Bütün hayat boyunca mutlu olmamış bir kadın. Opera sanatında, erişilmez bir noktaya ulaşan kadın.
Ve her an yalnız yaşamak zorunda olan Maria Callas. Gençlik yıllarında aşırı kilosuna rağmen, sesinin güzelliği, hançeresinin gücü ve olağanüstü yeteneğiyle efsaneleşen bir kadın. Bütün bunların paralelinde yaradılışında var olan kıskançlık, haset ve aşırı bir megalomaniyle küçülen bir sanatçı. Yıllarca evvel, bir dergide okuduğumuz birkaç cümle aklımıza geldi. Devrin bir müzik otoritesi "hayatında hiçbir zaman mutlu olmayan, emsalsiz bir kadın" olarak yorumlamıştı. Callas''ın hayatını bir obje olarak ele alan bir başka yazar, sanatçının özel hayatına pek değinmemiş, sadece, ruhsal yapısını incelemişti. Zaman zaman geriye dönüşlerle, tıpkı bir albümün sahifelerine yerleştirilmiş fotoğraflarla ünlü sanatçıyı anlatmıştı. Şöhretinin ayyuka çıktığı dönemde bile, içini kemiren kıskançlık ve hasetten asla kurtulamamış. Kendine olan aşırı güven, kanımızca Callas''ı bu akıbete sürüklemiştir. Özlemlerine kavuşamaması sanatçıyı daha çok küçültmüş, sahnede yüceldikçe, ters bir orantıyla küçülmüş. İşte yabancı eleştirmenlerin özeti bu.
Ve birkaç yıl sonra özlediği bir vücut yapısına kavuşmasına rağmen gene mutlu olmadığı kanısındayız. Milyarder Onasis''le yaptığı izdivaç bile, bu olağanüstü sanatçıyı mutlu etmemiş. Ve bir yazarın ifadesiyle "Ebediyen yalnız kalacak kadın" olarak yaşamıştır. Son olarak sırf onurlandırmak amacıyla bir Konservatuar''da öğretmenliğe getirilmiş. Bu arada bile kendisine bir ayrıcalık tanınmış ve ders verdiği sınıfa Ustalar Sınıfı denmiştir. Oyunu izlerken, Callas''ın öğrencilerine karşı takındığı tavır, içinde hâlâ var olan haset ve kıskançlığın sürdüğü belli olur. İki genç ve güzel soprano adayına karşı takındığı haşin tavır genç bir tenora ve öğrencilere eşlik eden erkek bir piyaniste karşı, bilinçsizce takındığı bir başka tavırla, şöhretinin bakiyesini de böyle bir davranışla heba eder. Sopranoları kıskanır, elbiselerini eleştirir, icra anında tavırlarını beğenmez. Ve bütün bu davranışlarına rağmen, gene de yılların sebep olduğu bir Maria Callas olarak yaşamını sürdürür. Yalnız gene kadınca bir tutkunun, tatmin olmamış, bastırılmış cinsel tutkularıyla ayakta durmaya çalışır. Maria Callas gene yücelir, gene efsane kadın olur. Sanal bir opera temsilinde, gene sanal seyircilerin önünde söylediği ünlü bir arya! İşte o, gene Maria Callas olarak sanat tarihinde yerini almış olur.
OYNAYANLAR VE REJİ Hemen hemen her oyunda, aldığı rolle yükselen Ayten Gökçer, bilmiyoruz, seyrettiğimiz gece biraz donuktu, durgundu. Buna rağmen gene de anlatılmak istenen bir Maria Callas oldu.
Yönetmen Cüneyt Gökçer, yalın bir üslupla hikayeyi anlatmakla yetinmiş. Sadece sanal opera sahnesinde, yaptığı bir uygulamayla mükemmel bir noktaya ulaşmış oldu. Genç sopranolarla genç tenor ve piyanist rahat bir oyun sundular. Ve nihayet Hale Kuntay''ın güzel çevirisi.
Yazan: Terence McNailly/Çeviren: Hale Kuntay/Yöneten: Cüneyt Gökçer/Müzik Danışmanı: Suna Korad/Dekor: Güven Öktem/Kostüm: Sevgi Türkay/Işık: Fahrettin Özen/Yard. Yön: Olcay Kılavuzlu/Oynayanlar: Ayten Gökçer/İbrahim Yazıcı/Begüm Mengü-Olcay Klavuzlu-Esra Kamukoğlu-Altay Ergezen.

