Ülkemizi aylardan beri sarsan fırtına acaba ne zaman dinecek? Gerçekten de; hem siyasi, hem ekonomik hem de sosyal bakımdan çıkan fırtınaların tahribatı büyük oldu. Aslında; her bakımdan bozulan dengeler, derin yaralar açarken en fazla da, orta ve dar gelirli vatandaşlarımız mağdur oldu. Türkiye''nin temelini oluşturan bu vatandaşlarımızın çoğunun da, işçi ve memur olduğu malûm. Ne varki; hem memur hem işçi her bakımdan moral çöküntüsü içinde. Özellikle; 57''nci hükûmetin işçiler için düşündüğü Sosyal Güvenlik Reformu ve memurlara verilmesi tasarlanan yüzde 20''lik zam, her iki kesimi de perişan etmiştir sanırız. Bu gerçeklerin tartışmasını bile yapmamak gerek. Ancak; ekonomik durum bakımından da, hükûmetin belki de ilk defa popülizmden vazgeçip, böylesine bir gayya kuyusuna atladığı kabul edilmeli.
SON UYARI Yoksa, hangi siyasi iktidar "bindiği dalı" böylesine kökünden kesmeye kalkışır. Anlaşılan odur ki; duvara toslama döneminden korkulmakta. Oysa; tünelin ucunda bir "umut" ışığının görülmesini de yıllardan beri bekler dururuz. İşçi ve memur, bugün son uyarıyı hükûmete yaparken, ülkenin perişan halini de sergilemiş olacak. Her ne kadar; son uyarının da, bir taviz koparamayacağı tahmin ediliyorsa, bu eylemin yapılmasında "deşarj" ve "demokratik hakların" kullanılması bakımından büyük faydalar mevcut. 57''nci koalisyon kabinesi, 56''ncı hükûmetin ekonomik kararlarını "sil baştan" dercesine yeniden revize etmiş durumda. Piyasalarda bir rahatlamanın yanı sıra, krizden çıkışın sinyalleri hissedilmeye başlandı. Eğer, işçi ve memur kesiminin öfkesi de hafiflerse, genel durumun normale dönmesi hiç de zor olmaz. Her şeye rağmen, fırtına önce dinmeli ve sonra da durmalı.

