Ne yazık ki; ülkemizde en revaçta olan işlerin başında, "kolayca" adam harcama geliyor. Aslında, değil "kolayca" birbirimizi hiç harcamamamız gerekiyor. Çünkü, bir mühendisin, bir gazetecinin, bir diplomatın, bir genel müdürün ve nihayet bir politikacının yetişmesi, sahasında kariyer sahibi olması, hem kendisine hem de bu ülkeye çok pahalıya mal oluyor. En ufak bir uygunsuzlukta veya anlaşmazlıkta, insanları önce yıpratarak sonra hedef yaparak yıkmak gerçekten de Türkiye için bir lüks. Tabii ki; gözle görünür, elle tutulur yani temeli olan her türlü uygunsuzluğun, rüşvetin, irtikabın üzerine gidilmeli. Hem de, en çabuk ve en kararlı şekilde.. Ancak; herhangi bir şekilde, hesabı verilmiş, gün ışığına çıkmış iddialarla uğraşmak hem boşuna bir gayretkeşlik hem de onur kırıcı değil mi?
Çiller ve Yılmaz Örnek olarak; iki defa üst üste yargıda beraat eden Çiller''in yeniden aynı iddia ile Yüce Divan''a gönderilmek istenmesi "kolayca" adam harcama kulvarına girmiyor mu? Ya, Bakanlar Kurulu''nun aldığı bir kararı imzalamaktan başka bir davranışı olmayan Mesut Yılmaz''ı Yüce Divan''a gönderme gayretleri, fuzulî değil mi? Gerçi, biz komisyonlarda verilen oyların kutsallığı üzerinde tartışma açmak istemiyoruz. Hatta, demokrasinin bir cilvesi olarak nitelendirdiğimiz kararlardan ötürü de, hiçbir partiye fatura çıkarmak eğiliminde değiliz... Belki de, böyle eften püften suçlamalar dışında, somut içerikli kararlar alınabilseydi alkışlardık da.. Ne var ki; mekanizmanın boşu boşuna ve usulsüz çalıştırıldığına yanıyoruz. Yani, atılan taşlar, ürkütülen kurbağaya değmiyor. Genel olarak, böylesi girişimlerin salgın halini almış olmasından yakınıyoruz. Sadece, politika sahasında değil bütün alanlarda böylesine bir salgının Türkiye''yi yerinde saydıracağından hatta gerileteceğinden korkuyoruz.
MHP''yi destekliyoruz Tekrar ediyoruz; MHP gibi bir siyasi partinin, suiistimallerle mücadele savaşından bahsetmiyoruz. Üstelik, böylesine soylu icraatlarını da sonunu kadar destekliyoruz. Fakat; kantarın topuzu kaçmamalı. Dünyanın hiçbir yöresinde, Türkiye''de olduğu gibi gündem sıkça değişmiyor. Belki, bunca hengame içinde kararlarımız hatta prensiplerimiz "günlük" oluyor. Bir bakıma, günlük yaşıyoruz. Sırf günü kurtarmak için yapılanların çoğunun, aceleye geldiği, yanlışlarla dolu olduğu sonradan anlaşılıyor. Özellikle, politikanın günlük yapılmaması icap ediyor. Diyeceğimiz şudur ki; her alanda birbirimizi harcama eyleminden uzaklaştığımız sürece, mutluluğa ve istikrâra daha emin adımlarla yaklaşırız. Ancak, hiçbir yasal işlemden de rahatsızlık duymamalıyız. En önemlisi, eleştirilerimizi yaparken sağduyuyu elden bırakmamalıyız. Daha doğrusu, birbirimizi harcamamalıyız.

