Doğu Akdeniz Üniversitesi''ndeki konferansımız sırasında ve sonrasında en çok "medyanın kirlenmesi" sorularına muhatap olduk.
Bu arada; endişelerini dile getiren, her şeyin sorgulanması gereğini duyan öğretim üyelerine de rastladık.
Doğrusunu söylemek gerekirse; değil medya dünyasında, her kesimde bir kirlenmeden bahsedilebilir.
Ancak, hiçbir "kötülük", "çürümüşlük" asla emsâl alınmamalı.
Yine de olayın üzerinde uzun uzun durmak gerekiyor.
Bu konu ile ilgili olarak açıkladığımız görüşlerimizi, sütunumuza aksettiriyoruz.
"İletişim özgürlüğü" çerçevesinde medyanın dengesi hiçbir zaman bozulmamalı.
Yasalar, değer yargıları ve meslek ilkeleri her şeyin üstünde değerlendirilmeli.
Her şeyden önce, çoğu mesleklerde bir "yozlaşma"nın izleri mevcut...
Hemen her kesimde çarpıklıklara rastlanıyor... Neyi eşelerseniz, altından bir "marifet", bir "tezgâh" çıkabiliyor.
Diyeceğimiz odur ki, toplumumuz maalesef bir "aşınma" bir "yıpranma" süreci yaşıyor. İçinden çıkmaya çabalıyor...
İşte böylesine bir toplumda; çoğu meslekler gibi "medyanın kirlenmesi" de beklenebilir. Oysa hiç "kirlenmemesi" gereken "medya" olmalıydı... Ne yazık ki, böylesine bir toplumda "medya" da payını almış durumda sanki... En azından böyle "görüntü" içinde... Ne var ki, bunun hiçbir zaman kabul edilmemesi, eğer "medya dünyası"nda kirlenmenin izleri varsa bunun derhal "temizlenmesi", "aklanması" lâzım.
"Medya kirlenmesi" mi, yoksa "toplum kirlenmesi" mi ikilemine girmeden, öncelikle yazılı ve sözlü basının her şeyden, her türlü ithamdan arındırılması gerekir sanırız...
Eğer her kesimde "kirlenme"nin önlenmesi isteniyorsa, bunun öncülüğünü medya dünyası üstlenmeli.
Önce iğneyi kendimize, sonra çuvaldızı başkasına batırmalıyız.
Gazeteciler arasında da fikir ayrılıkları, hatta ideoloji uçurumları gayet normal. Gazeteciler bir olay karşısında farklı etkilenebilir, duygulanabilirler. Fakat, değerlendirme safhasında gayet objektif olmak gerekir. Yani sübjektif değerlendirmelerin basında yer almaması, "mesleğin namusu" olarak kabul edilmeli. Herhangi bir "ihlal" karşısında hepimizin ayağa kalkması, bir ilke olarak benimsenmeli.
Ne var ki, bu temennimizin sadece değerlendirme safhasını kapsadığını da belirtmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, çeşitli fikirleri ihtiva eden yorumlar her zaman yapılabilir. Yani olayın gerçek yüzü değerlendirildikten sonra, onu yorumlamak artık yazarın hünerine, insafına izanına ve tandansına terkedilir.

