Kaydet
a- | +A

Gerçi, hâlâ sarılamayan yaralar hatta kurulamayan çadırlar olabilir. Fakat, hiçbir kimsenin, hiçbir kurumun, hiçbir örgütün ve özellikle devletin kasdi davranışı, bilinçli ihmali iddia bile edilemez. Özellikle deprem bölgelerinde yaşamak mecburiyetinde bulunan depremzedelerin, duyduğu ıstırabı, çektiği acıyı ve mahrumiyeti anlatmaya herhalde kelimeler yetmez. Büyük depremin üzerinden geçen 100 uykusuz gecenin, ne canlar bezdirdiğini, usandırdığını, kahrettiğini sadece tahmin edebiliriz. Bizzat yaşamayan bilmez. Gerçekten de, Marmara bölgesinde yaşanan dramın boyutu çok büyük ve elem verici. Ne var ki, her karanlığın bir de aydınlığı var. Elbette, bir gün şafak sökecek ve çekilen ıstırap yavaş yavaş dinmeye başlayacak. Depremzedelerin, geçirmek mecburiyetinde kaldığı 100 gün ve 100 gecenin, etkileri belki de binlerce günde silinmeyecek. Ancak acıların dinmesini, ateşin küllenmesini beklemekten başka elden ne gelebilir ki?

VARIMIZLA YOĞUMUZLA Aslında, deprem faciası karşısında, varımızla yoğumuzla, el ele, gönül gönüle kenetlendiğimizi de unutmayalım. Ve büyük bir onurla, depremin bizleri yıkamadığını da haykırabiliriz. Gerçi, hâlâ sarılamayan yaralar hatta kurulamayan çadırlar olabilir.

Fakat, hiçbir kimsenin, hiçbir kurumun, hiçbir örgütün ve özellikle devletin kasdi davranışı, bilinçli ihmali iddia bile edilemez. Bir asra bedel 45 saniyenin alıp götürdüklerine, tabii ki her zaman yüreğimiz yanmalı, özellikle şehit düşen vatandaşlarımızı daima rahmetle yad etmeliyiz. Yitirilen mala gelince, her şeyi yeniden yapmak, düzenlemek çok güç. Öncelikle, sağlıklı bir iskânı gerçekleştirmek gerek. Gerisi "Allah kerim". Evet, büyük depremin üzerinden 100 gün ve 100 gece geçti. Dileriz ki, karanlığın ötesindeki aydınlık bir an önce her yere dolsun taşsın...