Yağmurun "sinsi sinsi" çiselediği fakat gökyüzünün alabildiğine "berrak" olduğu bir Almanya sabahı... Henüz sabahın erken saatleri olduğundan daha Hannover uyanmamış gibi... Üstelik, nedense, "kasvet" veren çan sesleri de kulakları tırmalamıyor. Marriolt Oteli''nin 310 nolu odasından, üzerine düşen "cılız" yağmur taneciklerinden bile sanki rahatsız olan Marchsee Gölü''nü seyrediyoruz. Göl otele o kadar yakın ki, yamacındaki palmiye ağaçlarının hışırtısı duyulabiliyor... Gölün üzerinde, ufacık yelkenler süzüle süzüle giderken, enginlere dalıp, geçmişi hatırlamamak daha doğrusu olan-bitene "takılmamak" elde değil.
Acı göl Günümüzde "insan hakları savunuculuğu"na soyunanların, mazilerindeki "karalar" öyle unutulacak cinsten değil. Bırakınız her şeyi; Şu, Marchsee Gölü''nün dili olsa da, bazı gerçekleri milenyum dünyasına bir fısıldayıverse keşke... 1934-1936 yılları Almanlar için "utanç verici" bir belgeselin yapım yılları... Çünkü, o yıllarda; Nazi yönetimi, 2 bin 400 metre uzunluğunda 565 metre genişliğindeki gölü, Museviler zorla yaptırmış.
Nereden nereye Tıpkı, eski çağlarda Firavunların Mısır''da bir Piramit''i kölelere, kamçı zoru ile inşa ettirmeleri. Tıpkı; İkinci Viyana Seferi''nden sonra 1683''lerde Münih''teki kanalın Türklere kazdırılması gibi... Şimdi, yıl 2000... Yeni binyıla girilirken, insanoğlu, harikalarını Expo 2000 fuarında sergiliyor. Oysa, dünyanın boy ölçüştüğü Hannover''in göbeğinde, bir utanç gölü bulunuyor. Hem de, 2 metre kadar derinliği olan suni gölde, insanoğlu özellikle Almanlar, hayatın keyfini çıkarmaya çalışıyor. Nereden nereye?
İtham etmek Aşağı Saksonya''nın başkenti Hannover''de, böylesine bir "utanç gölü" mevcutken, Almanların, insan hakları adına söyleyecekleri ya hiç olamamak, ya da, sıradan sebeplerle, sağı solu itham etmemeliler. Çevresiyle birlikte 1 milyon nüfusa sahip olan Hannover''de yaklaşık 250 bin Türk yaşıyor. Bu yüzden, "utanç gölü" üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Önceki gece, gölün çevresinde yapılan etkinliklerde, Almanların nasıl eğlendiklerine de, ister istemez tanık olurken, gurbetçilere reva görülen muameleler karşısında, Marchsee''yi daima hatırlatmak gerekiyor.
Bu atmosferde Üstüne üstlük dün Hannover''de, başını Almanlar''ın çektiği bir grup, Türkiye''nin "İnsan hakları"yla ilgili davranışlarını protesto ediyordu. Ya buna ne demeli!.. Bu atmosferde "Türk Günü" ve "Türk Pavyonu"nu eleştirmek istemiyoruz. Sadece "susmakla" şimdilik yetineceğiz. Ne var ki, Turizm Bakanı Erkan Mumcu''nun iyi niyeti ve gayretleri bile, bunca organizasyonun tam başarılı olmasını sağlayamıyor. Herşeye rağmen, dün de belirtmeye çalıştığımız gibi, Expo 2000 Türkiye ben de varım sinyallerini vermeyi başarıyor. Son dakikada, Hannover ziyareti kararı verilmemiş olsaydı, bu pazar yeni vizyona giren "Vatansever"i izlemeyi planlamıştık.
Hani, ırk ayırımcılığıyla suçlanan film var ya, anlaşılan ilgi uyandırıyor. Ve, "ister inanın, ister inanmayın" Orhan Pamuk''un "Dostoyevski''yi nasıl bilirdiniz?" başlıklı yazısını, bu sefer baştan sonuna kadar okuma fırsatını da yakalayacaktık. Yine de; Ortaçağ''dan kalma, Avrupa''nın en büyük ormanına sahip Hannover''de, Marchsee Gölü''nün hatırlattıkları hatta düşündürdükleri, bu arada Expo 2000''de uygarlığın sergilenişinden izlenimler, hafta sonumuzu dolduruverdi...
Cellat Çar Bu arada, hiçbir gelişme hiçbir anı Rusya''da oynanan trajediyi unutturacak kadar etkili olamaz sanırız. Çağımızın Çarı Putin, ne denli zalim ve cellat olduğunu bütün dünyanın önünde adeta kanıtladı. ABD bir vatandaşı için bile başka ülkelere savaş çıkarmaya kadar ilgi içindeyken Putin''in 118 askerini göz göre göre ölüme terketmesi tıynetini de ortaya koyuyor.
... Ve hür dünya hâlâ Çeçenistan''da zalim Çar''ın giriştiği soykırımı görmezlikten geliyor.

