Galatasaray''ın muhteşem zaferi, azmin ve çalışkanlığın neler yapabileceğinin en güzel kanıtı değil mi?
Büyük düşünmenin, cesur olmanın ve her şeye rağmen kararlılık göstermenin neler yapabileceğini gözlerimizle gördük.
Çarşamba gecesini nasıl geçirdiğimizi anlatmaya kelimeler yetmiyor.
Her şeyden önce mutluyduk. Hatta gurura bile kapılmıştık. Heyecanımız ise hiç bitmedi.
Yeni binyılın ilk büyük zaferini bize kazandıran Türk sporuna medyûn-i şükran içindeydik.
Bu arada, Yüce Allah''ımıza, bu mutlu anları yaşattığı için de şükrediyorduk.
İçimizden bazıları, bir futbol maçının böylesine değerlendirilmesine dudak bükebilirler. Hatta, bazıları gazetelerde böylesine büyütülmesine kızabilirler.
Onların kişisel görüşlerine de saygımız var.
Ne var ki, biz böyle başarılara, böyle zaferlere çok hasrettik. Hatta yabancıydık...
Bu gibi hamleleri büyütmesek, neyi büyütebiliriz ki!
Keşke, bilim adamlarımız "nobel" kazansa, kalkınma ve büyüme oranımız rekorlar kırsa da, böyle sayfalar yapabilsek...
Artık, yeni binyılın, bir "iletişim çağı" olduğunu unutmayalım.
150''den fazla ülkenin televizyondan izlediği ve bütün dünyanın konuştuğu, etkilendiği bir başarının altında, kimin imzası varsa, onu alkışlamak, kutlamak bir görevimiz de olur sanırız.
Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olmamıza rağmen, Cimbom''un aldığı neticeden şeref duymak mecburiyeti ile karşı karşıyayız. Bunu da can-ı gönülden yapıyoruz. Çünkü bu tarihi zaferin tanıklarındanız.
Yaşasın Fatih''in aslanları.
Yaşasın Türkiye...

