Ekonomik kalkınmanın ve enflasyondan kurtulmanın yolu, devlet gelirlerinin bu arada vergi hasılatının yeterli düzeyde olmasına bağlıdır. Bunda da vergi denetiminin rolü çok büyüktür. Vergi denetiminin başarısı için de ekonomik varlıkların gelir ve giderlerinin belgelendirilmesi başka bir deyimle ekonomik faaliyetlerin bir kayıt nizamı içinde sürdürülmesi şarttır.
Ekonomik ünitelerin, başka deyimle mükelleflerin faaliyetlerini bir kayıt nizamı içinde yürütmeleri şüphesiz evvela kendileri için lüzumludur. Çünkü, hesabını, kitabını bilmeyen bir iş sahibinin başarılı olması kabil değildir. Sözkonusu düzen, şüphesiz bu amacı gerçekleştirmede ön planda gelen bir unsurdur. Aynı zamanda da devletin gerçek vergi gelirini elde etmesinin bir aracıdır. Ancak, kayıt nizamı bir kontrol mekanizması kurulmazsa buz üstüne yazı yazmak kadar faydasız ve etkisiz olur. Bu sebepten dolayı da çeşitli şekillerde ve kademede vergi denetim faaliyetleri yürütülür.
Memleketimizde de çeşitli vergi kontrol organları mevcuttur. Bunların başında da hesap uzmanları kurulu gelir. Bu çok önemli örgütümüz, bir taraftan sahip olduğu insan ve teknik gücü oranında vergi denetimini gerçekleştirmekte, bir yandan da bünyesinde yetiştirdiği çok kıymetli uzmanlarının bir bölümünü iş alemine kazandırmak suretiyle ekonomi dünyamızın işletmecilikte çağdaşlaşmasına yardım etmektedir.
Vergi denetiminden olumlu sonuç alınabilmesi için yalnızca etkili sistemlerin kullanılması yeterli değildir. Bu alanda vergi mükelleflerinin ve genelde toplumumuzun yeter derecede aydınlatılması, devlete ödenen paraların hizmete dönüştüğü hususunda bilinçlendirilmesi çok büyük bir önem taşımaktadır. Bundan dolayı da halen yapılan çalışmaların artırılması, vergiden kaçmanın aslında, milletçe hakedilen refah düzeyine geç varmak demek olacağına toplumun inandırılması şarttır. İnsan egoizminin, vergi konusundaki olumsuz etkisinin ne kadar güçlü bir faktör olduğunu bilmekteyiz. Az vergi vermek için kafaların nasıl çalıştığının da farkındayız. Fakat, inancımız o ki vergi ödeme konusunda ulusal bir davranış birliğinin sağlanması, denetimin en büyük destekçisi olacaktır.
Az vergi vermek için insanoğlunun neler yapabileceğine ancak bazen de nasıl yanılacağına dair ilginç bir olayı bu vesile ile anlatarak yazımıza son vermek istiyoruz.
1950 yılında bir il merkezimizde Maliye Müfettişi olarak teftişte bulunuyorduk. Kulağımıza kadar gelen birçok dedikodulardan büyük bir müessesenin vergi kaçırdığına kanaat getirdik. Bunun üzerine bir gün akşama doğru sözkonusu iş yerine gittik ve şüphelendiğimiz bir deftere el koyduk. Vergi usul kanununa göre buna yetkimiz vardı. Büromuza döndüğümüz zaman, vakit geç olduğu için defteri içine koyduğmuz masanın gözünü ve odamızı kitleyip eve gittik. Ertesi gün işe başladığımızda enteresan bir durumla karşılaştık. Eski yazıyla tutulmuş defterin her sayfasının başındaki tarihlerin yılı belirten kısmının son iki rakamı 1950''den evveli gösterecek şekilde ve yeni yazı olarak değiştirilmiş. Bundan beklenen amaç da işlemlerin yürürlüğe 1950''de giren gelir vergisinden önceki döneme ait olduğunu göstermek, böylece kaçakçılık cezasından kurtulmak. O zaman anladık ki, defterini aldığımız mükellef eski yazı bilmeyen birini gece kapıya anahtar uydurarak odamıza sokmuş, o da kendisine verilen talimata uyarak bunları yapmış. Ama yarısı eski yarısı yeni Türkçe rakamlı tarihler olayı meydana çıkarmış bulundu. Bunun üzerine biz de o defteri eve götürüp yastığın altında muhafaza ederek işimizi tamamladık ve mükellefi de vergi kaçakçılığından dolayı mahkemeye verdik.
Bu olayı burada zikretmemizin sebebi, bir yandan denetim konusundaki zorlukları belirtmek, bir yandan da en modern tekniklerle müessir bir sistem kurma gayretlerini sürdüren maliyemizin işinin ne kadar zor olduğuna işaret etmektir.

