Kaydet
a- | +A

Yuvası yıkılan, perişan durumda bekleyen veya umduğu ilgiyi göremeyen bazı depremzedelere şefkatle yanaşıp, onları ikna etmeye kalkışan misyoner faaliyetlerinin "tehlikeli" boyutlara ulaştığı bildiriliyor. Ayrıntılarını gazetemizde okuyacağınız üzre, misyonerler çeşitli şehirlerin yanısıra özellikle deprem bölgesinde, faaliyetlerini sürdürürlerken, saf vatandaşlarımızı büyük ölçüde etki altına alıyorlar. Ötedenberi Türkiye''yi bir laboratuvara çeviren Batı, çeşitli adlar ve maskeler altında halkımızın nabzını tutmuş, bazı telkinlerde bulunmuş hatta tahrik etmişti. Bir bakıma, iç işlerimize yani bağımsızlığımıza müdahale anlamına da gelen bu tür faaliyetlerin hiçbiri zaten yasal değil. Ne var ki, bu kez sinsi ve planlı bir şekilde ortaya çıkan faaliyet, inanç dünyamızı da tehdit ediyor.

Tevekkül yerine vaat Her şeye rağmen, tevekkülü elden bırakmak istemeyen saf Anadolu halkına, vaatlerde bulunarak geliştirilmek istenen sürecin tehlikesi gerçekten çok büyük. Özellikle çaresizlik içinde bocalayan vatandaşlarımıza, İncil ve dini kitaplar hediye eden misyonerler, daha sonra maddi menfaat de vaat ederek yıkıcı faaliyetlerini sürdürüyorlar. İşin garip tarafı, bu sakıncalı ve yasal olmayan faaliyetlere, Ankara ve İstanbul''da bulunan bazı büyük şirketlerde çalışan mühendis ve yöneticilerin de katılması... Üstelik, Türkiye''de kuruluşlarda çalışan misyonerlerin, bazı vatandaşlardan destek görmesi, insanı ürkütüyor. Büyük maddi güce sahip olan kiliseler tarafından desteklenen ve özellikle geri bırakılmış, yoksul ve sorunlu ülkelerde faaliyet gösteren misyonerlerin, depremlerden sonra Türkiye''yi üs haline getirdikleri de belirtiliyor. İnanç özgürlüğünün Anayasa''nın teminatı altında bulunduğu Türkiye''de zorla veya kandırarak dinî telkinlerde bulunmanın mahzurları ortada. Misyonerlerin faaliyetleri her ne kadar sıkı bir şekilde izleniyorsa da önüne tam olarak geçilemediği de acı bir gerçek.

Misyonerlere kanılmamalı Buna rağmen, misyonerlik faaliyetinden ötürü gözaltına alınan ya da sınır dışı edilenlerin sayısının son bir yılda, Cumhuriyet tarihinin en üst düzeyine çıktığı anlaşılıyor. Sorunlu veya dar gelirli kişilere, "iyilik meleği" gibi yaklaşan fakat sonradan gerçek yüzlerini gösteren misyonerlerin asıl maksadının ise, Türkiye''yi psikolojik bir şekilde zayıflatarak bağımsızlığını kemirmekten başka bir şey olmasa gerek. Türk milletinin büyük bölümü sarsılmaz bir şekilde yüce dinimize bağlıysa da, dar gelirli, yoksul ve sorunlu kişilerde, misyonerlerin iz bırakabileceği ifade edilirken, vaatlere kanılmaması gerekiyor. Özellikle deprem bölgelerinde, misyonerlerin kurduğu tuzağa düşülmemesi için milletçe özen göstermeliyiz, dikkat etmeliyiz.