Kaydet
a- | +A

Kim ne derse desin veya nasıl düşünürse düşünsün, Avrupa Birliği''ne aday kabul edilme biçimini pek sindiremedik, izahı güç bir burukluk içindeyiz. "Kerhen" adaylık Türkiye''ye ne kazandırır bilemeyiz. İçimize sindiremiyorsak da, buruk da olsak, adaylığın "hayırlı" olmasını dilemekten başka geriye ne kalıyor ki! İki gün önce "İçi boş yıldız" başlığı altındaki yazımızda belirttiğimiz gibi, Türkiye''nin Helsinki''den umduğunu bulamadığını sanıyoruz. Bazıları kabul edilemez olduğu halde, bütün şartları yerine getirdiğimiz takdirde 4 yıl sonra başlayacak üyelik görüşmelerini kapsayan kararın gerçekte Yunanistan''ın lehinde olduğu görülüyor. Avrupalı olmak veya en azından görünmek, doğurduğu ekonomik ve siyasal avantajlarla tabii ki arzu edilebilecek bir gelişme. Ne var ki, Avrupalı olma uğruna Türkiye''nin hayati menfaatlerini ve geleneksel hatta milli politikasından uzaklaşmak mecburiyetini izah etmek çok güç olsa gerek. Başta Ege''deki tabii haklarımız olmak üzere birçok çıkarlarımızı Yunanistan''a peşkeş çekme anlamına gelen şartların ağırlığı, Güney Kıbrıs''ın AB''ye girişine otomatikman itiraz edlmeme emrivakisiyle daha da şiddetleniyor.

TAM ÜYELİK TUZAĞI Aslında AB''nin kararını komşumuzun veto etmemesi menfaatinin icabı olduğu da kesin olarak anlaşılıyor.

Yoksa, Yunanistan gibi bir ülkenin veto hakkını kullanmaması düşünülemez bile.

Burada önemli olan, Güney Kıbrıs''ın AB''ye girişindeki kilidin açılmasından başka bir şey değil. Kaldı ki; 4 yıl sonra Türkiye''nin tam adaylığa kabul edilmesinin de yüzde yüz gerçekleşeceğini şimdiden kimse iddia bile edemez. Tam üye kabul edilme aşamasında, Yunanistan''ın çeşitli engellemeleriyle karşılaşılamayacağına kim garanti verebilir ki? Eğer işin ucunda, Ege''deki milli haklarımızdan vazgeçme ve Güney Kıbrıs''ı resmen tanıma gibi şartlar olmasaydı, Avrupa''nın bol yıldızlı bayrağında yer almak ne kadar da önemli ve anlamlı olurdu.

Oysa, "kerhen" adaylık Türkiye''ye ne kazandırır bilemeyiz. İçimize sindiremiyorsak da, buruk da olsak, adaylığın