Kaydet
a- | +A

Tam otuzdört yıldır bu onurlu mesleğin hizmetindeyiz. Herkes gibi, bizim de hatalarımız, yanlış yorumlarımız olmuştur. Beşerin şaşacağına inanırız. Seher Vakti''ni izlerken bunları düşündük. Çok yakın bir geçmişte, yazarın bir oyununu, kendi inanç ve düşüncelerimiz çerçevesinde, -biraz sert- eleştirmiştik. Bu da, aramızdaki ölçülü mesafeyi kesinlikle etkilemedi. Gelelim bu oyuna... Refik Erduran, Tiyatro Dergisi''nde yaşanan son olayların bir analizini de yapıyor. "Kanlı bir batakta debeleniyor, yurdumuzdaki suçluları bulamıyoruz." Haklıdır. Görebildiğimiz, yorumlayabildiğimiz sorunları, kendi çerçevemiz içinde ifade etmeye gayret gösterdik. Adını, şimdi -ne yazık- hatırlayamadığımız bir şairin, bir beyti aklımıza geldi..." "Yağsın nesi varsa kâinatın/Yalnız bu derin sükûn dinsin" Şairin bu yürekten temennisine, oynayanlar da, seyredenler de, okuyucularımız da katılır. Yıllarca bir çıkmaz sokakta kovaladığı çirkin gölgelerin yansımasını bu oyunda bulduk. Erduran, "tetikçilikten, haraççılığa, kara para çamaşırcılığına, silah, nükleer malzeme kaçakçılığına kadar" ülkemizde bilinen, anlatılan, yaşanan olayların bir özetini veriyor. Canlı ve inandırıcı örneklerle, kişilerle.

Oynayanlar ve Reji Yazar, büyük bir dikkatle oyunda özel isim kullanmamış. Oyunun adı, bir zaman bölümü. Gerçek hikayenin kahramanı Seher Hanım. Yazar, simgesel bir yaklaşımla, özlenen nice "seher"lerin özlemine bu güzel kadının adını vermiş. Bu oldukça zor rolde Serap Sağlar, çok iyiydi. Bayır rolünde Kemâl Başar, çok güç bir portreyi başarıyla çizdi. Şartlandırılmış, telkinlerle, aşırı bir inançla, çıkarcı bir zümrenin tetikçisi olmuş. Ve bu oluşumuyla da öğünen bir kukla. Girift, inişli, çıkışlı bu rolde mükemmele erişti. Oyunda Serap Hanım, Bayır''a "bilek güreşi" teklif eder. Bileğindeki güçten başka bir dayanağı olmayan Bayır, bu teklifi kabûl eder. Ve yenilir. Biri, sadece yüreğindeki duygularla, diğeri sadece kaba kuvvetle.. Burada yazar, kaba kuvvete karşı, sevginin üstünlüğünü vurgular. Oyunun bir başka "kukla kadını" vardır. Taç.. Şuh, güzel, sevimli... Bütün bu bedensel güzelliklerinden başka, hiçbir özelliği ve yeteneği olmayan biri. Beraber olduğu erkeğe bütün varlığıyla inanan bir kadın.. Bu rolde Alev Buharalı çok iyiydi. Sonra Atabey. Bir uşak, bir hizmetkâr. Aldığı emirleri aynen uygulayan bir aşağılık, rezil, korkak ve iki yüzlü.. O da, bu alçaklar kervanında sırtına yük vurulmuş bir insan. Tuncer Necmioğlu, bu yıllanmış aktör de öyle.. Ve nihayet bu dört insanın portrelerini, ustalıkla bir tabloda sunan Murat Atak''ı abartmadan, duygu sömürüsüne yer vermeden, oyunun zik zaklarını çok iyi hesaplayan bir yönetmen olarak kutlamak isteriz. Sonra Refik Erduran''ı ve böyle kritik bir geçiş döneminde, böyle bir oyuna sahne verdiği için; Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Rahmi Dilligil''i de kutlamak gerekir. Eğer yerimiz olsaydı, oyunda emeği geçen bütün sanatçıların, bu kolektif başarısını da yazmak isterdik.

Seher Vakti Ankara Devlet Tiyatrosu (Atatürk Taksim Sahnesi.)