Kaydet
a- | +A

Hiç "molihiya" yediniz mi? Şimdi, durup dururken "molihiya" da nereden çıktı diye sorabilirsiniz. Her şeyden önce "molihiya" hakkında bildiklerimizi aktaralım; "Molihiya" ıspanağı veya semizotunu andıran yeşil renkli bir sebze türü. Salatası yapılabildiği gibi tavukla veya kuzu eti ile de pişirilebiliyor. Soluk görüntüsüne rağmen, tadı güzel, nefis bir yemek. "Molihiya"yı ilk defa, İkinci Barış Harekâtı sırasında Lefkoşa''da bir soydaşımızın evinde yemiştik.

Hiç unutulur mu? Harekâtın atmosferi altında "molihiya"mızı, ekmeğimize banarken Kıbrıslı gencin söyledikleri hep kulağımızda çınladı: "İki lokma molihiya da olsa, özgürce güven altında yiyebiliyoruz ya. Daha ne isteyelim." Siperlerde nöbet tuta tuta büyüyen delikanlının sözlerinde çok şey yattığı, yıllar ilerledikçe daha iyi anlaşılıyor. İlk sırada bir "abartı" gibi gelen "şükür" yüklü sözlerin gerçekleri haykırdığına zaman zaman tanık olmak, insanı geçmişlere de götürüyor.

Genç neslin şaşkınlığı Yıllar aslında çok çabuk geçiyor. Çeyrek asır öncesinin Kıbrıs''ını düşünmek bile istemiyoruz. Rum mezalimi altında inim inim inleyen, bütün hakları ellerinden alınan Kıbrıs Türkü''nün çektiği acıyı, ıstırabı ancak bizzat yaşayanlar bilebilir. Eğer Mehmetçik yavruvatanda yaşayan soydaşlarımızı, Rumların elinden kurtarmamış olsaydı, kimbilir şimdi neler olurdu. Tabii ki, yağız delikanlının üç dört lokma "molihiya" için bu denli coşkusu olacaktı. Ne var ki, genç nesil, geçmişi yaşamadığından, aç susuz kalmadığından, korku nedir bilmediğinden Mehmetçiklerin sağladığı barış ve güven ortamının kıymetini, değerlendiremiyor.

Yazıklar olsun Evet, yazıklar olsun ki; canı kanı pahasına Rum mezalimine son veren askerlerimize yöneltilen izansız yakıştırmalara, ithamlara... Eğer bugün Kıbrıs Türk halkı, molihiya kaşıklıyorsa, şeftali kebabını afiyet içinde, yiyebiliyorsa, bunu kime borçludur? Hatta, gençler son model arabalarda caka satıyor, diskoteklerde sabahlıyorlarsa bunun bile kıymetini bilmeliler. Çünkü, onlar zevk-ü sefa içindelerken, güvenlikleri için "nöbet" tutan yine Mehmetçiklerden başkası değil. Evet, yazıklar olsun ki, kahraman askerime "kara sakal" veya "gaco" diyebilmek tıynetsizliğini gösterenlere. İnsanın çıldırası geliyor. Bu kadar "nankörlük" olabilir mi? Önceki gece, değerli meslektaşımız, ağabeyimiz Orhan Birgit''in, nankörlerden bir Kıbrıslının yakasına nasıl yapıştığına tanık olduk. Birgit, bar bar "Senin muazzam toprakların var, malın var, servetin var. Eğer Türk askeri gelmeseydi, hani istilacı dediğin Mehmetçik imdadına yetişmeseydi, halin nice olurdu" diye hesap soruyordu.

Yeter artık Sınırda nöbet tutan Türk askerine "istilacı" diyebilecek kadar alçalan sözde Kıbrıslı Türkler, artık iz''ana gelmeliler. Yoksa, daha çok Orhan Birgitlerle karşılaşırlar. Çok iyi bilinmeli ki, gözbebeğimiz Mehmetçiğimizi asla "gaco" dedirtmeyiz. Yeter artık diyoruz, sapmış olsalar bile nankörleri, sağduyuya davet ediyoruz.

Azgın Akdeniz Salamis Bay Oteli''nin her balkonundan, Akdeniz bir hoş görünür. Mevsimi olmamasına rağmen zaman zaman azgınlaşan dalgalar, denizi kabartıyorsa da, sahilde koşuşan çocukların sesini kesemiyor. Özgürlük hele güven altında yaşamak ne güzel şey. Ne var ki; Sahilde koşuşan çocuklara, özgürlüğün ne pahasına elde edildiği çok iyi anlatılmalı. Türk askerinin, kahramanlık destanları bir bir akıllarına sokulmalı. "Nutuk" atmak, ucuz kahramanlık şovları yapmak çok kolay. Ancak, gerçekleri saptırmak çok zor hatta imkansız. Eğer, seni boğazlamaktan kurtaranlara, çeyrek asır sonra "istilacı" gözü ile bakarsan, işte bu asla olmaz. Özgür ve güven verici bir ortamda; yarınlara koşmak varken, neden bu azgınlık, neden bu hırçınlık. Bu mübarek toprakları sevmiyorsanız, buyrun "Yeşil Hat"tın ötesine...