insanların" yaşantılarını da, bir başka deyişle topluma "insanı" anlatmak. Sıkıntılarıyla, ümitleriyle, acılarıyla, hüsran ve sevinçleriyle bir bütün oluşturmak. İşte özet olarak Patron ve öncesi hayat hikâyelerinin gönlümüzde bıraktığı izler.

Oynayanlar ve reji Bazı çevrelerde, sessizce de olsa, fısıldanan bir düşüncenin karşısındayız. Topluma KÜÇÜK AĞA gibi, bir eser veren bir yazar; bir çıkar uğruna bir mersiye veya bir methiye yazmazdı. Nice sohbetinde bulunmuş bir eliştirmen olarak bu çirkin ve yersiz inancı biz de reddederiz. Oyunda Patron rolünde Ali Düşenkalkar, dengeli bir oyun sundu. Ve önemli olan da bu Patron kimliğinin, bir sanat anlayış ve yorumu içinde kalmaktı. Patron''un çevresinde yaşayanların kimlikleri de aynı dozda, aynı inanç ve mantık çerçevesinde kalarak oynandı. Yönetmen Zafer Kayaokay çok ince bir çizgi üstünde olduğunun -mutlak- bilincindeydi. Çok dengeli bir "oyun kurmak" zorundaydı. Hafif sapmalar, oyunu, oluşturmak istediği çerçevenin dışına çıkarabilirdi. O zaman yönetmen, ya ücretli bir "dalkavuk", en hafif tabiriyle, davranışıyla "parsa toplamak" gibi aşağılık noktaya yuvarlanırdı. Veya riyâ, tabasbus ve yersiz övgülerden uzak kalmalıydı. Bunu yaparken de, ne eserin, ne Tarık Buğra''nın ve ne de Patron''un kimliği zedelenmemeliydi... İşte kanımızca Zafer Kayaokay bunu başardı... İstanbul Devlet Tiyatrosu''nun güçlü sanatçılardan oluşan bir kadroyla sunduğu oyunu benimsedik. Bu arada böyle sağlam ve inançlı bir mesajı verebilmek hünerini gösteren Genel Müdür Rahmi Dilligil''i de kutlamak isteriz. İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçıları.