Bir türlü rayına oturamayan siyaset, başkentin de havasını bozuyor. Kısacası, ne yazık ki, Ankara''da sular durulmuyor. Oysa, büyük güçlüklerle varılan mutabakatlardan sonra, "...Ve koalisyon bozulmadı" diye avazımız çıktığınca bağırmış hatta sevinmiştik bile. Nerede o talih... Nerede o ortam... ANAP Genel Başkanı''nın hem de MHP''li milletvekillerinin oyu ile ikinci kez, Yüce Divan''a gönderilmek istenmesi ve DYP lideri Tansu Çiller için de aynı kararın çıkmasıyla, ortalık yeniden karışıverdi. Gerçi yapılan eylemin, demokratik bir işlem olduğunda herkes hemfikir. Ancak, tanınan yetkinin yanlış hatta haksız kullanıldığına dair yaygın görüşler de mevcut. Özellikle, Bakanlar Kurulu kararını imzalamış bir başbakanın sorumlu olamayacağı ve iki defa yargıdan geçmiş bir davanın yeniden ele alınamayacağı iddiaları görmezlikten gelinemez.
Kişisel kanaat ve tercih Ne var ki, komisyonlarda milletvekillerinin, partilerinin dışında bir davranış içinde olabilecekleri, verdikleri oyların da kişisel kanaatten kaynaklanan bir tercih olduğu tezi de yabana atılmamalı. Aslında, misli görülmemiş bir "kavram kargaşası" yaşandığının da farkına milletçe varmalıyız. Kim, kimden, neden ne istiyor sonularına cevap bulmak gerçekten de gün geçtikçe zorlaşıyor. 57''nci koalisyon hükümetinin, her şeye rağmen yıkılmayacağı anlaşıldığına göre, doğan bu gerginliğe tam isabetle teşhis koymanın güçlüğü de ortada. Yılmaz ve Çiller''in savunmalarına bakıyorsunuz, katılmamak mümkün değil. Üstelik, suçlamalar ya önceden yargı tarafından aklanmış ya da temelsiz ve kuralsız. Nitekim, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller "hukuk çiğneniyor" şeklinde isyan ediyor.
Herkes haklı ANAP lideri Mesut Yılmaz, bir suçunun olduğu delilleriyle birlikte ispatlanırsa, siyasi hayattan çekilebileceğini bile çekinmeden deklâre edebiliyor. Başbakan Ecevit ise, MHP''nin ne yapmak istediğinin anlaşılamadığından serzenişte bulunuyor. MHP''ye gelince, evvelemirde Meclis ile Hükümet çalışmalarını ayrı değerlendirerek, seçim bildirgesindeki sözlere paralel bir çalışma yürütüldüğünü savunuyor. İlk bakışta, herkesin haklı olabileceği değerlendirmesi de ortaya çıkıyor. Sonuçta ise, siyasi istikrar, dolayısıyla ekonomi de büyük yaralar alıyor. Oysa, hiçbir krize hele kaosa tahammülü olmayan Türkiye''nin en çok ihtiyaç duyduğu, siyasi istikrar değil mi?

