Kaydet
a- | +A

Enflasyonist baskılar altında bulunan, gelir dağılımındaki bozukluğu ve işsizliği giderek artan ülkemizin; ekonomik hayatını istikrara kavuşturmak için hükümet birçok yasaların çıkmasını sağlamış ve sağlamakta, aynı zamanda çeşitli kararlar almaktadır. Mesela, işçi emekliliğiyle, vergiyle, bankalarla, yabancı yatırımcıları teşvik ile ilgili yasalar ve 5 bankanın yönetiminin Fon''a alınması, 2000 yılı enflasyonu düşürme programı, basına yansıyan daha birçok döviz, para ve kredi işlerine ait kararlar, bunlara misal teşkil etmektedirler. Kamudaki görevlerimiz dolayısıyla 4 Ağustos 1958 devalüasyonunda yardımcı olarak çalışmış, 10 Ağustos 1970 devalüasyon ve istikrar programlarının oluşmasında, 1977 Eylül''ünde başlatılan fakat koalisyon ortakları arasındaki uyumsuzluk sebebiyle yarım kalan ekonomik programın hazırlanmasında baş sorumlu bürokrat sıfatıyla görev yapmıştık. Şimdi de bir yazar, bir gözlemci sıfatıyla; hükümetin aldığı bütün ekonomik kararların ve uygulamaya başlayacağı yeni kanunların eğer iç siyaset aleminde beklenmeyen bir deprem olmazsa, ülkemize ekonomik bakımdan büyük bir yarar sağlayacağına, bildiklerimize ve geçmişteki tecrübelerimize dayanarak yürekten inandığımızı belirtmek isteriz.

Bu arada biz bütün alınan kararlar arasında, bilhassa döviz kurlarının 2002 Aralık sonuna kadarki dönemde Merkez Bankası''nca belirlenmesiyle ilgili olandan çok etkilendiğimizi belirtmek isteriz. Çünkü bu; 1980''den beri üzerinde durduğumuz bir konu idi.

Bu sebeple 2.3.1988''de Tercüman''da bu mevzu ile ilgili olarak yazdığımız yazının bir kısmını aynen aşağıda naklediyoruz:

"Ekonomik sistemler hazır elbise gibidirler, onu satın alanların bünyelerine uygun hale gelmesi için gerekli düzeltmeye benzer şekilde bunların da aynen değil, ülke yararına uydurularak tatbikata konulmaları şarttır. Biz çeşitli yazılarımızda söz konusu sistemin ''Birçok ayaklarından iki önemlisini teşkil eden döviz kurlarının belirlenmesi ve faiz serbestisi konularında'' ekonomik bünyemize uygun düşecek tadilât üzerinde durmuştuk. Meselâ ekonomi ve döviz kurları adı altında 9 Haziran 1987''de Tercüman''da çıkan yazımızın bazı bölümleri şöyledir:

''Bugünkü şartlarda enflasyonun kronik bir hale gelmesi sebebi ile, iktisadi bünyemize uygun değişik bir modelin tesbiti zarureti karşısında bulunduğumuz bir gerçektir... Teorik olarak döviz talebimiz gelirlerimizden daha az seviyeye düşünce paramızın değer kaybının durması mümkün hale gelecektir. Bu konunun şüphesiz bir döviz kazanmak, diğeri de harcama olan iki tarafı vardır... Kur öyle olmalı ki ihracatımız ve dışarı yaptığımız hizmetlerimiz artsın, fakat aynı zamanda bunları da etkileyen ithalatımız gereğinden fazla pahalı bulunmasın.''

Bütün bunları kurlarımızın serbest rekabet ortamının kurallarına göre değil ülke menfaatlerini gözönünde tutarak tarafımızdan belirlenmesinden yana olduğumuzu belirtmek için yazmıştık.

Çünkü şahsi inancımız IMF''nin, daha doğrusu zengin ülkelerin uygulamayı dünyaya kabul ettirdikleri şimdiki döviz sisteminin gelişmekte olan memleketlere uygun bulunmadığıdır.

Bakınız bu konuda Osmanlı Bankası''nın Türkiye Genel Müdürü''nün 10 Şubat 1988 günkü Tercüman''da yer alan düşünceleri nasıl:

"Türkiye için en iyi tercih, Merkez Bankası''nın yönettiği iyi ayarlanmış bir döviz kurudur."

Bütçe müzakereleri dolayısıyla enflasyonla mücadelenin en çok konuşulacağı şu günlerde bununla ilgisinin çok olduğuna inandığımız ''döviz konusunda'', yetkililerin yeni bir anlayış ve arayış içinde bulunmalarında ekonomik hayatımızın düzelmesi açısından büyük yarar görmekteyiz."

İşte 1988''de yazdığımız bu yazımızda; döviz kurları konusu ile ilgili olarak öne sürdüğümüz teklif, yarından itibaren uygulanma safhasına intikal edeceği için ziyadesiyle memnunuz. Çünkü alınan bu kararın diğerlerinin olumlu sonuç vermesinde rolü çok büyük olacaktır.