Kaydet
a- | +A

Karayollarındaki faciaların giderek çoğalması yüzünden sürücüleri uyarmak maksadı ile sık sık radyolarda ve televizyonda "Trafik kuralları uzun tecrübelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır, bunlara riayet ediniz" tarzında yayınlar yapılmaktadır.

Bunların devamlı şekilde tekrarlanması, en azından zamanla tesirini az da olsa gösterecek ve karınca kararınca bu ikazların faydası görülecektir.

Bu beyanlardaki gerçekler; aslında uymamız gereken kaideler, usuller, başka bir deyimle bütün hukuk sistemi açısından da geçerlidir. Daha doğrusu devlet idaresi ile ilgili riayeti lazım gelen bütün hususlar ve kurulmuş müesseseler de uzun tecrübelerin ortaya çıkardığı olgulardır.

Bunların bir kısmı gene yeni bazı olaylar ve tecrübelerle şüphesiz bir tekamül seyri içersinde değişikliğe uğrar. Fakat "özü" değişmez ve hükmünü muhafaza eder. Konunun, "ambalaj tarafı" o kadar iyi düzenlenir ki sanki uzun yıllar mevcut olan kural ortadan kaldırılmış ve yerine eskisi ile ilgili bulunmayanlar konulmuş gibi bir durum oluşturulur.

Bu, hayatın her kesiminde böyledir. Fakat, asırların ortaya koyduğu "esaslar" değişmezliğini muhafaza eder. Çok zarif ve belirsiz değişiklikleri ile her alanda ortaya yeni diye sunulan müessese ve usuller, insanların hoşuna gider ve bunu yapanların başarıları toplumca takdirle karşılanır.

Mesela herhangi bir ülkede halkın ihtiyacını karşılayacak bir mal, az üretiliyorsa yapılacak olan bunu çoğaltmaya çalışmak, bu da mümkün değilse yurt dışından getirmektir. Fakat bu halde de yetersizlik giderilememişse o takdirde iki durum sözkonusudur:

Ya meşhur "arz-talep kaidesi" gereğince esasen o malın fiyatı artacağından, parası olan ihtiyacını karşılayacak ve mali dermansızlar da buna yeterince sahip olmayacaklardır. Veya herkese kafi miktarda değil fakat kurulacak bir tevzi sistemi ile mevcuttan az da olsa ihtiyaç sahiplerine taksimi sağlanacaktır.

Dikkat edilirse her iki şekilde de toplam ihtiyaç açısından "genel bir az tatmin olayı" vardır. Birinde bir kısmı istediği kadar alır, fakat diğerine de hiç pay düşmezken, ikinci halde az da olsa herkes hiç olmazsa ihtiyacının bir bölümünü karşılar.

Halen bazı kesimlerce ziyadesiyle benimsenen serbest piyasa düzeninde hiç pay alamayanların mevcut olması, bunların düşünülmemeleri normaldir ve sistemin acımasızlığının sonucu da budur. Fakat, insan haklarına saygılı demokratik düzenlerde sosyal bir anlayış içerisinde "hiç alamayanların miktarının mümkün olduğu kadar aza indirilmesi" esastır. Bunun gerçekleşmesi için de, geçmişte tecrübelerin ortaya çıkardığı birçok sistemler vardır ve bunların uygulanması gereklidir. Halen bazı alanlarda mevcut ancak yetersiz sübvansiyonlar, işsizlik sigortaları, ücretlere ek olarak verilmesi icap eden gerçek ve tatminkar sosyal yardım ödemeleri bu belirttiklerimize birer misaldir.

Fakat bütün bu saydıklarımızın mali yükü de oldukça yüksektir. İşte şu anda ülkemizin içinde bulunduğu bize göre sosyal açıdan sıkıntılı durum, bu gerçeklerden kaynaklanmıştır. Ülkemizde geçmişte zaman zaman izlenen "gücünden fazla fiziki iş yapmaya yönelik ekonomik politika", alt yapısı olmayan bir alanda şehir kurmaya benzemektedir. Bu sebeple enflasyonla mücadelede kararlı hükümetin işi çok zor görülmektedir. Çünkü bir yandan kamu gelirlerini artırmaya gayret ederken, diğer taraftan gelir-gider dengesizliğine meydan vermemeye ve tasarrufları ülke yararına yönlendirmeye çalışması, sonuç olarak geçim sıkıntısı çekenleri ferahlatması gerekmektedir.

Bu ise söylemesi kolay, fakat şu anda ülkemizin içinde bulunduğu şartlarda gerçekleşmesi çok zor bir durumdur.