19. asrın başlarında ulusumuzun baş sorunu bağımsızlığına kasdedenlerin kötülüklerinden korunmaktı. Büyük Atatürk''ün sağladığı zafer ile sonuçlanan kurtuluş savaşlarından sonra ülkemizin baş derdi, fakirlikle mücadele etmek oldu.
Devletçilik sayesinde temel sanayimizin kurulmasına, dolayısıyla ekonomik gelişmeye yönelmemize sıra gelmişti ki, İkinci Dünya Savaşı başladı. Tabii, gene Kurtuluş Savaşı''ndaki dünya politik ortamının barut kokuları etrafımızı sardı. Büyük İnönü''nün üstün devlet adamlığı sayesinde bu dönemi de atlattıktan sonra 1946''larda başlıyan çok partili iç politika hayatımızla birlikte 1950''de Demokrat Parti iktidara geldi. Ve bu defa yeni bir dönem başladı. Bunun başlıca niteliği; ekonomik hayatımızın İkinci Dünya Harbi sonrası şartları içerisinde çağdaşlaşmaya doğru yönlendirilmesi idi. Bu dönemde en büyük ekonomik sorunumuz dövizsizlikti. O dönemde buna çare bulmak için akla gelebilen her yol denendi. Bunlardan biri de ihracatı geliştirme merkezinin kurulmasıydı.
Bu maksatla ABD hükümeti ihracatımızı artırmaya çare aransın diye bu merkez için bir miktar kredi verdi. Bu merkezin ilk işi Amerikalılar''ın tavsiyesine uygun olarark mermer ihracatını artırmak maksadıyla inceleme yapmak ve yol göstermekti. Amerikalılar''a göre mermer ihracından yüz milyon dolar gelir sağlamamız mümkündü. O dönemdeki ihracatımız ise sadece 250 milyon dolardı. Bu olaydan bahsetmemizin nedeni, 40 yılda nereden nereye geldiğimizi anlatmak içindir.
1960''dan sonra plânlı dönemin başlamasıyla ekonomik kalkınmamız gündeme geldi. Bunun sonucu olarak da başlıca sorunumuz plânlı kalkınma oldu. 1980''den itibaren de 24 Ocak kararlarını müteakip başlıyan serbest piyasa düzeninin başarıya ulaşması en büyük sorunumuz haline geldi. Bu hâlâ devam etmekte, bunun temelini de döviz sağlamak teşkil etmektedir. Bugünkü şartlarda ülkemiz için dövizin en garantili kaynağını ihracat oluşturmaktadır. Ekonomimizin gelişmesi için ihracatımızın emin şekilde ve devamlı olarak gelişmesi şarttır. Ne var ki 1963''de 370 milyon dolar olan ihracatımız 10 sene sonra 1973''de ancak 1.32 milyon dolara yükselebildi. 1979''da 2.26 milyar doları geçen ihracat 1997''de 26.25 milyar dolara eriştikten sonra durakladı. 1998''de de 26.9 milyar dolara erişebildi ve 1999''da da 26.5 milyar dolara düştü. Kanaatimizce, bu durum üzerinde önemle durmak gerekmektedir.
Biz, ihracat konusunda dış ticaret müsteşarlığının öteden beri ne kadar titizlikle çalıştığını bu arada mesela 1998''de ihracatın geliştirilmesi, hedefleri, temel sorunları için hazırlanan ihracat stratejisini biliyoruz. Bu mevzuda ihracatçı birliklerinin, yukarıda ilk kuruluşundan bahsettiğimiz İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi''nin, İktisadi Kalkınma Vakfı''nın,Türk Patent Enstitüsü''nün, Tübitak''ın, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı''nın, Türkiye İhracat Kredi Bankası''nın gayretlerini de biliyoruz. Ama sonuçta ihracatta yeniden bir duraklama görüldüğüne göre bu konuya da hükümetin enflasyonla mücadelede olduğu gibi önemle eğilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Bize göre bu mevzuda Devlet Planlama Teşkilatı''nda özel İhtisas Komisyonu kurulmalı ve ihracatın geliştirilmesi konusu; yukarıda bahsettiğimiz ihracat stratejisinin içeriğine
uygun bir şekilde ülkede teknolojik yapının yenilenmesi, stratejik pazarlama, yöntemleri, girdi maliyetlerinin düşülmesi, uluslararası mevzuata uyum, ulusal mevzuatta koordinasyon, ihracatta yeniden yapılanmanın sağlanması hususları ele alınarak gerçekleştirilmelidir. Bu işi Fransızlar 1950''li yıllarda bahsettiğimiz yoldan giderek gerçekleştirmişler ve ihracatlarında büyük başarılar elde etmişlerdi.
Temennimiz, ihracat konusunda gösterilmesi gereken gayretlerin arttırılması ve bunlardan olumlu sonuç alınmasıdır.

