Nedense sahip olduğumuz konumu ve potansiyeli görmezlikte ısrar ediyor ve ham hayal peşinde koşmayı amaç ediniyoruz. Ne yazık ki; Avrasya ile ilgili her türlü davranış ve politikamız da aynen öyle oluyor. Gerçi, rahmetli Özal zamanında Avrasya''nın önemi kavratılmak istenmiş hatta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, sık sık yaptığı ziyaretlerle buralara çok önem verilmesini vurgulamıştı ama, kamuoyu ve devlet çarkı hâlâ gerçekleri görmüş değil. Sevgili dostumuz Akkan Suver''in başkanlığını başarıyla yaptığı Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı tarafından düzenlenen, "2. Avrasya Ekonomi Zirvesi"nin açılış oturumunda bile, muazzam kapasitenin sinyallerini görmek mümkün oluyor. Nitekim, İTO Başkanı Yıldırım tarafından, işbirliği geliştirildiği takdirde, Türkiye ile bölgenin ticaret hacminin 20 yıl içinde 100 milyar doları aşabileceği seslendiriliyor.
SADECE BAKÜ-CEYHAN Unutulmamalıdır ki, gerçekleştirildiği takdirde sadece Bakü-Ceyhan boru hattı bile, Türkiye''nin ekonomik can simidi olabilir. Ne var ki; Avrasya''nın geleceğini ortaya koymada, Rusya''nın en büyük partnerimiz konumunda olduğu da hatırdan çıkarılmamalı. Hatta, Rusya''nın Avrasya''nın ekonomik geleceğinde söz sahibi olmak için, Çeçenistan''da giriştiği istila harekatı gibi askeri önlemler peşinde olduğu da daima göz önünde bulundurulmalı. Aslında, bölgenin doğal kaynaklarının zenginliği Avrasya''da bir güvenlik kuşağının oluşturulmasını da gerektiriyor. Türkiye''nin stratejisini bu yönden de gözden geçirme zorunluluğu ortaya çıkıyor. Orta ve uzun vadeli stratejilerin yanısıra, öncelikle yapılması gereken işlerin başında, Türk devletleri arasında, gümrük, bankacılık, ulaşım, haberleşme ve bürokrasi konularındaki sorunların aşılması geliyor. Nereden bakılırsa bakılsın, Avrasya yeniden umudumuz olmalı.

