2000''den itibaren, dünyanın ve Türkiye''nin alması gereken çok mesafe mevcut. "Milenyum"un estirdiği rüzgârdan mutlaka yararlanmamız ve yeniden yapılanmayı başarmamız lazım. 1999''un kötü tohumlarının, yeşermemesi için yediden yetmişe sağlıklı bir yürüyüşe çıkmamızın vazgeçilmezliği apaçık.
Şükürler olsun ki; hem ülkemizde, hem dünyada nahoş büyük olaylar olmadan ve en önemlisi dijital çökme yaşanmadan 2000 yılına girdik. 2000''i sırf yeni yıl olarak kabul edip, değerlendirmemek gerekiyor. Her ne kadar, 2000''i 21''inci yüzyılın başlangıcı olarak kabul etmeyen görüşler fazlaysa da, yeni bir çağın fiilen başladığını kimse görmezlikten gelemez. Böylece, 2000 yeni bir yıl, yeni bir yüzyıl, yeni bir binyılın başlangıcı oluyor. Gerçekten de, 2000''den itibaren, dünyanın ve Türkiye''nin alması gereken çok mesafe mevcut. "Milenyum"un estirdiği rüzgârdan mutlaka yararlanmamız ve yeniden yapılanmayı başarmamız lazım. 1999''un kötü tohumlarının, yeşermemesi için yediden yetmişe sağlıklı bir yürüyüşe çıkmamızın vazgeçilmezliği apaçık.
İNSANLAR YAŞADIKÇA... İnsanlar yaşadıkça, her şeyden önce doğal olarak özgür, sonra da huzur ve refah içinde olma hakkına sahipler. Peki, "milenyum"a rağmen, bu başarılmış mı? Dün de belirtmeye çalışmıştık: Açlık ve sefaletle mücadele için 2000 yılının başlangıç olması artık kaçınılmaz bir tarih olarak görünüyor. Bu arada, eğer dünyayı büyük bir köy kabul ediyorsak, burada yaşayanların her türlü ihtiyaçlarından sorumlu da olmalıyız. Eğer, globalleşmeden ısrarla bahsedilmek isteniyorsa, insanlığın bütün sorunlarına çözüm yolları ciddi bir şekilde ve süratle aranmalı ve mutlaka bulunmalı. Uzaya yerleşmeyi planlayan insanoğlu, Afrika''nın, Asya''nın kuytu köşelerindeki insanların yaşantısından da kendini sorumlu tutmalı. İşte, 2000''li yıllarda, insanlığın bu dramına çare bulmanın yolları aranmalı. Yoksa, bütün cakalar hatta bütün çabalar boşu boşuna...

